Puan vermedi·779 syf.··
2020 99. kitabı
Ben hâlâ ‘Öteki’ diyorum... Öncelikle, kitabı aslında bitirmemin üzerinden çok zaman geçtiğini ancak efsane alıntıları paylaşmaktan inceleme yazmaya fırsat bulamadığımı söylemek istiyorum. Neredeyse 1 ay boyunca gün gün üç-dört alıntı paylaştım Budala’dan. İnsan psikolojisine, aşka, inançlara, tutkulara, hastalıklara, yaşam tarzına, Ruslara, hatta Rusların nezdinde bütün insanlığa dair harika cümleler buldum kitapta. Elimden geldiğince hepsini paylaştım. Ancak kitapla ilgili kendi düşüncelerime gelince, çok durağan, hatta bazen bunaltıcı derecede uzatılmış bir kitap olduğunu söylemek istiyorum. (Tabi bu güzel olmasına engel değil) Kitap 700 küsur sayfa ama mahalle dedikoducusu teyzelerin yaptıkları gibi dedikodu sayfalarını kitaptan komple çıkarsak kesinlikle en fazla 400 sayfalık bir kurguya sahip. O ne demiş, bu kime küsmüş, yok Lizaveta histerik tavırları olmasa aslında muhteşem biriymiş, yok Aglaya ne kadar fevri olsa da aslında çok çocuk ruhluymuş, yok bunak generalin uydurma savaş hikayeleriymiş, yok sosyetenin önemli insanları toplanıyormuş, muhteşem Prensimiz hakkında ne diyorlarmış, Aglaya’nın çok kültürlü(!) ablaları kimin kıyafetini çekiştirmiş, kimi beğenmiş, kimi beğenmemiş cart curt derken kitap olmuş 700 sayfa. Kitapta niye varolduğunu bir türlü anlamlandıramadığım gereksiz karakterler (Prens Ş. , Burdovsky gibi) de cabası. Büyük hevesle başladığım kitabı aynı hevesle bitirmedim maalesef. Ciddi anlamda sıkıcı buldum ancak dediğim gibi sadece genel hattıyla baktığımda Dostoyevski yine yapmış yapacağını. Ölmek üzere olan genç İppolit üzerinden verdiği ‘İnsanlığa Mektup’ niteliğindeki mesajlar asla unutmayacağım şeyler arasında. Döneminde yaşayıp da konuşma fırsatım olsaydı, Dostoyevski’ye şu soruyu sorardım mutlaka: Kitaplarında (hepsinde değil ama çoğunda) neden ruh hastası bir baş karakteri var? İnsanların yaşadıkları şeyler sadece hastalıkla mı açıklanabiliyor senin gözünde? derdim. Yani, Budala’daki budalanın yaşadıklarını hastalıklı bir karakter yaratmadan da anlatamaz mıydı? Bunlar normal insanların başına gelemez mi? Gelgelelim, gerçekten de Prens’in cümlelerini her okuduğumda, kendimi buldum. Her cümlesinde bir yaşadığımı hatırladım. ‘Aa, bunu ben de yapıyorum, insanlar bana da mı budala diyor o zaman arkamdan?’ dedim her defasında. Resmen ben de hasta ruhlu oldum çıktım. Günümüzde asıl budalanın kimler olduğuna işaret etmişsin sevgili Dostoyevski onu anladık net bir şekilde ancak, bizi de ciddi anlamda şüphelendirdin aklımızın yerinde olup olmadığı konusunda... ‘Budala’ kelimesine takılıyorum ben aslında. Kitapta kelimeden ciddi bir hastalık gibi, tedavi görülmesi gereken (hatta Prens de bu yüzden İsviçre’de tedavi görüyor) bir hastalıkmış gibi bahsediliyor. Sanırım çeviride sıkıntı var. Günümüzde biz ‘budala’yı değil ‘zeka geriliği’ veya ‘beynin bir takım fonksiyonlarını yerine getirememesi’ kavramını kullanıyoruz. Bu kadar ciddi bir şey için ‘budala’ kelimesi basit kalıyor, anlamı hiç karşılamıyor gibi. Ancak, sırf anlamı karşılamak için de ‘Gerizekalı’ konur muydu bir kitabın ismi bilmiyorum tabi :) Ama neden olmasın? Ecinniler oluyor da Gerizekalılar neden olmuyor değil mi:) Karakterlerin de bir kısmını ele almak istiyorum. Aglaya.. Yepançinlerin muhteşem kızlarının en