Gönderi

BENİM ÖZGÜR KADIN RUHUM... KOT PANTOLONUM, TİŞÖRTÜM VE SPOR AYAKKABILARIM
Puan vermedi·328 syf.··
Beğendi
·
2020 159. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Aralık 2020 01:55
"Dış görünüme göre karar vermeyenler, olsa olsa sığ insanlardır. Dünyanın gerçek gizemi, görünmeyende değil, görünür olandadır." demiş Oscar Wilde. Peki gerçekten öyle midir? Giyinme ritüeli insan yaşamına ne derecede anlam katar? Sosyal yapılar dünden bugüne nasıl evrildi de çıplak insan dünyası bu tür düşünceleri üretecek hale geldi? İnsan düşününce aklına, alışıp kabullendiği en aşikâr konularda bile pek çok soru geliyor. Yazarımız Mineke Schipper'in bu kitabı yazmadan önce kendine ne tür sorular sorduğunu bilmiyorum ama farklı kültürlere yaptığı gezilerde ve görüştüğü yüzlerce köylü kadının yaşamlarına dair edindiği bilgiler neticesinde bu kitabı hazırlamaya karar verdiğini biliyorum. Kitabın içerik incelemesine geçmeden önce olumsuz yönden eleştirmek istediğim bir durum var. Kitapta pek çok yazım hatası, anlatım bozukluğu, imla hatası mevcut. Özellikle uzun cümlelerdeki çeviri yanlışları bazen anlamayı zorlaştırabiliyor. Destek Yayınlarının maddi olarak daha hassas davranma imkanı olmasına rağmen bu hataları yapması pek de hoş olmamış. Bunları belirttikten sonra içeriğe dair yorumlarımı da sunmak istiyorum. Kitap genel manada ilahi inançların yüzyıllar içerisinde kadın ve erkek giyimine etkisi üzerinde durmuştur. Özellikle üç semavî dinin etkilerini yazar o inançlara mensup kişilerin yazmış olduğu farklı kaynaklardan yararlanarak yorumlamıştır. Her bölümün sonunda kaynakların ayrıntılı olarak verilmesi kitaba dair güveni artırıyor diyebilirim. Eski çağlarda çıplaklık modayken sonradan ne oldu da işler değişti? Türlü türlü giyinme seçeneklerinden, tüm vücudu yalnızca gözler açıkta kalacak şekilde örten kadın kıyafetlerine kadar ulaşan bir giyinme evrimi nasıl gerçekleşti? Bu sorunun cevabı üç şekilde verilebilir. Vücuttaki kusurları gizlemek ve ilgi çekici bir görüntü sunmak, bedeni dış etkenlerden korumak ve iffet kavramına uymak. İlkel toplumların çoğunda giysi kullanımı minimum olup, cinsel özgürlük ortamı hakimdi. Halen daha bazı bölgelerde devam etmekle birlikte, ilk çağlarda bu toplumlarda çoğunlukla sadece penis kılıfları kullanılmakta idi. Antropologların yorumuna göre bu kılıfların ya da sünnet derisinin bağlanarak penis ucunun gizlenmesi adetlerinin amacı, erkeğin penis hareketlenmelerinin görünmemesiydi. Ereksiyon hallerinin ayıplanma ya da alay konusu olması ihtimaline karşılık uzvu görünmez kılma çabasıydı tamamen. 16. yüzyıla kadar özellikle Avrupa'da başta aristokrat sınıfı olmak üzere halk içinde de penis kılıfı içeren kıyafetler çok kullanılıyordu. Erkeklik göstergesi olarak iri ve süslü kılıflar kıyafete monte şekilde tasarlanıyordu. Fakat 16. yüzyıldan sonra bu akım batı dünyasında etkisini kaybetti. İyi ki de kaybetti çünkü bu görünüş esasında kadınların göz zevklerine hitap etmediği gibi itici de geliyordu belki. Büyük ve gösterişli kılıflar "daha erkek" olmayı simgeliyordu. Bu hissi yaratmak erkekler için günümüzde de büyük