Gönderi

Eleştiri
3/10
·199 syf.··
2020 27. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2020 19:39
Refik Halit kitabın muhtevası ile beni bir hayal kırıklığına uğratmayı başardı. Adı "Memleket Hikayeleri" ama insanın aklına şu soru geliyor Hangi memleket, kimin memleketi..? Anlattığı hiyalerde ben kendi memleketimi bulamadım, güzel yurdum Anadolu'yu bulamadım. Hep içki âlemlerinde, kadın düşkünü, birbirini soyan, satan insan profili çizilen hikayelerin yazıldığı tarihler de 1915 gibi 1919 gibi, Çanakkake, İstiklâl Harbi'nin vúkû bulduğu dönemler.. Yani insanın aklına Anadolumuzdaki insanlar bu ruhla mı bu savaşları kazanmış demek geliyor.. Paydos vatinden gece yarılarına kadar şeftali bahçelerinde çengi oynatıp, içki tüketen devlet memurlarından bahsediliyor.. Sırf düşkün bir kadının açlıktan ölmeye terkedildiğini bir Anadolu insanının dahi bir lokma vermediği anlatılıyor.. Camii imamının dahi içki içip umumî eve gittiği belirtilen bu hikayeleri ben muhteva olarak kendi değer ve kültürüme aykırı bulduğumu ifade etmek isterim.
Edebiyat
Memleket HikayeleriRefik Halid Karay · İnkılap Kitabevi · 20218,3bin okunma
··
458 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Refik Halit Karay’ın Memleket Hikâyelerinde şu an 112. sayfadayım ve okudukça “Bu Anadolu benim Anadolu’m değil” demek bana biraz dönemin şartlarını gözden kaçırmak ya da kişinin kendi yaşadığı çevreyi, kendi mahallesini fazla idealize etmesi gibi geliyor. 1900’lerin başı savaşların, göçlerin, salgın hastalıkların ve ağır yoksulluğun insanların hayatını belirlediği bir dönem. Hikâyelerde anlatılan köy ve kasabaların çoğu, bazen iki gün süren yolculukla gidilen, kuş uçmaz kervan geçmez, iletişimin ve ulaşımın zor olduğu köyler. Bugün bildiğimiz anlamıyla eğitim-öğretim Anadolu’nun büyük bölümünde yoktu. Bu yoksulluk sadece maddi bir sıkıntı getirmiyordu; çoğu zaman ekonomik çöküşün ardından ahlaki çöküş de geliyordu. Açlık ve çaresizlik içinde insanlar hayatta kalmak için kendi çıkarını öncelemek zorunda kalabiliyor, bu da dışarıdan bakınca ikiyüzlülük ya da çıkarcılık gibi görünen davranışları doğurabiliyordu. Refik Halit’in anlattıkları bana bu yüzden çok gerçekçi hatta zamansız geliyor. Bugün Anadolu’nun ücra bir yerine gitsek benzer hikâyelerle karşılaşabiliriz. Müge Anlı ve benzeri tv programlarında buna benzer durumları hala görüyoruz. Aslında bu durum köyden çok; kapalı, dışarıyla iletişimin az olduğu yerlerle ilgili; böyle yerlerde güçlü olan güçsüzü ezebiliyor, kendisini koruyacak kimsesi olmayanlar ya da yeterince gücü olmayanlar zorbalığa maruz kalabiliyor. Nitekim Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı döneminde asker kaçaklarının da azımsanmayacak düzeyde olduğu, askere alınabilecek nüfusun yaklaşık %40’ının savaştan kaçtığını biliyoruz. Bu yüzden Anadolu’yu tek tip, idealize edilmiş bir yer olarak değil; yoksulluğun, savaşın ve çaresizliğin içinde hem dayanışmayı hem de zayıflıkları barındıran karmaşık bir gerçeklik olarak görmek bana daha gerçekçi geliyor.
Teşekkür ederim.
incelemeni okurken erkek olduğunu tahmin ettim biraz düşün bunun üstüne