BAĞIRSAK
BAKTERILERI
ZIHNIMIZI DE
ETKILIYOR
Sinirbilim Uzmanları Topluluğu’nun yıllık
toplantısında son derece ilginç bir araştırma
tanıtıldı. Araştırmaya göre, bağırsaklarımızdaki faydalı bakteriler bir şekilde beynimizin
işleyişine müdahale edebiliyor. Öyleyse nörolojik sorunları ya da zihin sağlığını tehdit eden
durumları bağırsak mikrobiyomunu düzenleyerek sonlandırma ihtimalimiz de var mı?
Yeni gündeme gelen bu sorunun cevabını
henüz bilmiyor olsak da araştırmanın sonucuna göre bağırsak mikrobiyomunun
sağlıklı seviyede olması sosyal etkile-
şim ve stres yönetimi konusunda
oldukça etkili. Dahası, otizmin
ortaya çıkışında, kronik ağrılar
ve depresyon konusunda da rol
oynuyor gibi görünüyor. Araş-
tırmacılar, bağırsak bakterileri
ve beynin kimyasallar açısından “iyi anlaştığını”, aralarında
kesintisiz bir etkileşim bulunduğunu düşünüyor. Çünkü bu
bakteriler merkezi sinir sistemiyle
sürekli temasta. Araştırmacıların
tahminlerine göre, bağırsaklar ve
beyin arasındaki iletişimi sağlayan sistem bir hayli karmaşık
olabilir. Elde edilen ilk sonuçlar,
bunda endokrin sisteminin
ve bağışıklığın rol oynadığını
gösterdi.
12
PARMAK EMEN
ÇOCUKLARIN
ALERJI GELIŞ-
TIRME İHTIMALI
AZALIYOR
Aileler, çocukları-
nın parmaklarını
emmesine ya da
tırnaklarını yemesine karşı çıksalar da
bilim bunun olumlu etkileri olabildiği
gösterdi.
Yeni Zelanda ve
Kanada’dan bin
çocuğun dahil
edildiği araştırmada parmak emen ve
tırnak yiyenlerin,
diğerlerine oranla
daha az alerjik
hassasiyet geliş-
tirdiği anlaşıldı.
Kanada McMaster
Üniversitesi’nden
Malcolm Sears,
“Elde ettiğimiz
bulgular hijyen teorisi olarak bilinen
durumla örtüşüyor.
Mikroplarla erken
yaşlarda tanışmak,
alerji geliştirme riskini azaltır. Tabii ki
bu alışkanlıkların
yüreklendirilmesini
tavsiye etmiyoruz
ama sağlık açısından olumlu etkiler
doğurduğunu da
gördük” diyor
13
Tarçının Gücü
Bazı insanlar, diğerlerine oranla her
şeyi çok daha çabuk öğrenme yö-
nünde eğilim gösterir. Bunun sebebi
bilinmiyor olsa da artık öğrenme
becerisinin beynin hipokampus
birimiyle ilişkili olduğunu biliyoruz.
Geçtiğimiz yıllarda bulunan bir diğer
dikkat çekici şey de yavaş öğrenenlerin, hafızayla ilişkili CREB proteinini
daha az üretiyor olmaları sonucunda
GABRA5 adlı proteinin üretiminde
artış olmasıydı. Bu durum beyinsel
işlevleri yavaşlatmaya başlıyor.
Rush Üniversitesi’nde gerçekleş-
tirilen yeni araştırmaysa tarçının,
beyin hasarlarını onarma konusunda
etkili olduğunu ve beyne ulaştığı
anda GABRA5 üretimini düşürüp,
CREB üretimini artırdığı görüldü.
Böylece hafızayı güçlendirip, hızlı
düşünebilme ve öğrenme becerilerinin gelişmesini sağlıyor.
13
BAĞIŞIKLIK SISTEMIMIZ DAVRANIŞLARIMIZI DA
KONTROL EDIYOR OLABILIR MI?
Yeni bir araştırmada elde edilen bulgulara göre, davranışlarımız, hatta kişiliğimiz
bile bağışıklık sistemimizden etkilenerek gelişiyor olabilir. Fareler üzerinde yapı-
lan deneyde, araştırmacılar bağışıklık moleküllerinden birini devre dışı bırakınca
deneklerin davranışlarının değişmeye başladığını gördüler.
Virginia Tıp Fakültesi’nde gerçekleştirilen araştırmada, bağışıklık sisteminin
virüs gibi patojenlerle savaşmak için verdiği tepkilerin antisosyal davranışa yol
açabildiği görüldü. Devre dışı bıraktıkları molekülü tekrar işlevsel hale getirdiklerinde davranışların normale döndüğü raporlandı. Araştırmaya öncülük eden
Jonathan Kipnis, “Bu çok çılgınca ama belki de bağışıklık sistemi ve patojenler
arasında gerçekleşen savaşta çok hücreli bir harp meydanı olmak dışında bir
etkimiz yoktur. Kişiliğimizin bir bölümü bağışıklık sistemimiz tarafından dikte
ediliyor” diyor.
