Puan vermedi·272 syf.····Okunma: 27 Kasım 2020 03:17 Kendi vücudumu tanımak her zaman ilgimi çeken bir konu, anatomi dersini de bu yüzden çok severdim. Bir sürü Latince kelimeye karşılık, bilmek, yeni şeyler keşfetmek hoşuma giderdi. Ama bu kitapta teknik terimler çok yer almıyor, altı bölümde beyinle ilgili genel hatları akıcı bir dille bize aktarıyor.
Beyin belgeselini, ara ara da içindeki deneylerin videolarını izlemiş olsam da öğrendiğim birçok şey oldu. Sıkça videolara konu olan vagon açmazı, baktığımızda sadece birini görebildiğimiz genç/yaşlı kadın, ördek/tavşan resimleri gibi aşina olunan pek çok algılama biçiminden bahsediyor. Bu yüzden kitaba sıfır bilgiyle başlamadım ama tıp ile ilgili bir mesleğiniz yoksa katabileceği çok fazla bilgi var.
Beyindeki en ufak bir noktanın bile bütünlüğü korumadaki payı büyük. Bağlantılarda, geçişler arası sorunlarda hastalıklar ve farklı davranış bozuklukları görülüyor. Kararsız yapıya sahip bir insan olarak, dondurma seçimi örneğini okurken, ağlar arasındaki mücadeleyi o anda olan elektriksel titreşimleri, yine onun içinde canlandırabildim. Gördüğümüz, dokunduğumuz, tattığımız, işittiğimiz deneyimlerin yanı sıra denge, titreşim, sıcaklık gibi etmenlerin daha da fazlasını anlamlandırmak, her şey onun sayesinde... Beyin olmasa düz, renksiz algıladığımız bir dünyamızın olacağını söylüyor yazar.
Size ihtiyacım var mı bölümünde, insanların zengin bir etkileşim ağına sahip toplumsal bir varlık olduğundan bahsediyor. En yakınımızdan uzağımıza toplumsal etkileşim katmanları üzerine kurulu bir dünyamız olduğunu ve birbirimizin mimiklerini taklit ederek anlamaya, iletişim kurmaya çalıştığımızı açıklıyor. Uzun süre evli kalan çiftlerin zamanla birbirine benzemesi de bu sebepten. Evli çiftler, uzun yıllar boyunca birbirlerinin yüz ifadelerini o kadar uzun süre boyunca taklit ettiklerinden yüzlerindeki kırışıklıklar aynı biçimi almaya ve yüz ifadeleri birbirine benzemeye başlıyor.
İlgi çeken konulardan biri beynin yeni girdilerle uyum sağlama yeteneği, yani plastisite. Beyin, eldeki girdiler, çıktılar ve yapılacak işlere uyum sağlamak üzere, devrelerini yeni düzenlemelere tabi tutabiliyor. Yazar, beynin bilgiyi hangi yoldan alırsa alsın nasıl ve nereden aldığını bilmediğini ve bunu da umursamadığını söylüyor. Beynin bu özelliğini kullanarak işitme engellilere, VEST adı verilen, onlara farklı yönden işitme duyusu sağlayabilecek bir düzenekle çalışmalar yürütülüyor. Titreşimli motorlarla kaplı yelek vasıtasıyla sesler hissediliyor. Bu titreşimli sinyaller başta anlamsız gelse de beyin zamanla nasıl işlemesi gerektiğini öğreniyor ve örüntülerdeki şifreyi bilinçdışı mekanizmalarla çözümlüyor. Bunu Braille alfabesini okuyabilen görme engellilerin öğrenmesine benzetmiş. Görme engelliler için yapılan çalışmada ise alın veya dil yüzeyinde posta pulu büyüklüğündeki BrainPort adı verilen cihazla birlikte takılan gözlükteki kameradan karşılaşılan nesnelere göre küçük elektrik şokları veriliyor. Zaman içinde bu cihazı kullanan görme engelliler, engelli parkurlarda dolaşabilir ve basket atabilir hale gelmiş. Beyin her türlü veriyi alıp onunla ne yapabileceğini hesaplıyor, bu yüzden bir yerde olan bir eksikliğin başka şekillerde telafi edilebilmesi ihtimali muhteşem bir olay.
İlgi çekici bir başka nokta ise ölümü resmen ilan edilen insanların ikinci bir yaşam için biyolojik çürümeyi önleyen derin dondurucularda saklanması oldu. Alcor Vakfı, ölümü gerçekleşen müşterilerini buz banyosuna yerleştirip sonrasında çeşitli kimyasallarla vücutlarının soğumasını sağlıyor. Bazı müşteriler de sadece başın korunmasını talep ediyormuş. Ameliyatla baş gövdeden ayrılıp dokuları yerinde sabitleyen sıvılar eklenerek yapılan bu işlem bana çok ilginç geldi. Alcor'un hedefi insanlara bin yıl veya daha fazla hayatta kalma potansiyeli sağlayarak ikinci bir yaşam şansı tanımak. Bu konuda sanki bilimkurgu kitabı okuyormuş hissine kapıldım.
Descartes, o zamanlardan günümüze farklı biçimlerde sorulan “Kavanoz içinde duran bir beyin olmadığım ne malum?” diye sorgulamış. Şüphesine kesin bir yanıt bulamamış fakat öyle olsam da olmasam da bunun hakkında düşünüyorum öyleyse varım sonucuna varmış.
Vücut, dünyayı tüm duyu organlarımız sayesinde tanıdığımız ve anlamlandırmasını beyinle yaptığımız, onunla taçlandıran bir sisteme sahip.