Not Defterinizi
Tablete
Dönüştürmek
İster misiniz?
Purdue Üniversitesinden mühendisler, herhangi bir kâğıt veya karton ambalajı bir
klavye, tuş takımı veya diğer kullanımı kolay bilgisayar ara yüzlerine dönüştürebilen
basit bir baskı işlemi geliştirdi.
7
Tamamen Geri
Dönüştürülebilir
Plastik
Keşfedildi
Kimyasal yapı taşlarına
kolayca ayrıştırılabilen ve
yüksek kaliteli ürünlere
yeniden dönüştürülebilen
yeni bir plastik türü
keşfedildi. Bu keşifle
plastik atık miktarının
azaltılabileceğine dair
umutlar da arttı. Her
yıl dünyada 300 milyon
tondan fazla plastik
üretiliyor ve yalnızca
küçük bir kısmı, örneğin
ABD'de yaklaşık %10’u,
geri dönüştürülüyor. Geri
kalanı çöp alanlarında
birikiyor, yakılıyor, su
kaynaklarına ya da
okyanuslara karışıyor ve
çevreye önemli zararlar
veriyor.
Plastiğin bu kadar
düşük bir oranda geri
dönüştürülmesinin
bir nedeni,
parçalanmasının zor
olması ve eski plastiği
yeniden kalıplamak
için kullanılan
tipik işlemlerin
plastiğin kimyasal
yapısını zayıflatması.
Sonuç olarak, geri
dönüştürülmüş plastik
normalde yalnızca
dış mekân bankları
ve çöp kutuları gibi
düşük değerli ürünler
yapmak için kullanılıyor.
Bu sorunu çözmek
için Colorado State
Üniversitesinden Eugene
Chen ve meslektaşları,
geri dönüştürüldüğünde
orijinal özelliklerini
koruyabilen bir plastik
geliştirdi. Science
Advances dergisinde
yayımlanan çalışmada
PBTL adı verilen
malzeme, bisiklik
tiyolakton adı verilen
kimyasal yapı taşlarının
bir araya getirilmesiyle
elde edildi. Chen,
PBTL'nin mükemmel
bir güce, dayanıklılığa
ve kararlılığa sahip
olduğunu söylüyor; bu
da potansiyel olarak
plastik ambalaj, spor
malzemeleri, araba
parçaları, inşaat
malzemeleri ve diğer
ürünlerin yapımında
kullanılabileceği
anlamına geliyor.
Araştırmacılar, PBTL'nin
kimyasal bir katalizör
varlığında 24 saat
boyunca 100°C'de
ısıtılarak kolayca geri
dönüştürülebileceğini
keşfettiler. Bu işlem,
plastiği zararsız bir
şekilde orijinal yapı
taşlarına bölüyor
ve yüksek kaliteli
PBTL'ye yeniden
dönüştürülmesini
mümkün kılıyor. Yeni
plastikle ilgili tek
dezavantaj PBTL'nin
yalnızca diğer plastiklerle
karışmadığı durumlarda
bu şekilde verimli
parçalanıp yeniden
şekillendirilebilmesi.
Bunun için de geri
dönüştürülmeden önce
karışık plastik atıklardan
ayrılması gerekiyor.
11
Nanoparçacıklar
Yardımıyla
Güneş Paneline
Dönüştürülen
Pencereler
İlay Çelik Sezer
Güneş enerjisinden
elektrik üreten sistemlerin
günlük yaşam alanlarına
olabildiğince entegre
edilmesi ve bu elektriğin
tüketileceği konumda
üretilebilmesi, güneş
enerjisinden taşıma
ve depolama maliyeti
gerektirmeksizin
yararlanılabilmesi
açısından büyük
önem taşıyor. Yeni bir
araştırmada bu amaca
hizmet edebilecek bir
cam sistemi geliştirildi.
Araştırmada iki katmanı
arasına bir nanoparçacık
katmanı yerleştirilen
sıradan cam panellerin
güneş panelleri olarak
işlev görebildiği gösterildi.