bir amaç olmaya devam ediyor. Görüntüsü ya da maddi gücü ile "daha erkek" olamayan erkekler şiddet ile bunu başarma eğilimindeler. Uzaktan bakınca bu benzetme alakasız görünse de, psikolojik detaylar düşünüldüğü zaman gayet yerinde bir tespit olabilir. Eski toplumlarda özellikle göğüsler, el ve ayak gibi gizlenme gereği olmayan meşru uzuvlardı. Göğüslerin cinsel çağrışımdan daha önemli bir görevi vardı, o da emzirme idi. Şimdilerde kapitalist sistemin sömürü objesi haline getirdiği göğüsler ve cinsel organlar aynı zamanda bereketi artırmak, kötülükleri ve düşmanları uzaklaştırmak, sağlığı korumak için tılsımlara, büyülere, figürlere konu olmuştu. Giyim eşyaları antropologlara göre, ilk olarak korunma amacından ziyade dikkat çekmek, süslenmek için kullanılmaya başlanmıştı. Deniz kabukları, tüyler, kuyruklar, hayvan dişleri, ağaç kabukları, tohumlar ve buna benzer pek çok obje ile yaratılan eşyalar zaman içinde süs dışında tılsım etkisi için de kullanılmaya başlandı. Zaman ilerledikçe toplumların büyük çoğunluğunda örtünme eğilimleri de artmaya başladı. Pek çok kültürde kapalı giyinme tarzı ve baskısı en çok kadınlara uygulanmıştır ve uygulanmaya da devam etmektedir. Bazı toplumlarda çeşitli süslü, kapalı, örtülü giyimler hem erkek hem kadın için moda olarak kullanılsa da, kadınlara yönelik kapalılık daha çok iffet ve namus kavramları ile ilişkilendirilmiştir. 14. yüzyıldan sonra dekolteler özellikle Avrupa'da giyim modasına dahil olsa da dini eleştirilerden yine de kurtulamamıştı. Fransız Devrimi'ne kadar erkeklerin süslü ve gösterişli kıyafetleri devrim sonrası kendini sadeliğe ve tekitipliğe bırakmıştı. Erkekler giyimde süs ve gösterişten vazgeçip bu alanı kadınlara bırakmışlardır. Tabi bunu yaptıktan sonra öne çıkma ve dikkat çekme güdülerini farklı alanlarda daha da güçlendirmiş olmaları muhakkaktır. Evrimsel biyolojide cinsel seçimin çeşitlilikte büyük rol oynadığını biliyoruz. Bu kapsamda evrim psikoloğu Geoffrey Miller erkeklerin sanat, siyaset, spor, bilim gibi pek çok alanda kendilerini kadınlara nazaran daha hırsla gösterme eğilimlerinin cinsel seçimin bir sonucu olarak evrildiğini düşünüyor. Şayet bu açıdan bakarsak erkeklerin giyimdeki süsten vazgeçtikten sonra, enerjilerini yeni çalışma ve ilgi alanları geliştirmek için harcadıklarını düşünebiliriz. Sanatın çeşitlenmesi, yeni edebiyat akımlarının çoğalması, bilimdeki çok yönlü gelişmeler ve yeni alt dallar, üretim alanlarındaki gelişmeler bu duruma örnek olabilir diye düşünüyorum. Şimdi en önemli kısım olan dinlerin etkilerini inceleyelim. Tüm semavî dinler hem erkeğin hem de kadının namus koruma görevini kadına yüklemiştir. Erkeklerin dikkatini çekmemek için kadınlar kendilerini daha fazla örtmek, gizlemek ve hatta sosyal yaşamdan soyutlanmak zorunda bırakılmıştır. Daha da kötüsü, erkeklerin cinsel arzularını kontrol edemeyeceğine, bu yüzden de rahat yaşamdan kadınların feragat etmesine inandırılan kadınlar, yaşadıkları taciz ve tecavüz olaylarında bile kendilerini suçlamaktadır. Oysa ki eski uygarlıklarda iffet kavramının erkeğe yüklendiği örnekler de mevcuttu. Eski Yunan medeniyeti