Arınma Gecesi serisini izlediniz mi bilmiyorum ama bu film serisinde durum tam tersi oluyor ve suç oranları oldukça azalıyor. Arınma Gecesi’ni tasvip etmiyorum çünkü olanlar yoksula, garibana, fukaraya oluyor. Lakin başka bir açıdan bakacak olursak Borges’in Otomatik Portakal adlı kitabında da benzer bir sonuç görüyoruz. Kötülüğünden arındırılmış bir insan portresi çizilmek istenirken tamamıyla her şeye körü körü itaat eden bir robot çıkıyor ortaya. Ki İncil’de de günaha batmış bir kadın, toplum tarafından taşlanacakken, Hz. İsa ortaya çıkıp: “İçinizde en günahsız kimse ilk taşı o atsın.” diyor ve kimse çıkıp ilk taşı atamıyor. Ne hümanistlere katılıyorum ne de psikoanalistlere her ne kadar insan bireysel bir varlık olsa da davranışçıların genellemeleri diğerlerinden daha makul görünüyor. İyilik mi istiyoruz? Bunu baskıyla, despotizmle, uyarılarla değil davranışlarımızla yansıtmamız gerekiyor.
Evet katiliyorum size, Bu aldigim alinti, Katoliklerin Sartre’ın varoluşçuluğa getirdigi yeni soluga karsi yaptıkları elestiriden bir kesit. İnsani gunahkar diye nitelendirip (yani insan özünü doğuştan kötüye yonelimlilikle kisitlayip, varligini ikinci plana atiyorlar; sartre’ın dedigi sey ise insanin varolusu once gelir daha sonra öz gelir ve bu özü insan kendisi yaratir) sucluluk duygusu ile dine bagliyorlar, tovbe ettikce o sucluluk duygusundan arinacaklarini vaaz veriyorlar. Sartre ise tanriya inanmadigi icin bir insan dogasina inanmaz; kendi gorusu ile insanlara ozgur olduklarini, insani yaptigi eylemlerin tanimladigini ve bu eylemlerde ozgur oldugumuzu one surerek insana secme hakkinin oldugunu hatirlatiyor. Katoliklerin, Sartre ile bu kadar ugrasmasi bundan olsa gerek. Eger bir sey asiri didiklenip reddediliyorsa orada ogrenilmesi istenilmeyen bir gercek var demektir ben hep buna inanirim.