ABD’de bulunan bir
malzeme üretim firması
olan UbiQD’den Hunter
McDaniel ve ekibinin
geliştirdiği şeffaf güneş
panelleri normal
camdan ayırt edilemiyor.
ABD’de ve Hollanda’da
sistemin deneme
kurulumları yapıldı.
Paneller %3,6’lık bir güç
dönüştürme verimliliğine
sahip. Opak güneş
paneli sistemlerinde
ise verimlilik %15-20
civarında oluyor.
Şeffaf güneş panelleri,
birbirine kuantum
noktacıklar olarak bilinen
nanoparçacıklar içeren bir
polimerle yapıştırılmış iki
cam tabakadan oluşuyor.
Bakır indiyum yapılı bir
çekirdek ve çinko sülfür
yapılı bir kabuktan oluşan
bu kuantum noktacıklar,
ışığı kullanabilen yarı
iletkenler olarak işlev
görüyor.
Parçacıklar UV
ışığa maruz kalarak
uyarıldıklarında şeffaf
panelin içinden kenarına
doğru ilerleyen fotonlar
yayıyor. Panelin çerçevesi
ise fotonları elektrik
akımına dönüştüren
güneş hücreleriyle
donatılmış. Güneş
hücreleri pencerenin
çerçevesi içine oturtulmuş
hâlde bulunuyor ve
dışarıdan fark edilmiyor.
Bu yüzden normal
pencereleri güneş
panellerine dönüştürmek
o kadar da karmaşık bir
işlem gerektirmiyor. İki
cam tabaka arasındaki
polimer kütlece sadece
%1,7 oranında kuantum
noktacık içeriyor.
McDaniels’ın belirttiğine
göre kuantum noktacıklar
zehirsiz ve görece ucuza
üretilebilen malzemeler.
Sonuçta elde edilen
paneller kahverengiye
yakın bir renkte oluyor.
Ancak araştırmacılar mavi
bir boya karıştırarak gri
ve grimsi mavi tonlarda
paneller de üretti.
Panellerin şeffaflığı da
ayarlanıp daha koyu
ve daha açık tonlarda
üretilebiliyor. Renk tonu
ne kadar koyu olursa,
enerji çıktısı o kadar
yüksek oluyor çünkü bu
sayede daha fazla ışık
soğurulabiliyor.
12
Acıya Tepki
Verebilen
Elektronik Deri
Deri, bir acı hissi
olduğunda beyne birbiri
ardına uyarı sinyalleri
gönderme özelliğine
sahip vücudun en büyük
duyu organı. Pek çok şeyi
deri yoluyla algılıyoruz.
Fakat acı tepkisi çok
sıcak ya da keskin bir
şeye dokunulduğunda
yani belirli bir noktada
devreye giriyor. Şu ana
kadar hiçbir elektronik
teknoloji insana ait
bu acı hissini gerçekçi
bir şekilde taklit
edememişti. Ancak
geçtiğimiz günlerde
araştırmacılar, ağrıya
tıpkı gerçek cilt gibi tepki
verebilen elektronik
yapay deri geliştirdi. Bu
keşif daha iyi protezlere,
daha akıllı robotlara
ve deri naklinde
cerrahi müdahale
gerektirmeyecek diğer
alternatiflere yeni kapılar
açacak.
Avustralya'nın
Melbourne kentindeki
RMIT Üniversitesindeki
bir ekip tarafından
geliştirilen prototip
cihaz, insan derisinin
acıyı algılama şeklini
ve vücudun neredeyse
anlık geri bildirim
yanıtını elektronik olarak
taklit ediyor ve sinir
sinyalleriyle aynı hızda
beyne ulaşarak hızla
tepki verilebilmesini
sağlıyor. RMIT,
Fonksiyonel Malzemeler
ve Mikrosistemler
grubundan araştırmanın
lideri Prof. Dr Madhu
Bhaskaran, ağrı algılayıcı
prototipin yeni nesil
biyomedikal teknolojilere
ve akıllı robotiklere
yönelik önemli bir
ilerleme olduğunu
söylüyor. Üretilen yapay
deri basınç, sıcaklık ve
soğuk nedeniyle oluşan
acı hissine anında tepki
veriyor. Bhaskaran’a göre,
bu gelişme, gerçekten
akıllı protezler ve akıllı
robotikler geliştirirken
ihtiyaç duyulan geri
bildirim sistemleri için
atılan büyük bir adım.