cinsel kontrolü kadına değil erkeğe vermişti. Sırayla bakacak olursak; Yahudilerde kadınların sıkı sıkıya örtünmesinin yanında erkeklerin de giyim konusunda sert kısıtları vardır. Erkekler özellikle ibadet esnasında uzun giysiler ve başlıklar giymeli, penisleri hiçbir koşulda görünmemeli ve belli olmamalı, hatta aşırı gelenekçi erkekler kendi penislerine dahi bakmamalıdır. Erkeklerin, eşlerinin vajinalarına bakmanın kör çocuk doğurmaya sebep olacağına inanlar dahi bulunmaktadır. Erkeklere giyim şartları getirilse de asla kadınlar kadar sert değildir elbette zira inançlı kadınlar erkeklerin tahrik olmaması için kendilerini çok fazla örtmeli, böylece onları korumalı ve onları üzmemelidir. Hristiyanlarda da benzer şekilde gelenekselci dindarlar sade, gösterişsiz, kapalı giyinmeli, mücevher ve koku gibi dikkat çekici hiçbir şey kullanmamalıdır. Ve yine Hristiyanlıkta da erkeğin şehvete kapılıp günaha girmemesi görevi sıkı sıkıya örtünme ve olabildiğince az konuşma zorunluluğu ile kadınlara yüklenmiştir. Aynı zamanda kiliselerde giyimlerini iffetli tutup başlarını örtmek de yine kadınlara önerilmektedir. İslamiyete bakıldığında ise elbette çok benzer durumlar ile karşılaşıyoruz. İslamiyetin ilk yıllarında peçe ve çarşaf yokken zaman içinde Yahudilerden peçeyi, Hristiyanlardan ise baş örtme stilini alan Müslümanlar zaman geçtikçe bu giyim stilini daha sert hale getirmiştir. Öyle ki bazı aşırı gelenekselci Müslüman kadınlar siyah cilbap, çarşaf ya da burkalarına siyah peçe, siyah eldiven ve siyah güneş gözlükleri de ekleyerek kendilerini tamamen dış gözlere kapalı hale getiriyorlar. Müslüman erkekler ise göbek ve diz kapağı arasını kapalı tutmak zorundadır ve kendilerini çıplak halde sadece eşlerinin görmelerine izin vardır. Ayrıca erkekler yüzleri kadına benzememesi için sakal bırakmak ve her türlü mücevherden ve süsten uzak durmak mecburiyetindedir. Yazar Arap araştırmacıların kaynaklarına dayanarak Muhammed Peygamber zamanında örtünme ve giyinme biçimlerinin daha ılımlı olduğunu, siyah peçe ve çarşafın İslami geleneklerde bulunmadığını belirtiyor. Bunlara ek olarak Türkiye gibi laik ve daha hoşgörülü ülkelerde ise inanç sahibi kadınların küçük bir kısmı çarşaf, burka, peçe kullanırken, bir kısmı renkli tesettürler kullanabiliyor. Bunun yanında Müslüman olup tesettür kullanmayan kadınlar da mevcuttur. Yeri gelmişken baş örtüsünün uygarlıklar arası gelişimine de değinmek istiyorum. Bilinen en eski uygarlık olan Sümerlerde, tapınaklarda Tanrı'ya ibadet amacıyla rahibeler seks yapmakta, tapınak fahişeliği olarak adlandırılan bu görev kutsal sayılmakta idi. Bu kadınların diğer kadınlardan ayrılması ve üst mertebeye konulması amacıyla başlarına örtü örtmeleri adet olmuştu. Daha sonra Asurlularda evli ve dul kadınlara, kralın emri ile örtü zorunluluğu getirilmişti. Genç kızlar ve sokak fahişeleri asla örtme hakkına sahip değildi. Burada örtü bu kadınların yasal olarak seks yapabildiklerinin göstergesiydi. Ardından Yahudilere geçen bu gelenek sadece evli kadınları kapsıyordu, Hristiyanlarda ise yalnızca rahibeler başlarını örtmekteydi. İslamiyete