küçüğü. Hani şu küçük dünyaları ben yarattım edasıyla, bütün erkekleri kendine aşık zanneden cins insan. Bana hayatta uzak durmam gereken insanları hatırlattı Aglaya sürekli. İstediği olmayınca ortamı saçmasapan bir şekilde terkeden, karşısındakinin duygularını hiçe sayıp acımasızca, küstahça, bir kaşık suda boğmanızın geleceği derecede alay eden Aglaya... Başka bir şey söylemek istemiyorum hakkında. Aglaya’nın kendisinden pek farkı olmayan iki ablası. O kadar boş insanlar ki... Hani şu an etrafımızda akşama kadar onun bunun dedikodusunu yapıp koca yarıştırmaktan, çeyizde üstünlük sağlamaktan başka yaptıkları bir şey olmayan kadınlar var ya, hah, bu ikisi tam da onların Rus versiyonu. Annelerine ‘maman’ diyip Puşkin’in iki tane şiirini yarım yamalak ezberleyince kendilerini kültür abidesi, üst tabakadan insan zanneden iki dangalak... Romanın kurgusuna katkıları bu sadece. İppolit... Belki de kitaptaki tek sağlam adamdı. Lebedev, ‘yaptım evet, ama bilin bakalım neden yaptım’ diyen Şener Şen’imiz kadar sevimli değil, hatta hiç sevimli değil ama aynen bu modda takıldı kitapta hep. Rogojin... Bence en masumuydu kitabın. (Sanırım kimse Rogojin’i masum bulmaz bu kitabı okuyunca) Nastasya... Kadınları bu şekilde ‘kurguda da olsa’, aciz, histerik, bir o yana bir bu yana giden olarak görmekten nefret ederim. Üstelik buna kendi davranışlarıyla sebep oluyorlarsa, daha kötü. O yüzden Nastasya’ya hiç ama hiç üzülmedim. Son olarak Prens... Hasta geldi hasta gitti. Adamı yediler bitirdiler. Başının etini yediler sözü hakikaten gerçekleştirildi Prens için. Bence sağlam ve gayet akıllı olan bir adamı, sırf kendileri gibi olmadığı için, onlara benzemediği için, kendi fikirleri olan birisi olduğu için, engin görüşlere sahip olduğu için (çünkü İppolit ve Prens dışında başka kimsenin kendi fikri yoktu kitapta) aslında herkesle her şeyi konuşabilen birisi olduğu için, ancak ve en önemlisi AFFETMEYİ bildiği için, ne olursa olsun KARŞISINDAKİNİ KIRMAYAN birisi olduğu için, kısacası ‘insan’ olduğu için ‘budala’ dediler Prens’e. Ötekileştirmenin, dışlanmanın en yüksek seviyede yapıldığı bir ortamda yine de insanlara saygısını yitirmeyen bir adamı hasta ettiler. Gerçek hastalığa sonunda yakalandı... Prens ve genel olarak kitap bana Ahmed Arif’i hatırlattı : Kendine iyi bak, bir daha hiçbir ana doğurmaz seni...
Edebiyat
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
··
513 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Ahhahha ha .. Bir Fyodor Mihayloviç Dostoyevski kitabının incelemesini , bu kadar eğlenceli yazacak biri daha olmaz, olamaz .umarım okurken de eğlendiniz. Okuyorum henüz bitmedi araya kitaplar girdi.Ancak çogunlukla çok derin içsel tahliller ve dönem eleştirisi olduğu icin daha ciddiyetle okuyorum. Bir Hindistan dizisi gibi görüp incelemek de hoş olmuş.Kesinlikle okumaya teşvik edici.Neler neler var bir bilseniz edasında...Bir dramdan komedi çıkarmak gibi .
Buzdağı
Gönderi Sahibi
Şu an araya başka kitap koymadan sadece Budala’yla başbaşa kalın derim ben. Her kitabında olduğu gibi Budala’da da derin tahliller var evet. Bir edebiyatçı olarak bunları görmemek mümkün değildi zaten. Ancak, Budala bunlardan daha fazlası değil bana göre. Siz bitirince nasıl düşünürsünüz bilmiyorum, belki sizin daha çok sevdiğiniz bir kitap olur. Keyifli okumalar dilerim.