Araştırma ekibi, acı
algılama prototipinin
yanı sıra, sıcaklık ve
basınçtaki değişiklikleri
de algılayabilen ve
bunlara tepki verebilen
esnek elektronikler
kullanan cihazlar da
geliştirdi. Bhaskaran, üç
işlevi olan bu prototipin,
derinin algılama
kapasitesinin temel
özelliklerini elektronik
biçimde sunmak
için tasarlandığını
belirtiyor. Bilim insanları
gelecekte yapılacak
gelişmelerle esneyebilir
yapay derinin,
yeterince uygulanabilir
olmayan ve cerrahi
işlem gerektirmeyen
geleneksel yöntemlere
bir alternatif
oluşturabileceği
konusunda umutlular.
Bhaskaran bu
teknolojiyi biyomedikal
uygulamalarla
birleştirmek için daha
fazla geliştirmeleri
gerektiğini düşünüyor.
Ancak şu aşamada bile
en temel gereklilikler
olan biyouyumluluk ve
cilt benzeri gerilebilirlik
gibi özelliklere sahip
olması bu prototip için
önemli bir avantaj.
Advanced Intelligent
Systems dergisinde de
yayımlanan ve geçici
patent olarak başvurusu
yapılan bu yeni çalışma,
ekip tarafından daha
önce geliştirilen ve
patenti alınan üç
teknolojiyi birleştiriyor.
Bu teknolojilerden
ilki çıkartma kadar
ince, şeffaf, kırılmaz
ve giyilebilir
elektronikler yapmak
için oksit malzemeleri
biyouyumlu silikonla
birleştiren esneyebilir
elektronikler. İkincisi
ise insan saçından
1000 kat daha ince olan
ve ısıya tepki vererek
değişim gösterebilen
malzemeden elde edilen
kaplamaya dayanıyor.
Son teknolojide ise
beyni taklit eden
bellekten yararlanılmış.
Yani beynin önceki
bilgileri hatırlamak ve
saklamak için uzun
süreli belleği kullanma
şeklini taklit eden
elektronik bellek
hücreleri kullanılmış.
Doktora sonrası
araştırmacı Ataur
Rahman, her prototipteki
bellek hücrelerinin
basınç, ısı veya ağrı
belirli bir eşiğe
ulaştığında bir tepkiyi
tetiklemekten sorumlu
olduğunu söylüyor. Bazı
mevcut teknolojiler,
farklı ağrı düzeylerini
taklit etmek için elektrik
sinyalleri kullanırken
bu yeni cihazlar gerçek
mekanik basınca,
sıcaklığa ve ağrıya tepki
verebiliyor.
13
Dijital Kart Koleksiyonu
Ülkemizde pek yaygın olmasa da kart koleksiyonculu-
ğu dünyada hayli popüler. Genellikle bilinen bir figür ya
da kişinin resminin olduğu ve kısa bir açıklamanın yer
aldığı kartlar zamanla çok değerli hâle gelebiliyor. Dolayısıyla az bulunan değerli kartların sahteleri de üretiliyor. Bu gibi sorunları aşmak için blok-zincir teknolojisi kullanılarak, kopyalanamaz ve orijinalliği doğrulanabilir dijital kart koleksiyonu hazırlandı. Blok-zincir
konusunda uzman bir teknoloji firması ile NBA iş birliğinde geliştirilen dijital koleksiyon kartları sayesinde NBA’deki efsanevi anlar artık tek bir kişiye dijital
kart olarak satılabilir. Böylece 20 yıl önce şampiyonluk
kazandıran bir atış için bir dijital kart oluşturulup bu
atışın videosunun tek bir kişiye özel olarak satılması
mümkün. nbatopshot.com adresinden bu
tür kartlar alınıp satılabilecek.
