Puan vermedi·348 syf.····Okunma: 18 Eylül 2020 23:50 Nikos Kazancakis’in ilk defa bir romanını okudum. Doğrusu karşıma neyin çıkacağını tam olarak bilmiyordum. Zorba’yı okumaya başlamadan önce beni etkilememesi için kitapla ilgili yapılan yorumları da okumadım. Romanın kısa cümlelerle, akıcı ve sade bir dille, bazen derinden düşündüren, bazen de insanı kahkahalara boğan diyalogları, okumaya başlar başlamaz içine çekti beni.
• • •
Yazar, Aleksi Zorba’nın yaşam serüvenini anlatıyor. Zorba’nın yaşadıkları üzerinden “kağıt faresi” olarak nitelediği kendisinin tekdüze, riskten kaçan, ihtiyatlı, çekingen, insanlardan uzak, yalnız olan yaşamını ve hayat felsefesini sorguluyor. Zorbanın yaşam serüvenini bir ayna gibi kullanıyor kendi yaşamını sorgulamak için… Böylece insanın ve yaşamın “sır”larını çözmeye çalışıyor…
• • •
Eğitimi olmayan bir adamın “yaşam aforizmaları” gibiydi kitap. Güngörmüş, gün geçirmiş, yaşamın tüm sillesini yemiş, hiçbir kurala tabi olmamış, bazen mutlu bazen mutsuz olmuş, kendisi yaşlı ama ruhu genç, özgür bir adamın “yaşam aforizmalarını” okuyor gibi hissettim kendimi. Her soruya bilgece cevabı olan, her soruna bir çözüm yolu bulan, sıkıntılı anlarında santuruyla avunan, olmadı kalkıp oynayarak sürekli hareket halinde olan bir adamın nefes nefese peşinden koştuğunuz hikâyesi Zorba.
• • •
İnsan Zorba’yı okurken kendi yaşamını sorgulamadan edemiyor. “Kağıt faresi”nin ifadesiyle “Okumamış adamın, mantıktan da öte, gururlu ve sağlam yürüyüşünü seyrediyorsunuz” sizde kendi yaşamınızı gözünüzün önünden geçirerek... Her şeyinizi sorguluyorsunuz; zayıf ve güçlü yönlerinizi, umutlarınızı, kaygılarınızı, korkularınızı, inancınızı, yediklerinizi, içtiklerinizi, kadınlara, çocuklara, ihtiyarlara, evliliğe, arkadaşlığa, dostluğa, haksızlığa, zalimliğe, acımasızlığa, merhamete, ölüme bakışınızı…
• • •
Ben Zorba’yı okurken hem kendime yakın buldum, hem uzak… Özellikle kadınları bir yandan yüceltirken bir yandan da “zevk aracı” olarak gören görüşleri, beni kitabın sonuna kadar rahatsız etti diyebilirim. Ama samimi, içi dışı bir, içindeki çocuğu yaşayan, elindekileri paylaşmayı bilen kişiliğiyle, merhametinin, sevgisinin, iş bitiriciliğinin, çalışkanlığının ve bilgece sözlerinin beni kendisine hayran bıraktığını söyleyebilirim.
• • •
Elbette kitabı okurken, bir yamaçta kurulmuş çardaktan Girit’in mavi sularını izlemek, santuru dinlemek, zeybek oyununu seyretmek, “İki keklik bir tepede ötüyor/ Ötmede keklik, benim derdim yetiyor” türküsünü işitmek, Balkanlar’dan Akdeniz’e, Ege’ye, Anadolu’ya kadar nasıl tarihi ve kültürel bir zenginliğin içerisinde yaşadığımızı hissetmek büyük bir keyifti benim için…