Bir Fikirden Bir Millete, Türkçülüğün Felsefesi
10/10
·254 syf.··
2020 80. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2020 16:45
Türk milliyetçiliğinin büyük mürşidi, Türk sosyolojisinin kurucusu, Türk halkbilimi çalışmalarının öncüsü, çağdaş Türkiye'nin fikir ve eğilimlerinin babası Ziya Gökalp, Cumhuriyet dönemi reformlarına ilişkin fikirlerini çeşitli yazı ve makalelerinin yanı sıra Türkçülüğün Esasları kitabında da açıkça ortaya koymuştur. Ziya Gökalp’ın Türkçülüğün Esasları, yalnızca bir düşünce kitabı değil, Cumhuriyet’in ideolojik temel taşlarından biridir. Nutuk ile beraber okunmadan Cumhuriyet’in ruhu kavranamaz. Çünkü Atatürk’ün “fikrîmin babası” dediği Gökalp, Türk milletinin hangi değerler etrafında yeniden inşa edileceğini burada ortaya koyar. Gökalp, Türk milliyetçiliğinin temellerini anlattığı çalışmasında, "yakın planda Türkçülük, uzak planda Turancılık" prensibiyle adlandırdığı mefkûresini en ince detaylarıyla okura aktarıyor. Cumhuriyetin kuruluş aşamasında bir arayış içerisine giren Türk milletinin kim olduğu, nereden geldiğini ve nereye gitmesi gerektiği sistematize edilerek bütünlük içinde okura sunuluyor. Bir nevi Atatürk'ün Türkçülüğünü anlatan Ziya Gökalp, Türkçülüğü bir “ırkçılık” değil, bir kültür milliyetçiliği olarak tanımlar. Ona göre millet, biyolojik kökenle değil; dil, kültür, tarih, hars birliğiyle oluşur. Bu yönüyle kitabı dikkatle okumayanların yaptığı gibi “faşist” damgası vurmak, Gökalp’ı anlamamak demektir. Türkçülüğü yalnızca I. Dünya Savaşı sonu II. Dünya Savaşı öncesi filizlenen ırkçılıkla tanımlamak bu ideoloji üzerine yeterince okuma yapmamakla alakalıdır. Gerek Türkçülüğün babası Ziya Gökalp, gerek Yusuf Akçura, gerekse de Erol Güngör gibi önemli düşünürler Türkçülüğü hep sosyal bir temelden açıklamışlardır. Eserin en güçlü tarafı, Gökalp’ın meşhur hars–medeniyet ayrımıdır. Medeniyet evrenseldir (bilim, teknik, teknoloji); hars ise millidir (dil, edebiyat, ahlak, gelenek). Türkler Batı’nın medeniyetini almalı ama kendi harsını korumalıdır. Bu fikir, Cumhuriyet’in Batılılaşma politikalarının da teorik çerçevesini oluşturmuştur. Gökalp, üç halka şeklinde bir Türkçülük tasarlar: Türkiye Türkçülüğü (Anadolu’daki Türkleri birleştirmek); Oğuzculuk (Azerbaycan ve çevresindeki Türklerle kültürel birlik); Turan (tüm Türk dünyasının ideal birliği). Cumhuriyet, ilk halkaya yaslanmıştır; ama Gökalp, geleceğe daima Turan vizyonunu bırakır. Dini Konumlandırırken de Gökalp’ın tercihi nettir. Türkçülük, İslamiyet’le çatışmaz; fakat milletin önüne din konulamaz. Türk milletinin harsı belirleyicidir; din ise kültürel bir unsur olarak kalır. Bu, Cumhuriyet’in laikliğe yönelmesinin de fikrî zeminini oluşturur. Türk milletini ayağa kaldıran bir manifestodur. Fakat Turan düşüncesi, dönemin siyasal gerçekliğinde romantik bir hayal olarak kalır. Bugün hâlâ Türkçülüğü “Cahiliye” ile özdeşleştirenler var. Ama aynı kişiler bin yıldır Türk milletine Arapça Kur’an, Arapça namaz, Arapça ezan dayatmaktan hiç geri durmadılar. Hani ırkçılık yoktu? Neden şart Arapça? Cahil adamdan Türkçü olmaz, olamaz. Milliyetçilik çağdaş bir kültürdür. Rönesans, Fransız ve Sanayi Devrimi ve bilinen tüm aydınlanma hareketleri milliyetçi duygular sonrası gerçekleşti. Milliyetçilik demek, hastalandığında içtiğin ilacı kendin üretme içgüdüsüdür. Yabancı bağımlılığına bir isyandır. Kendi geleneklerine, kültürüne, diline duyduğun özlem ve milletini ve devletini yüceltme