13
Uzun Süre Boyunca Yapay
Işığa Maruz Kalmak Çeşitli
Hastalıklara Yol Açabilir
Hollanda, Leiden Üniversitesi Tıp
Merkezi’nde yapılan araştırmada, uzun
süre boyunca yapay ışığa maruz bırakılan
farelerin gece/gündüz ritminden kopup
vücudun doğal süreçlerini sekteye uğratmaya başladıkları görüldü.
24 hafta boyunca yapay ışıklandırmalı
bir ortamda tutulan farelerin hepsinde
kas ve kemik kaybı görülmesinin yanı
sıra, bağışıklık sisteminin de sanki vücut
zararlı bir saldırgan tarafından ele geçirilmişcesine karşı atağa geçtiği tespit edildi.
Araştırmacılar, sürekli yapay ışığa maruz
kalmanın bir bedeli olduğunu, ortaya
çıkan tüm değişimlerin erken yaşlanma
belirtilerine benzediğini söylüyor.
14
Şizofreni Hastalarının
Vücutlarındaki Bakteriler de Farklı
Kimse şizofreniye neyin sebep
olduğunu bilmiyor. Geçtiğimiz
yıllarda yapılan bazı araştırmalar, şizofreni ve bağışıklık
sistemi arasında bir bağlantı
olduğunu işaret etmişti.
Çünkü şizofreni hastalarının
bağışıklık sisteminin zayıflamaya başladığı tespit edildi.
Ama araştırmacılar bunun
nasıl olduğu konusunu henüz
aydınlatamadılar.
George Washington
Üniversitesi’nde yapılan
araştırma, şizofreni hastalarının boğazındaki bakteri
kolonilerinin diğer insanlardakinden farklı olduğunu
gösterdi. Hastalardan elde
edilen örnekler incelendiğinde,
laktik asit bakterileri sayısının
çok fazla olduğu, bunun vü-
cudun mikrobiyom dengesini
bozduğu görüldü.
14
İnsan tükürüğünde bulunan
“opiorphin”, morfinden 6 kat
daha güçlü bir ağrıkesici.
15
Migrenin Sebebi Bulundu
Bugüne dek, migrene sebep
olan ya da tetikleyen faktörlerin bir kısmının genetik, bir
kısmının yanlış beslenmeyle
alakalı olduğu görülmüş ve
hormonal dengenin bozulmasıyla ya da nörolojik sebeplerle
ortaya çıkabildiği anlaşılmış-
tı. Ama tüm bu bulguların
ardında, ona tam olarak neyin
sebep olduğu sorusu bir türlü
yanıtlanamadı.
Finlandiya’da bulunan Uluslararası Başağrısı Genetik Birliği
araştırmacıları migrene neyin
sebep olduğunu çözdüklerini
duyurdular. Sebebi, beyindeki
bazı damarların kan dolaşımını
kısıtlaması. 12 farklı ülkeden
yaklaşık 60 bin migren hastasının dahil edildiği araştırmada
migrenle ilişkili olan 38 tane
gen belirlendi. Bunlardan 28’i
daha önceki araştırmalarda
bahsi hiç geçmemiş olup,
hastalıkla ilişkili olduğu yeni
keşfedilen genler. İlginç
olanı, bu genler damar yolları
hastalıklarıyla da direkt ilişkili.
Araştırma, migrenin de aslında
bir damar hastalığı olduğunu
vurguluyor.
15
Dişlerimiz Artık Lazerle İyileşecek
Harvard Üniversitesi araştırmacıları,
çürüyen dişleri zayıf lazer ışınlarıyla
iyileştirmeyi başardı. Kullanılan lazer
kök hücre üretimini tetikleyerek dişlerin
tekrar sağlıklı bir şekilde büyümesini sağ-
lıyor, dişin dış yüzeyini oluşturan dentin
tabakasını yeniden inşa ediyor.
Güçlü lazer ışınları cilde ve dişlere
zarar verirken, zayıf lazerin hem saç köklerini hem de cildi onarabildiği defalarca
ispatlanmıştı. Bu araştırma dişlerimizi
de onarabildiğini gösterdi. Lazer ışınları,
kimyasal açıdan aktif moleküller olan
reaktif oksijen türlerini açığa çıkarıyor ve
bu moleküller de diş tabakasını iyileştirip
onarıyor. Şimdi aynı yöntem insanlar
üzerinde de denenmeye başlayacak.
Araştırmacılar, geliştirdikleri tekniğin son
derece etkili olduğunu, çok yakın zamanda hayatımıza girebileceğini söylüyor
16
Gonore bakterisi
Dünya üzerindeki en güçlü
tür: Kendi ağırlığının 100 bin
katına dayanabiliyor!
17
BITKILER, KENDILERINE NEYIN DOKUNDUĞUNU BILIYOR
Bitkilerle yakın ilişkide olan insanların
her zaman söylediği bir şey bu. Sonunda bilimsel onay da geldi. Avustralyalı
bir araştırma grubunun çalışmaları,
bitkilerin onlara nasıl ve ne amaçla
dokunduğumuzu bildiğini gösterdi.