gelindiğinde ise belli bir yaş sonrası tüm genç kızlar ve kadınlar başlarını örtmek zorunda kalmakla birlikte bazı bölgelerde peçe de bu örtülere eklenmişti. Giyim şekilleri verilen örneklerdeki gibi iffeti ifade etmek dışında farklı amaçlar için de kullanılmıştır. Hiyerarşik düzenin simgesi olarak üst sınıftaki insanların daha gösterişli, alt sınıftakilerin ise sade giyimleri gibi veyahut asalet ve saygı gösterisi olarak kullanılan şapkalar ve eldivenler de bu duruma birkaç örnektir. Bu anlatılanların yanında ilginç bir konu daha bulunmaktadır. Ortaçağ sonlarına kadar insanlar toplu şekilde nehirlerde ya da hamamlarda yıkanıp yüzebiliyorlardı. Erkek kadın ayrı ayrı toplanabildiği gibi birlikte de durmakta sakınca görmüyorlardı. Toplum içinde iffet algısını giyim kuşama yerleştirdikleri halde yıkanma eylemlerinde oldukça rahat olmalarının sebebi ilâhi inançlardı. Pek çok kültürde insanlar, suyun bedeni ve ruhu temizleyerek günahlardan arındırdığına inanıyordu. Fakat burjuvazinin yükselmesi ve din adamlarının kadın erkek bir arada suya girmesine tepki göstermesi gibi sebeplerle yüzmek ve yıkanmak için her iki cinse de belirli kıyafetler şart koşuldu. Zaman içerisinde bu kıyafetler mayo ve bikinilere dönüştü. Hatta son olarak da Müslüman kadınların dinleri gereği mayo giymeleri mümkün olmadığı için, onlara özel haşemalar tasarlandı. Onlar bu sayede denize girebiliyor ve kumsalın keyfini çıkarabiliyor artık. Fakat buna rağmen bazı din tüccarları kadınlara eziyet ederek var olduklarını hissettikleri için, şu kadarcık keyfi bile onlara yasaklamaya, onları cehennemlik ilan etmeye kalkmaktadır. Bu tarz din adamlarının ve onları dinleyenlerin tek derdi kadınlara her türlü ev işini ve çocuk bakımını yaptırmak, cinsel zevkleri uğruna onları seks kölesi olarak kullanmak, akla gelebilecek her konuda kadını tahakküm altına alıp her şeyden mahrum bırakarak "yüce erkek" hislerine kavuşmaktır. Gelelim son dönem giyim şekillerine ve değişimlerine. Yüzyıllar boyunca insanlar bedenlerini çok farklı giyim türleri ile donatsa da zamanla bu durum kendini sadeleşmeye bıraktı. Artık pek çok kültürde, dini dayatmalara rağmen insanlar daha özgür giyinebilmektedir. Modernist din yorumları özellikle kadınları toplum içine karışmaya teşvik etmekte ve giyim konusunda geleneksel yorumlara göre daha serbest bırakmaktadır. Bu sayede insanlar hem özgürlüklerini yaşayabilmekte hem de dini inançlarına bağlı kalabilmektedir. Fakat bütün bunların yanı sıra giyim serüveninin evrimine karşı çıkan protestocular da 1960'lı yıllardan sonra bir hayli artmıştır. Kimine göre baskıcı örtünme politikaları, kimine göre de doğa ile iç içe yaşayan en uzak atalarımızın ve bazı yerli toplumların giysiye gerek duymadan özgürce yaşayabilmiş olmalarının daha cazip olması, kişileri çıplaklık eylemlerine itmiştir. Bu eylemler halen daha ayıplı ve bazı yerlerde yasaklı sayılsa da dikkat çekmeye devam etmektedir. Giysisiz yaşamın iyi mi kötü mü olduğunu düşünmek ilginç bir deneyim oldu benim için. Tamamen doğal ve izole bir ortamda yaşasak bile hava şartlarından ve hayvan tehdidinden korunmak isteyecektik, bu