arzusudur. Aklıma Atatürk'ün, "Orduya ilk katıldığım günlerde, bir Arap binbaşısının Kavm-i Necip evladına "sen nasıl kötü muamele yaparsın" diye tokatladığı garip bir Anadolu çocuğunun iki damla gözyaşında Türklük şuuruna erdim." sözü geliyor. Büyük Türkolog Zeki Velidi Togan da boşuna dememiştir: "Türkler Ebu Cehil'in gerçek adı Hişam dahil ne varsa çocuklarına isim olarak verdiler ama İslam'a en büyük hizmeti yapan Sultan Alparslan ismini, bin senedir bir Arap çocuğuna verdiremediler." Ve işte bu yüzden, Bilge Kağan’ın sözleri hâlâ kulaklarımızda çınlıyor: “Ey Türk ulusu! Silkin ve kendine dön! Niçin yanılıyorsun? Bütün bunlar kendinden, kendi öz benliğinden uzaklaşıp düşmana dönük yaşadığın için oldu.” Neyse efendim, bitmez Türk'e düşmanlık. Sonuç olarak Türkçülüğün Esasları, Cumhuriyet’in kültür ve milliyetçilik anlayışını anlamak için vazgeçilmezdir. Gökalp yalnızca bir ideolog değil, bir sosyolog, bir tarihçi ve bir millî mimardır. Türk milletine kimliğini, geleceğe dair vizyonunu ve en önemlisi kendi öz benliğine dönüş yolunu göstermiştir. #88314285
Siyaset
Türkçülüğün EsaslarıZiya Gökalp · Ötüken Neşriyat · 20227,8bin okunma
··2 alıntı·
4 +1'leme
·
2.012 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
21. yy şartlarından 1920'li yılları okumaya çalışan insanlar sıklıkla kendi fikirlerine uymayan insanları ırkçı olarak yaftalama eğilimindeler. Ancak, bu yaptıkları çocukça bir hareket bile değildir. Çünkü çocukların en saçma hareketlerinde bile müsamaha göstereceğimiz bir masumiyet, saflık ve doğallık bulunur. Eski çağlardan beri insanlar en yakınlarını korumaya, onların iyiliğini öncelemeye yatkın olmuşlardır: aile, klan, aşiret, boy, dindaşları, toplum, millet vs. Ben mesela öncelikle ailemin iyiliğini düşünürüm. Sonra yakın olduğum akrabalarim ve arkadaşlarımın, ardından toplumun. Bu istemsiz gelişir. Çünkü eğer ailenizde işler iyi gitmiyorsa kalkıp da akraba, arkadaş ve toplumu düşünemezsiniz. Boşuna kendimize melek kanatları takmaya çalışarak komik duruma düşmeyelim. Milliyetçilik mevzusu da bu yönde ilerler. Ait olduğun toplumun daha yukarıda olmasını istersin. Çünkü böylelikle kendin de daha iyi bir çevrede hayatını geçireceksindir. Bunu istemek için illa ideolojik manada bir milliyetçi, sosyalist vb olmak da gerekli değildir. Şahsen, ben kendimi hiçbir ideolojiye tam manasıyla ait hissetmiyorum. Ama bu, benim toplumun iyiliğini istememe mani değildir. İlla bir etikete ihtiyacım yok. Bununla birlikte milliyetçi olmak, kötü, ayiplanasi bir durum ve ırkçılık değildir. Atatürk kuşağına gelecek olursak, herkes biraz da olsa bilir tarih kitaplarından ve Ali de incelemesinde değinmiş, Osmanlı'yı kurtarmak için her yol denendi: Osmanlicilik, islamcilik. Nihayetinde de bize kalan ana vatan Anadolu'da ağır basan unsur olan Türkleri baz alarak Türkçülük akımı kullanıldı ve başarılı da olundu. Türkiye Cumhuriyeti de bunun üzerine kuruldu. Bunun artı ve eksi durumları olmuştur. Bunlar üzerine konuşulur ve tartışılır. Ancak, yaftalamadan. Çünkü en kolay iş anakronik okuma yapıp yaftalamaktır. Ama en yanlış iş de budur. Kalemine sağlık Ali. :) Ve eğer Atatürk'ü sahiplenmek, onu savunmak, sevmek ve ona saygı duymak ırkçılık ise ben dünyanın en 'ırkçı' insanı olmayı kabul ederim gururla. Bu da burada işine gelmeyeni, kendi ideolojisine uymayanı ırkçı diye yaftalayanlar için bulunsun.
Tengrigen
Gönderi Sahibi
Kaan, katkın için ve bu "faşist" yorumun için teşekkür ederim. :D