Elektronik Cihazları
Soğuturken Elektrik Üreten
Hidrojel
Elektronik cihazlar
çalışırken yüksek
miktarda ısı üretir. Bu
ısının cihazın sıcaklığını
artırarak verimliliğini
azaltması önemli bir
sorundur. Bu nedenle
atık ısının hızla ortamdan
uzaklaştırılması gerekir.
Ancak bu işi gerçekleştiren
fan ve benzeri soğutucu
sistemler enerji tüketir.
Ayrıca atık ısının
kontrolsüz bir biçimde
çevreye yayılması
yararlı amaçlar için
kullanılabilecek enerjinin
boşa harcanması
anlamına da gelir.
Günümüzde elektronik
cihazlardan yayılan atık
ısıyı geri dönüştürebilen
cihazlar, örneğin
termoelektrik üreteçler,
bulunsa da bu sistemler
ısının serbestçe
yayılmasını engelledikleri
için elektronik cihazların
aşırı ısınmasına da sebep
olabiliyor.
Uluslararası bir araştırma
grubu, elektronik cihazları
soğuturken atık ısıyı
elektriğe dönüştürebilen
bir hidrojel film geliştirdi.
Üstelik soğutma işlemi
için gerekli tüm enerji atık
ısıdan elde ediliyor.
Araştırmacıların
geliştirdiği hidrojel aslında
bir tür termogalvanik
pil. Isı enerjisini elektrik
enerjisini dönüştüren bu
pillerde, sıradan pillerde
olduğu gibi, iki elektrot ve
içinde elektrik yüklerinin
hareket ettiği bir
elektrolit çözelti bulunur.
Termogalvanik pillerin
sıradan pillerden temel
farkı, elektrik yüklerinin
elektrotlar arasında
hareket etmesini sağlayan
etkenin elektrotlar
arasındaki sıcaklık farkı
olmasıdır.
8
Görünen o ki eğer COVID-19 en-
feksiyonuna yakalandıysanız ve
iyileştiyseniz bu ikinci bir enfek-
siyon için koruma altında olduğu-
nuz anlamına gelmiyor. Bu neden-
le, maske takmak, sosyal mesafeyi
korumak ve el hijyenimize dikkat
etmek karşı karşıya olduğumuz
tehditle başa çıkmak için hâlâ öne-
mini koruyor.
27
Deniz Kokusunun
Kaynağı Nedir?
Deniz kokusu genellikle iyot ya da ozon ile ilişkilendirilir. Deniz esintisi özlemi çekenler için market reyonlarında oda kokusu olarak da yer edinen ferahlatıcı deniz
kokusunun asıl kaynağı, minik deniz canlılarının tuzlu yaşam ortamında hayatta kalabilmek için ürettiği kükürtlü bir kimyasaldır.
55
Vücudumuzdaki Hücrelerin
Ne Kadarı Bize Ait?
İnsan vücudundaki bakteri ve diğer mikroorganizmaların,
diğer adıyla “mikrobiyom”un, bizim hücrelerimizden sayı-
ca on kat fazla olduğu söylenegelir. Bu ifade, vücudumuzu
mesken edinen minik canlılar ile vazgeçilmez ve faydalı bir
birlikteliğimiz olduğunu benimsetmesi açısından yararlı
olsa da tam olarak gerçeği yansıtmıyor. Güncel bilimsel
çıkarımlar bu oranın pek de güvenilir bilimsel dayanağı olmadığını işaret ediyor.
Dolaşımdaki abartılı oranın 1970 yılında Amerikalı mikrobiyolog Thomas D. Luckey’in yayımladığı bir makaleden
kaynaklandığı düşünülüyor. İnsan dışkısında gram başına
100 milyar mikrop bulunduğunu öngören Luckey, toplam
bağırsak içeriğiyle oranlayarak vücudumuzdaki mikrobiyom mevcudunu 100 trilyon olarak hesapladı. Yedi yıl sonrasında ise mikrobiyolog Dwayne Savage bu sayıyı insan
vücudundaki o döneme ait tahmini hücre sayısı olan 10
trilyona oranlayıp sonraki yıllar boyunca sıkça kullanılacak
10:1 oranını elde etti.
2016 yılında Weizmann Institute of Science araştırmacı-
larından Ron Milo liderliğinde bir ekip, insan vücudunda
yaşayan tüm mikroskobik canlı popülasyonlarına dair literatürdeki kırk yılı aşan geçmişteki çalışmaları analiz etti.
