·268 syf.····Okunma: 06 Ekim 2020 07:28 Northanger Manastırı, Jane Austen'dan okuduğum dördüncü kitap oldu. Daha önce "Gurur ve Önyargı", "Emma" ve "İkna"yı okumuştum. Aralarından en beğendiğimin "Emma" olduğunu söylemeliyim.
Northanger Manastırı, yazarın yazdığı ilk eserlerinden. Dolayısıyla diğer eserlerinden daha zayıf olduğu fikrindeyim. Ayrıca gerek işleyiş gerekse de hikaye açısından, diğer eserlerinden daha farklı olduğunu da düşünüyorum.
İşleyişle alakalı olarak bir örnek vermem gerekirse Jane Austen, karakterimiz Catherine Morland'ın bir hikaye kahramanı olup olmadığını sorgulatıp duruyor. Kahramanların hangi özelliklerde olması gerektiği ve Catherine'in ne kadarını karşılayabildiğini açıklıyor. Örneğin; "Kahramanvari olmaktan ziyade oldukça sıradan hisler kapladı içini." (Zeplin Yayınları, 2.Basım, Ocak 2017). Ayrıca Jane Austen sık sık hikayenin arasına girip okuyucu ile konuşuyor ve karakteri yönlendiren kişi konumuna geliyor. Diğer eserlerinde, böyle bir durum ile karşılaşmamıştım. Mesela; "Ve artık kahramanımızı hakiki bir kahramanın kaderi olduğu üzere, içinde uykusuz bir gece geçireceği yatağına ve kuruntularından diken diken, göz yaşlarından sırılsıklam olmuş yastığına teslim edebiliriz." (Zeplin Kitap, 2. Basım, sayfa 88). Farklı anlatım tarzına bir örnek daha vermem gerekirse; "Pazartesi, salı, çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi, okurun gözleri önünde böyle geçip gitti; her günün olayları, umutları, endişeleri, utançları ve mutlulukları teker teker anlatıldı ve geriye sadece Pazar gününün sancılarını tarif edip haftayı kapatmak kaldı." (Zeplin Kitap, 2. Basım, sayfa 95).
Biraz da hikaye hakkında konuşalım. Jane Austen'ın tasarladığı erkek karakterleri çok severim; gerek George Knigtley, gerek Fitzwilliam Darcy, gerekse de Frederick Wentworth. Fakat bu kitaptaki Henry Tilney için aynı düşüncelere sahip değilim. Zaten bu kitapta, diğer kitaplarındaki gibi bir aşk hikayesi de yok. Zira Jane Austen "Northanger Manastırı"nda dönemin evlilik koşullarına da göndermeler yapıyor. Eleştirdiği tek konu evlilik koşulları da değil, romancılığa ve dönemin romancılığa dair bakış açısını da anlatıyor Austen. Roman okumanın, hakir görüldüğünden bahsediyor.
Yazımı, yayıneviyle sonlandırayım. Çeviri oldukça kötüydü. Ne anlatmak istediği anlaşılmayan, devrik cümlelerle doluydu kitap. Emma'yı Zeplin Yayınevi'nden okumuş ve çok beğenmiş, akabinde de İkna'yı almıştım. Fakat onun da çevirisini beğenmemiştim. Yayınevine bir şans daha vermek istedim, fakat hayal kırıklığı oldu. Gurur ve Önyargı'yı ise İş Bankası'ndan tercih etmiştim. O da çok kötüydü. Austen kitaplarını şöyle hakkıyla çevirip yayınlayacak bir yayınevi olmalı.
Özetle, Northanger Manastırı'nı çok da beğenemedim. Fakat Austen'ın tüm eserlerini okumak istediğim için listemdeki bir kitaptı. Şimdiye kadarki okumalarıma göre Austen sıralamam; Emma, Gurur ve Önyargı, İkna, Northanger Manastırı şeklinde.
İyi okumalar dilerim.