yüzden de bedenimizin korumak istediğimiz bölgelerini sarmalamak ihtiyacı duyacaktık. Fakat bunları yaparken özgürlüğümüzü kısıtlayacak herhangi bir baskı duymayacak olmamız bir avantaj gibi gözüküyor. Öte yandan modern dünyamızı düşününce çıplaklık fikri tamamen itici geliyor. Kalabalık ortamlarda, örneğin bir toplu taşıma aracında diğer insanlarla daha sık tensel temas olasılığı oldukça tiksindirici ve irrite edici. Bu yüzden başka insanların kurallarından bağımsız olarak sade kıyafetlerle yaşamak benim için giyinmenin en cazip halidir. O sebeple kot pantolonum, tişörtüm ve spor ayakkabılarım bana fazlasıyla yetiyor. Son olarak bir de pantolonlar hakkında kısaca ekleme yapmak istiyorum. Kadın ve erkek giyiminin birbirinden kesin çizgilerle ayrılmasını isteyen dinler, her iki cinsin de diğerine benzemesinin önüne geçmeye çalışır. Bu yüzden kadınların pantolon giymesi büyük fırtınalara sebep olmuş ve pek çok fetva yayınlanmıştır. Ama bunların hiç biri kadınların pantolona sahip olmasına engel olamamıştır. 1850'lerden sonra ata binen ve bisiklet süren kadınlara serbest olan pantolonlar zamanla tüm dünyaya yayılmış ve 1950'lerden sonra ortaya çıkan kot pantolonlarla da bu giyim şekli iyice yerleşmiştir. Gelenekselci dindar kesimlerde halen daha pantolon karşıtlığı sürse de bu durumun ömrü yakın bir zamanda son bulacak gibi görünüyor. Pantolon her ne kadar basit bir sıçrama gibi görünse de kadınların özgürce hareket etmesine ve toplumsal cinsiyet eşitliğine fazlasıyla katkı sağlamıştır. Çünkü bana göre unisex bir giysi ister istemez iki cinsin birbirine denk olabileceği imajını yaratmaktadır. İncelemenin sonuna gelirken Türkiye Cumhuriyeti Devletini laik bir anlayış ile yeniden kuran Mustafa Kemal Atatürk'e bir kadın olarak ne kadar büyük minnet duyduğumu belirtmek istiyorum. Şayet ben bugün özgürce giyinebiliyor, istediğim eğitimi alıp iş hayatına kabul edilebiliyor, sosyal yaşamda her türlü aktiviteden yararlanabiliyor ve en önemlisi bir birey olarak var olabiliyorsam bu O'nun kurduğu Laik Cumhuriyet düzeninin sayesindedir. Tüm dünya kadınlarının hak ettiği özgürlüğe kavuşması en büyük temennimdir. Anlayış, hoşgörü ve aydınlık hepimizin olsun.
Giyinmenin Kısa TarihiMineke Schipper · Destek Yayınları · 202054 okunma
··
661 Gösterim
11 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bizleri ilgilendiren bir konu olduğu için sonuna kadar okudum hiç sıkılmadan. Emeğinize sağlık... Kızgınlık, sinirlenme olmadan da bu konu hakkında gayet açıklayıcı bir yazı yazılabiliniyormuş :) Özellikle son paragrafa ❤️❤️
Ecem
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim çok naziksiniz ☺️
Ellerine sağlık Ecem. Yine çok ayrıntılı ve bilgilendirici bir inceleme olmuş Aklıma lisedeki İngilizce öğretmenimiz geldi (benim dersime girmedi ama yine de öğretmenim sayılır) Kadınlara pantolon yasakken onun pantolon giyinmesini herkes şaşkınlıkla karşılardı. Bize göre bir devrim yapmıştı. Neyseki sonradan serbest oldu. Pantolondan sonra etekler rafa kalktı. Oh be, rahatlık varmış dedik. Bu arada en çok Yahudilerin giyimi bana ilginç geldi. Ne tuhaf insanlar.