Araştırma, 20 ila 30 yaşlarında, 70 kg kütleli ve 170 cm boyda, referans olarak tanımlanabilecek bir erkek vücudunda
yaklaşık 30 trilyon insan hücresine karşılık 39 trilyonluk
mikrobiyom yer alabileceği sonucuna vardı. Bu sonuç, dayanağı olmayan 10:1 oranını 1,3:1 olarak güncellememiz
gerektiğini gösteriyor. Orandaki yakınlık, her dışkılama
sonrasında sayı üstünlüğünün insana geçebileceği yönünde dahi okunabilir. Bu araştırmanın ikna edici gücü, mikrobiyom yoğunluğunun en yüksek olduğu kalın bağırsaktaki
oranı tüm vücuda genellemek yerine, diğer vücut kısımlarında da belirlenmiş miktarları bütünlüklü biçimde ortaya
koyabilmesi.
Bu tip araştırmalarda “referans” bir bireye odaklanmak,
tahminleri daraltarak daha anlaşılır hâle getirebiliyor. Nitekim yaş, cinsiyet, boy ve kütle bakımından daraltmaya gitmeden yapılan çalışmalardaki esnek tahminler insanlarda
hücre sayısı için 15-724 trilyon, mikrobiyom mevcudu için
de 30-400 trilyon aralığına yayılabiliyor.
Ev sahipliği yaptığımız mikroorganizmalar sayısal üstünlüğe sahip olsa da vücut kütlemizin ancak %0,3'ünü,
yani yaklaşık 200 gramını oluşturur.
56
Hollanda'da ise Phillips karanlık fabrikasında 128 robot ve sadece 9
kişi ile tıraş makinesi üretimi gerçekleştiriyor.
59
Fârâbî ile ilgili bir rivayete göre, kendisine “Sen mi daha
bilgilisin, Aristo mu?” diye soruldu-
ğu, Fârâbî’nin de “Eğer Aristo zamanında yaşasaydım onun en seçkin
öğrencilerinden biri olurdum” diye cevap verdiği söylenir. Hikâyeyi nakledenler Fârâbî’nin bu cevabıyla tevazu gösterdiğini de eklerler.
68
870-950 yılları arasında yaşayan
Fârâbî günümüzde Kazakistan sı-
nırları içinde kalan ve o zamanlarda Fârâb diye anılan Otrar şehrinde
doğdu. Bu yüzden asıl adı Muhammed olmasına rağmen, Fârâblı anlamına gelen Fârâbî adıyla tanınıyor
68
Her çocuk bir kar tanesi gibi eşsizdir. Benzer şekilde üstün zekâlı ve yetenekli çocuklar da birbirinden çok farklı özelliklere sahip olabilir.
74
Eğitim ortamında adalet
herkese eşit davranmak değil, herkese ihtiyaçları doğrultusunda davranmaktır.
76
Ancak denemeyen çocuk gerçekten neyi sevdiğini bilemez,
77
Uzmanlar iç ve dış olmak üzere motivasyonun iki
farklı kaynaktan doğduğundan bahseder. İç motivasyon
çocuğun kendi isteğiyle bir şeye yönelmesi ve ona yatı-
rım yapmasıyken, dış motivasyon anne babanın ya da
öğretmen gibi dışardan birisinin yönlendirmesiyle bir
işe girişmektir. Geçen senelerde üstün zekâlı ve yetenekli
çocuklarla yaptığımız bir araştırmada, çocukların küçük
yaşta daha çok iç motivasyona sahipken ilerleyen yaşlarda dış motivasyon ile harekete geçtikleri bulgulanmıştır.
Üstün zekâlı ve yetenekli çocuklar için bu sonuç biraz
kaygı vericidir. Bunun nedeni, bu bulgunun aynı zamanda, üstün zekâlı ve yetenekli çocukların kendi ilgi duydukları ve gerçekten yetenekli oldukları alanlarda yaptıkları yatırımları zaman içinde bir kenara bırakarak eğitim
sisteminin gerektirdiği sınav başarılarına odaklanmak
zorunda kaldıklarını göstermesidir. Dolayısıyla bu durum
çocukların gelecekte mutlu ve faydalı olmalarını engelleme potansiyeline sahiptir.
78