·152 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Aralık 2020 20:07 İzzet Bey Apartmanı
Mehmet Yılmaz’ın bu okuduğum ikinci romanı. Kalemi gittikçe olgunlaşıyor, üslubu oturuyor. Cesurca da yazıyor. Çağının gerçeklerine bir perde arkasından bakıyor. Ama incecik bir perde bu. Haliyle duyarlı ve anı okuyabilen okur da yazarın aslında ne demek istediğini ayan beyan anlıyor romanın sayfalarında ilerlerken. Bir apartman dairesinde yaşıyor romanın kahramanları. Geçmişten gelen hikayeleriyle onları bize tanıtıyor yazar. Bir apartman ama siz biraz üstten bakınca, biraz açınızı genişleterek apartmana baktığınızda, kahramanların bir sokakta, bir mahallede, bir şehirde, bir ülkede yaşadıklarını görüyorsunuz.
Haliyle her şey var bu apartmanda. Aşklar, acılar, savaşlar, adaletsizlikler, umutlar, hüzünler ve daha pek çok şey. Karakterlerini de ayan beyan okurun gözünde canlandırıyor Yılmaz. Araya güzel şiirler de serpiştiriyor. Apartmanda dolaşırken; Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’le yolculuk da yapıyorsunuz, Cengiz Aytmatov’ın neredeyse her romanında geçen Issık Göl’ün kenarında da konaklıyorsunuz. Gel gitleri, geçişleri, kurgusuyla iyi bir iş kotardı Yılmaz. Sıkılmadan ve tat alarak ilerliyorsunuz roman boyunca. İlerlerken de düşünüyor ve üzülüyorsunuz perde arkasındaki gerçeklerle yüzleştikçe. Yazar bazen de mıhlıyor sizi koltuğunuza.
Mesela kitaptan şu bölümdeki son cümle çok etkileyiciydi bence. Aynen aktarıyorum.
-Bizim okulumuzda bir öğretmen vardı, Bay Stepanoviç. Hatırlıyor musun?”
“Evet, elbette hatırlıyorum.”
“İşte o bir Çetnik olmuş.”
İnanamıyordum. Çünkü o da bizim gibi bir insandı.
***
Evet. Belki klişe olacak ama bu dünyada insanların ihtirasları, kıskançlıkları, kinleri, hırsları kararında olsaydı -yol olsaydı demiyorum, yok olmaz ki bu huylar- her şey daha güzel olabilirdi. Evet böyle diyerek kendimi dışarı atayım İzzet Bey Apartmanından.