Dijital kart koleksiyonculuğu blok-zincirin gerçekten
işe yarayabileceği alanlardan biri gibi görünüyor. Blokzincirin dağıtık ve değiştirilemez yapısı sayesinde kartların sahtesinin yapılması imkânsız. İlerleyen zamanlarda farklı spor ve müzik grupları için de dijital koleksiyon kartları geliştirilmesi hedefleniyor.
37
Yapay Zekâ
Pilotlara Karşı
Savaş uçaklarının hava muharebesinde pilotların becerisi son derece önemli. Özellikle ülkemizde yetişen pilotların üstün yetenekleri bizler için her zaman övünç kaynağı
olmuştur. Ancak son zamanlarda işler değişmeye başladı.
Günümüzde jetleri uçurmak için pilot gerekli olsa da bir
süre sonra yapay zekânın uçurduğu savaş uçaklarını görebiliriz. Bunun için dünya genelinde çeşitli çalışmalar yü-
rütülüyor. Amerikan İleri Düzey Savunma Araştırmaları
Projeleri Ajansı (DARPA) simülatör üzerinde hava muharebe yarışmaları düzenliyor. “AlphaDogFights” adı verilen
yarışmalarda amaç hava muharebesinde en başarılı olacak algoritmaları keşfetmek.
İnsansız jetlerin geliştirilmesine paralel olarak bu jetleri
uçurabilecek yapay zekâ yazılımlarının da geliştirilmesi
gerekiyor. Mevcut yazılımların hava muharebesinde pilotlarla mücadele etmesi bugün için mümkün değilse
de 10-15 yıl içerisinde durum tersine dönebilir. Bu alanda uzmanlaşmış bir yapay zekâ yazılımı yüksek manevra kabiliyetine sahip insansız jetlere çok önemli bir üstünlük sağlayacaktır. Yapay zekâ uygulamalarının önü-
müzdeki yıllarda askeri havacılık sektöründe 50 milyar
doların üzerinde bir değer üreteceği tahmin ediliyor.
39
Acı veya Baharatlı
Yiyecekler Neden
Burnumuzu Akıtır?
Patlıcangiller familyasından Capsicum cinsi bitkilerin
meyvelerinde, yani çoğunlukla acı biberlerde bulunan
“kapsaisin” ile hardal, vasabi ve bazı turp türlerinde
bulunan “allil izotiyosiyanat” maddelerini yediğimizde
yüz kızarması, göz yaşarması ve burun akıntısı yaşarız.
Bu bitkilerin tohumlarında ve meyvelerinde bulunan
bu kimyasallar insanlarda mukozayı etkileyerek mukus
üretimini tetikler.
Acı biber yediğimizde kapsaisin molekülü öncelikle
TRPV1 adlı sıcaklık algılayıcı proteinleri etkileyerek
beyne acı yerine sıcak bir besin tüketildiğine dair
sinyaller gönderir. Karşılığında beyin bu sıcaklık etkisinden kurtulması için vücudu harekete geçirir ve
terleme başlar. Sonrasında, ağzımızda, burnumuzda
ve boğazımızda bulunan ve görevi nefes aldığımızda havadaki partiküller ile hastalık etkeni olabilecek
mikroorganizmaların solunum sistemimize ulaşmasını engellemek olan mukoza zarı kapsaisin ve/veya
izotiyosiyanat maddelerinin etkisiyle uyarılır ve savunma amacıyla daha fazla mukus üretilerek kimyasallar hapsedilir. Fazladan üretilen mukus burun
akıntısına neden olur. Gözümüzdeki zarın da kapsaisinden etkilenip daha fazla gözyaşı üreterek bu
kimyasaldan kurtulmaya çalışmasıyla burun akıntısı
artar.
Kapsaisin ve izotiyosiyanat molekülleri suda çözünmez.
Bu yüzden acı besinler tüketildikten sonra içilen su
mukozadan kapsaisin ve izotiyosiyanatın uzaklaştırılmasına yardımcı olmaz. Sütte bulunan kazein proteini
ise bu kimyasalları mukozadan ayırarak rahatlama sağ-
layabilir, dolayısıyla süt ya da ayran içmek acıdan sonra
iyi gelebilir. Araştırmacılar ikinci bir seçenek olarak da
%10’u şeker olan şekerli su karışımı içmenin acının etkilerini azaltmada işe yaradığını söylüyor.