Ecem
Gönderi Sahibi
Ooo harika bi öğretmenmis en bayildigim ogretmen tipi aykırı ogretmen tipidir😄 cok teşekkür ederim Sultan ablacım begenmene sevindim. Dedigin gibi Yahudiler de katı kurallar konusunda epey başarılilar. İlk semavi din olduklari icin midir bilmiyorum ama kadını toplumdan dışlama işini iyi yapmışlar
Ecem
Gönderi Sahibi
Yeşim bu güzel hediyen için bir kez daha teşekkür ediyorum kuşum. Çok güzel bir yolculuktu benim için🤗🐢🌻🌱
Ecem, eline sağlık. İncelemen aman makalen yine çok çok güzel olmuş. Kıyafetler artık herkesin kimliği olmuş durumda. Hem statü hem tarz göstergesi bir nevi. Hatta yeri geliyor ki karşımızdakine verdiğimiz değeri bile seçtiğimiz kıyafetlerle gösterir olduk toplum olarak. Bana kalsa her yere pijama ile giderim ya ne mümkün. Önce annem salmaz :) Yüzyıllardır kadın erkek herkes baskı altında. Mesela pembe giyen erkek için direkt "ibne" mini etek giyen kadın için "yollu" derler, diyorlar. Bi salın bizi allasen. Bi özgür bırakın. O yüzden çıplaklığa sıcak bakmıyor değilim ama bu coğrafyada değil tabii ki ilkel kabilelerin yaşadığı uzak diyarlarda... Umarım bi ara çorapların çıkış tarihine dair bir kitap çıkar karşımıza da onu da okuruz. Şöyle renkli renkli çoraplar... Tekrar eline sağlık 🌼💙🥰
Ecem
Gönderi Sahibi
Oooh sefamiz olsun😄😄💪💪
Çok başarılı, bilgilendirici bir inceleme olmuş, ellerine sağlık. İmla, yazım hatalarına bir türlü anlam veremiyorum. İş bankasında bile yer yer denk geliyorum, birçok yayınevinde zaten sürüyle. Yani bunları yapmamak zor olmamalı, hiç mi bu pozisyona uygun birini bulamıyorsunuz, çok basit bir şey aslında. Ek olarak, göğüslerin gizlenme olayına hiçbir zaman anlam veremedim. Özellikle ana işlevi emzirme olan bir organ olduğu düşünüldüğünde, insanların bebeklerini rahatlıkla emzirememesi çok saçma geliyor. Cinsel manada zorunlu bir işlevi de yok.
