İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine izlemeyi tercih ediyorum diyenler için: youtu.be/grlyeBU1KDQ
Enkaz altında kaldım. Öyle bir enkazın altında kaldım ki kitabı bitireli kaç saat oldu, hala yıkıntılarından kafamı çıkaramadım.
Ulysses, Finnegans Wake, 49 Numaralı Parçanın Nidası, Ses ve Öfke, Tristram Shandy, Locus Solus... Bütün bu kitaplar için hiçbir zaman yukarıdaki cümleyi kullanmadım. Bir kitaptan hiçbir şekilde bir şey anlamayıp hala elinizden bırakamıyorsanız, buna ne denir? Elimden bırakmayı geçtim, bu kitabı aynı gün içerisinde bitirmemek için kendimi zor tuttum. Her okuduğum satırında, beynimde eğer hala teller varsa hepsini teker teker yaktı. Okuduğum sıralar burnuma sürekli kesif bir yanık kokusu geliyordu.
Bekleyiş unutuş. Bir otel odasında bir kadınla adam. Oda, uzunca ve dar. Tıpkı uzun bir koridormuş gibi kitapta tarifi yapılmış. Sadece bu kadar. Bunun dışında metnin içinde denk gelebileceğiniz başka doğru düzgün bir tarif söz konusu değil. Elinizde bir bulmaca ama bilmediğiniz bir dilde, sanki bir uzaylı toplumun dilinde yazılmış gibi. Sanki çağlar öncesinden bizlere hiç adını sanını duymadığımız bir dilde seslenir gibi.
Kadınla adamın adını bilmiyoruz. Zaman belli değil. Karı koca, sevgili, arkadaş ya da adını koyamadığımız başka türlü bir ilişki. Hiçbirini bilmiyoruz. Neden bir aradalar, onu da bilmiyoruz. Odada başka birileri var mı ya da arada girip çıkıyorlar mı o da belli değil. Bu yazılan hikaye, hangi ülkede ya da hangi şehirde geçiyor, onu da bilmiyoruz. Bildiğimiz sadece bekleyiş ve unutuş, o kadar.
Kafanız karıştı değil mi, haklısınız benim de çok karışık. Bir türlü cümleleri toparlayamıyorum. Bu enteresan kitap, hiçbir şey anlamayıp okumaktan kendimi alamadığım bu ilginç metin, bana bugün dört saat içinde öykü yazdırdı. Hem de bugüne kadar yazdığım öykülerin en ilginç, en gariplerinden birini. (İçinde olmayan, olmayacak bir yemeğin tarifini içeren öykü mü olur? Oluyormuş, teşekkürler Blanchot Amca.)
Ne diyorduk, bekleyiş ve unutuş. Kitap iki bölüme ayrılıyor ama bu iki kısmı da birbirinden ayırt etmemizi sağlayan 1 ve 2 rakamı hariç metinde bir nokta yok. Yani başlıkların da aslında tek başına bir anlamı yok. Kitaba ismini veren bekleyiş ve unutuş birbirine sarmal şekilde iç içe geçmiş. Tanrı yazarın tıpkı bir sahneyi anlatır gibi anlatım yaptığı, kadın ve erkek karakterlerin yer yer anlaşılmaz diyaloglarının yer aldığı ve yine anlatıcının bekleyiş, unutuş kavramlarıyla ilgili bol miktarda aforizmavari sözleri de aralara serpiştirdiği, hiçbir türe giremediğinden ancak anlatının içine girebilecek kurmaca gibimsi garip bir metin.
Cümleleri birbirine bağlamakta zorlandığınız, paragraflar arasında hiçbir bütünlüğün olmadığı, benim gibi yıllardır biçimci yazarların kitaplarını okumuş birini bile şaşkınlıktan şaşkınlığa sevk eden acayip, ilginç, enteresan, başka, bambaşka bir metin Bekleyiş Unutuş.
Eline aldıktan sonra okusan dert, okumasan yine dert, yukarıda hakkında bir sürü şey yazmama rağmen yine de aslında hiçbir şeyi anlatamadığım, ancak belki aşağıya bırakacağım alıntılarda az biraz olsa da anlaşılabilecek bir garip Maurice Blanchot anlatısı.
Fakat bütün olumsuz gibi görünebilecek sözlerime rağmen kitabı oldukça beğendiğimden dolayı 9 puan verdiğimi, hatta yazarın yine Monokl'dan yeni çıkmış eseri "Kafka'dan Kafka'ya"yı sipariş verdiğimi de söylemem gerekli.
Son olarak benim gibi beyni yanıklara, beynini yeniden yaktırmak isteyenlere, acaba beynim nasıl yanar ucundan bir bakayım diyenlere hararetle tavsiye ederim.
"Bekleyiş, bekleyişte verilmemiş olan mevcudiyetin beklenişidir; bununla birlikte bu mevcudiyet, onda mevcuda dair ne varsa elinden alan bekleyiş tarafından basit mevcudiyet oyununa sürüklenmiştir." s. 91 - 2. Bölüm
"Neden bana sözünü ettiğin bu mevcudiyetten uyanmak istiyorsun?" - "Belki de bu uyanışta kendimi uykuya yatırmak için. Üstelik bunu isteyip istemediğimi de bilmiyorum ve belki siz de bilmiyorsunuz." - "Nasıl isteyebilirim ki? Olduğum yerde isteyebileceğim hiçbir şey yok. Bekliyorum, bekleyişin içerisindeki rolüm bu benim, bekleyişe doğru gitmek." - "Bekleyiş, bekleyiş, ne garip kelime." s. 103 - 2. Bölüm
Kitaptan bir hayli etkilenmişsiniz ve sizi bu kadar etkileyen kitabı merak ettim doğrusu :) Elinize sağlık Turhan Hocam, konu da çok ilgi çekici görünüyor. Hatta ödüllü bir sinema senaryosu gibi... Teşekkürler.
Öyküyü de şuraya iliştiriversek, daha kolay anlatırdın belki hissettiklerini, o güzel tarif eşliğinde. :))
Ben de çok sevmiştim, hatırlıyorum. Diğer kitabı da sipariş etmek için okumanı bekliyorum. Telleri kopmuş kalemine sağlık. :)
Çok sevdiğim bir metin .. hikaye değil roman değil anlatı değil ,
belki sadece sanrı :))
"bekleyişin git-gelidir: durağı.
" - "Hatırladığımızda ve unuttuğumuzda, ...birlikte: ayrı"