Diğer taraftan, acı biberde bulunan kimyasaldan türetilen Capsicum annum maddesi içeren burun spreyleri
ile bazı sinüs inflamasyonları temizlenebiliyor.
56
Sıcak Su ile Soğuk Suyun
Sesi Neden Farklıdır?
Türdeş bardaklara farklı sıcaklıklarda suları doldururken
ya da banyoda duşa girmeye hazırlanırken akan suyun
ısındıkça sesinin değiştiğini algılayabiliriz. Belki birçoğumuzun farkında dahi olmadığı bu durum, su molekülleri
arasındaki etkileşimlerin sıcaklık değişimi sonucu farklılaş-
masıyla açıklanabilir.
Bir su molekülüne yakından bakıldığında kolları arasında
yaklaşık 105 derecelik açıya sahip V harfine benzer bir şekle
sahip olduğu görülür. Kolların ucunda hidrojen atomları,
harfin keskin bölümünde ise oksijen atomu yer alır. Oksijenin bağ yapmamış elektronları bulunur ve elektronlara sahip olma isteği yüksek karakterde bir element olduğu için
oksijen hidrojenle bağ yapılan kısımlardaki elektronları da
kendine doğru çeker. Bunun sonucunda, etrafında daha
fazla sayıda negatif yüklü parçacık bulunduran oksijen kısmi negatif yüklü iken hidrojenlerin bulunduğu bölümler
ise kısmi pozitif yüklü olur. Su molekülleri yan yana geldiğinde elektrostatik anlamda yakınlaşıp negatif ve pozitif
bölümler birbirini çeker, hidrojen bağı adı verilen görece
kuvvetli bu etkileşim ile birbirlerine tutunmaya çalışırlar.
Su ısıtıldığında taneciklerinin kinetik enerjisi arttığından
molekülleri bir arada tutan hidrojen bağının oluşum oranı
azalır. Bu yüzden sıcak su, tanecikleri daha bağımsız hareket edebilen, akışkan (viskozitesi azalmış) bir sıvıya dönü-
şür. Sıcaklıkla birlikte akışkanlıkta meydan gelen değişim,
buzdolabından çıkarılan balın bir süre sonra daha kolay
akmasına benzetilebilir. Ancak sudaki akışkanlığın değişimi gözle ayırt edilebilecek ölçüde değildir. Sıcak su kütlesi
akarken, soğuk suya kıyasla, daha küçük kümeler hâlinde
yüzeye çarptığı için çıkan sesler arasındaki farkı algılayabiliriz.
Öte yandan, konuya daha farklı bir bakış açısı ile yaklaşan
ses mühendisi araştırmacıların 2018 yılında sundukları bir
çalışmaya göre, ses farklılığını açıklarken üç değişkene ayrı
ayrı odaklanılması gerekiyor. Bu değişkenler kaptaki hava
sütunu rezonansı, kabın suyla birlikte oluşturduğu titre-
şimler ve su sesleri. Araştırmacılar soğuk su dökülürken
baskın olan değişkenin kabın suyla birlikte ortaya çıkardığı
titreşimler olduğunu, sıcak su dökülürken ise kaptaki hava
sütunu rezonansındaki değişimin öne çıktığını vurguluyor.
Dolayısıyla, sıcaklık farkı ile öne çıkan değişkenin farklılaş-
masının sesleri ayırt edebilmemize olanak sağlayan faktörlerden biri olduğu düşünülüyor.
57
Bir süredir araştırmacılar çevresinden aldığı ısıyı uzaya gönderen boyalar,
plastikler ve hatta ahşap malzemeler üretiyorlar. Enerji tüketmeden
sıcaklığını düşük tutmayı başaran bu malzemelerin yakın gelecekte
elektrikli soğutma sistemlerinin yerini alacağı tahmin ediliyor.
61