Farklı dokunuşlar, bitkinin birbirinden
farklı uyarıcıları harekete geçirmesini,
fizyolojik ve genetik olarak değişime
uğramasını sağlıyor.
“İnsanlar, dokunulduklarında bitkilerin bir şey hissetmediğini varsayarak
davransa da araştırmamız onların bu
konuda son derece hassas olduğunu
gösterdi,” diyor araştırma yöneticisi
Olivier Van Aken. Belki çiçeklerini
kopardığımızda elimize bir şaplak
atamıyorlar ama ne yaptığımızın
farkındalar. Bitkilerin, saldırgan türler
tarafından ele geçirilip yenilmeye baş-
ladıklarında buna tepki olarak tatlarını
değişime uğratabildiklerini biliyorduk.
Bazı araştırmalar, birbirleriyle iletişim
halinde olduklarını, bilgi aktarımı
için mantarlardan oluşan ağ yapısını
kullandıklarını da göstermişti.
Araştırmacılar, bitkinin kendisine
dokunan şeye göre tepki verdiğini,
örneğin yağmur damlacıklarının dokunuşu karşısında binlerce gen ifadesini
değişime uğrattıklarını gösterdi. Bu
değişim ilk damlacığın değmesini
takip eden dakikalarda başlayıp
yarım saat kadar sürüyor. Bir insanın
usulca dokunması da benzer bir süreç
yaratmakta.
17
“Eskİ sorunların faturasını
yenİ medyalara kesme
eĞİlİmİ hep olagelmİştİr.
1930’larda gazeteler
çİzgİ romanların
gençlerİ zehİrledİĞİnİ
yazıyordu.”
60
İngiliz fizikçi Julian
Barbour, “Kuantum
seviyede bir tarih
kaydı tutulmuyor
çünkü zaman diye
bir şey yok,” diyor
73
“Çıplak
gözle deney
ve gözlem
çağı sona
erdi. Şimdi
bilgisayarlar ve
hızlandırıcılar
var.”
81
AĞLAYINCA
NEDEN
RAHATLAMIŞ
HISSEDERIZ?
Endorfin salgıladığımız için
90
GERÇEKTE AMPULÜ İCAT EDEN
KIMDI?
Thomas Edison ampulü icat
etti, Nikola Tesla da onu aydınlatmayı başardı diye biliriz.
Elektriği ışık elde etmek için
kullanma fikri ilk olarak 200 yıl
önce ortaya çıktı. İngiliz kimyager Humphrey Davy, elektrik
akımını kablolardan geçirince
bu kabloların ısındığını ve bir
noktadan sonra ışığın ortaya
çıktığını görmüştü. Ama bu
akkor ışığı pratik bir şekilde
ortaya çıkarıp sabitlemenin bir
yolunu bulamadı çünkü istediği
nitelikte bir malzemeye sahip
değildi.
Thomas Edison’ın 1879’da
bunun nasıl başarılabileceğini
çözdüğü ve böylece ampulü yarattığı söylenir. Ancak aslında
bunu ilk başaran kişi de yine
İngiliz bir kimyagerdi. Warren
de la Rue, yöntemi Thomas
Edison’dan 40 yıl önce geliştirdi. İnce tellerin yüksek dirence
sahip olduğunu görmüş, tarihteki ilk ampulü üretmişti ama
bunun için kullandığı malzeme
son derece pahalı olan platindi.
Dolayısıyla ortaya yeni bir
sorun çıkmış oldu. 1878 yılında
yine bir başka İngiliz kimyager,
Joseph Swan karbon bazlı
malzeme kullanarak ampulün
ömrünü biraz daha uzatmayı
başardı. Üstelik bu kolay üretilebilecek bir ampul modeliydi.
Ancak bu ampul bir vakum
pompası kullanarak yanabiliyor
olduğu için yine pek verimli
bir yöntem olamadı. Çünkü o
zamanlarda kullanılan vakum
pompaları verimsizdi. Ardından
Amerikan mucit Charles Francis Brush daha verimli vakum
pompaları üretme işine girişti
ve bunu başarınca parlak ışık
yayan ampulleri elde etti.
Tarihin ilk ticari ampulleriniyse Kanadalı mucitler Henry
Woodward ve Matthew Evans
üretti. Ne var ki icatları pek ses
getirmedi. O sırada ampul konusundaki çalışmalarına devam
eden Edison, Kanadalı mucitlerin
yönteminin bir benzerini üreterek patentini almayı başardı.
Aslında Edison’ın bu buluşa yaptığı katkı, kullanılabilecek en iyi
malzemeyi belirlemiş olmasıydı.
Uzun süren çabaları neticesinde
fark etti ki ampul için en uygun
malzeme karbonize edilmiş
bambu tellerdi.
92
BITKILER DE
YAŞLANARAK ÖLEBILIR MI?
Çok yaşlanabilirler ama yaşlı halleriyle bile çok
uzun bir zaman boyunca yaşayabiliyorlar
95
UZAY NEDEN SOĞUK?
Atom ve moleküller çok
seyrek olduğu için.
95