Ecem
Gönderi Sahibi
Tek işlevi değil cinsel çekiciliğinden önceki işlevi emzirmek. Cinsel çekiciliği var ama asıl görev bebegi beslemek göğüslerin. Bu yuzden zaten rahatca emzirmek isteyen kadinlar tepki veriyor ama Omere de dediğim gibi boyle bi serbestlik olsa da gizleme aliskanliklarimizdan vaz gecer miyiz emin degilim😄
Reklam
evet bunla ilgili benim cok begendigim bir deney var birgün bir adam avrupali biri cok sık giyim ile takim elbise kiravat ile belediye otobüsüne biniyor şöföre binis kartimi evde unutmusum genede otobüse binebilirmiyim diyor, şoför tabi efendim diye kibarca otobüse aliyor , ertesi gün ise normal eski püskü bir kiyafet ile ayni yerde otobüse binmeye calisiyor, ayni sekilde soruyor binis kartimi evde unutmusum binebilirmiyim diye ama söfer bu sefer olmaz sizi otobüse alamam diyerek reddediyor, otobüse almiyor giyim kusam bu kadar önemli yani hatta sosyal medyada hatta sokakta bile
Ecem
Gönderi Sahibi
Evet doğru
giyim tarzi insanlarin tam olarak siyasi dini fikirlerini görüslerini yansitmaz artik, cok açık giyinen bir bayanda cok inancli olabilir bunu bilemeyiz , önyargıli davranmamak gerekir mesela kapalı bir kadında atatürk cumhuriyet dusmani sayilmaz ben bunlari cok gördüm tabi ecemin demek istediği bu degil lakin ben belirtmek istedim 21 yyda artik giyim tarzi bir kimlik belirtisi degil tarihte her millet kendi tarzini oluştururdu mesela çinliler tek tip , araplar tek tip , türkler tek tip ,avrupalilar tek tip giyinirlerdi mesela eski turk tarihinde türkler kendilerine özgu kiyafetler giyerlerdi biz eski zamanlarda insanlar bir türk gördüğünde onun kiyafetlerinden turk olduğunu anlardi, arap gördüklerinde de anlardi , avrupali gordugundede çünkü milletler kendilerine özgü giyinirlerdi, osmanlinin son zamanlarindada bu konuda dunya ve osmanlida bir degisiklik olsada genede ayni idi cogunlukla fes giyen pantolon giyen bir erkeğin osmanlı oldugu anlasilirdi, lakin artik böyle birsey yok milletler genel anlamda kendilerine özgü giyinmiyorlar, mesela bir amerikaliyi kıyafetinden taniyabilirmiyiz yada bir avrupalıyi mesela bi erkek yada bayan giyiminden dolayi avrupali deriz ama amerikali yada türk çıkabilir artik 21 yyda milletler kendilerine özgü giyinmiyor ve artik turkiyede birbirinden cok farkli giyinen insanlar var acik kapali normal düz acik yada asiri dekolte ve ben eminim 15 yila kadar normal bir sehirde bile bir yandan tanga ile bir yandanda salvar ile , bir yandan mini etek ile bir yandanda alti mini etekli basi kapali insanlar geçicek sokaklardan ada yerlerinde değil direk sehirlerde bence aslinda giyim kusam özgürlüğü iyidir ama genede bir kural yada sınır konulmalimidir bilemiyorum hem aşırı aciklikta hemde asiri karacarsaf ile kapanmada bir sınir getirilebilir osmanlida ikinci mahmut , abdulhamid zamaninda cumhuriyet tede ataturk zamaninda da kiyafet sınırı ve yeniliği getirildi bence bu yillardada düşünülebilir bu
Ecem
Gönderi Sahibi
İnsanlar milletlerine göre artık pek giyinmiyor evet halk için dogru bu. Fakat dinlerin koydugu belirli kurallar halen daha gecerli. Kati inançlı bir kadin acik giyinemez. İncelemede de bahsettigim üzere artık modernist din yorumlari insanlari daha özgür giyinebilmeye tesvik ediyor. Etiket yorumundan bahsediyorsan onun aciklamasi su şekilde. Karşılaştığımız bir insan eger kaliteli şık ve gösterişli ise bu kisi hakkinda eğitimli, modern, varlikli vs gibi yorumlar yapariz. Hırpani giyimli ise daha olumsuz yaklaşırız. Rengârenk saçları ve dövmeleri varsa aykırı diye düşünürüz. Bu tarz genellemeleri ilk görüşte nerdeyse hepimiz yaparız. Fakat bazilarimiz o kisileri tanımak icin caba sarf eder bazilarimiz ise ön yargı ile ötekilestirir. Genelleme herkes yapar ama önemli olan ön yargıları kenara koyabilmekte. Evet dünya tektip giyime doğru gidiyor sana katılıyorum o noktada