Gönderi

Sanatın Genç Bir Hali
#99236053 Ocak ayı öykü etkinliği kapsamında ismini vermek istemeyen bir okuyucunun hikayesini yayınlıyorum. İyi Okumalar. ------- -Hayır, bundan zevk almamalıyım, dedi. Hurdaya verilmiş olan ikinci el masanın üzerindeki genç zaten saatlerdir uyumaktaydı. Hap, önce gözlerini kapatmış, sonra bedenini bir et parçası olarak sunuma hazır hale getirmişti. O kadar gençti ki tüm o cerrahi çabaya rağmen kalbi fışkırtısını azaltmamıştı. Elini, soktuğu göğüs kafesinden çıkardı. Tırnakları kemikleri bileyerek geçti. Kan, sürtünmeyi azaltmıştı. Tüm gücüyle son pompasını yapan kalp, sıkıştığına dair gerekli sinyalleri gönderdi, lakin çalışan bir beyin kalmamıştı. Yıkık ve boyasız olan eski duvarlar artık biraz daha kızarmıştı. Sessiz sakin bir işti ve bu terk edilmiş yer çok uygundu. Duvarlar tuvalin her noktası kadar boş ve genişti. Bedenden çıkan yapışkan boyasını duvara sıçratmak istememişti, ama her sanatta bir hata payı vardı. Eline fırçasını aldı, açık göğüs kafesinde bir miktar toplanmış olan kırmızı boyaya daldırdı. Ucundan akan artık kısmını, sırtüstü yatmakta olan zayıf kıllarla dolu bacağa sürdü. Yeterince kırmızı olduğuna karar verdi ve fırçasını havaya kaldırdı. Tek bir darbede tavandan yere kadar çizgi çekti. Boya yetersiz gelecek diye korktu. Odanın köşesine atılmış şişe ve şırıngaralara baktı, malzemesini tedbirli kullanması gerekebilirdi. Keskin zekasını çalıştırdığına inandıktan sonra elini tekrar bıçağına götürdü. Görevini henüz tamamlamış olsa dahi bıçak hala işe yaramak niyetini gösteriyordu parlaklığıyla. Onu tekrar gövdeye monte etti. İki eliyle sıkıca tutup keskin ucuyla daireler çizmeye başladı. Sağa sola çarpan bıçak, her turda yeni bir parça daha kopararak havuzu zenginleştirdi. Derinliğe doğru bir göz gezdirdikten sonra bunun da yetmeyeceğine karar verdi. Belki de bacakları biraz kaldırsam bu iş çözülür dedi. Masanın kısa kenarına dayandı, gencin ince ve çarpık bacaklarını omuzlarına doğru kaldırdı. Planladığı gibi artık havuz daha hızlı dolmakta ve sanat yapmaya imkan tanımaktaydı. -Hayır, sanatsız bir hayat mümkün değil, dedi. Masanın diğer ucunda uyumakta olan kafaya doğru yöneldi, haklı olup olmadığını söylemesini istedi. Gencin suskunluğuyla haklı olduğuna kanaat getirdi. Yeterince sarstığına inandıktan sonra iki bacağı da olduğu gibi sallandırdı. Fırçasını tekrar kana bulayarak bir çizgi daha çekti. -Teşekkür ederim, bu arada. Sen kendini uyuşturuyor olmasaydın ben bir sanatçı olamazdım, dedi. Kafasını çevirip gencin tepkisini süzdü. Ona minnettarlığını göstermesi gerektiğini biliyordu. Yerdeki yarım dolu şırıngayı aldı, bedenin artık sertleşmeye başlamış olan koluna batırdı. Dibine kadar sıktıktan sonra fısıldayarak rica etti ve açık kapıdan dışarıya çıktı. Bu yıkık müzenin ilk ziyaretçilerini gözetledi. Gelmeleri tam beş günü almıştı. O zamana kadar kimsenin umrunda olmamış, resim atölyesinin içine ölüm meleğinin parfümü yayılana kadar kimse varlığını hissetmemişti. Fare zannetmişlerdi. İlk ziyaretçi, bu sanatın güzelliğinden dehşet duymuş ve elleriyle başını yakalamıştı. Arkasından amiri içeriye girdi. Yediği son şırınganın plastik kısmı hala kolunda sallanmakta olan genç, utancından gözlerini açamadı. Komiser, onun bu utancını mazur gördü ve derhal bir siyah torbaya doldurdu. Duvardaki resme öylesine hayran kalmıştı ki, emrindekilere onların fotoğraflarını çektirdi. Bu fotoğraflar, onun ofisini bir buçuk yıl boyunca süsleyecekti. Bu dönemde anne ve babalara garip sözler verecek, teskin etmek için şırıngaları unutmuş gibi davranacak ve sanatçıya olan hayranlığını herkesten gizleyecekti. Sanatçının, sanatından zevk aldığını görebiliyordu. Önceki yapıtı da bu şekildeydi. Yine kendini uyuşturmakta olan bir genci doğramıştı. Yine bir yalnızı, mutsuzu yakalamıştı. En güzel boya, onlardan çıkıyor olmalıydı. Duvara yine bir yüz çizmişti. Bu, sanatçının yüzüydü. Tek farkı; resimdekinin gülüyor olmasıydı. Oysa, komiser onun gülmediğini biliyordu. Şehrin en yalnız yıkıntılarında belirdi bu gülen yüzler. Her birinde başka bir gülümsemeyle. O yakalandıktan sonra hepsi birer birer silindi. Ve odalar gülmeyen eşyalarla doldu. Yaşadığını düşünen biri yoktu. Hiçbiri uyuşuk gençler kadar memnun kalamadı. Hepsi de birer mutsuz resim çizdiler toprağa. -Hayır, bundan zevk almamalıyım, dedi. Dışarıda hala onu bekleyenler vardı. Ölüm. Bu düzenin tuvali beyaz değil, siyahtı. Aşınıp yıprandıkça, üzerine sıçramış kıpkırmızı kanın lekeleri kendini daha cesurca gösteriyordu. Dünya, gençlerle güzelleşiyordu.
Öykü
··
114 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Vaoow çok beğendim. Tema bir kere çok etkileyici. Ne yazılırsa etkilenir insan. Ancak bu hikâye hem alegorik hem çok gerçek. Bayıldım. Keşke ismini verseydi yazar da bu marifetli yazar adayını tanısaydık. Burada bir eleştirim olacak naçizane. Ölüm'ün sözleri belirtilirken sonuna dedi eklenmese sanki daha hoş olurdu. Hani duyulan, hissedilen bir fikir gibi aktarılsa temaya da uygun düşer diye düşünüyorum. Kalıpsız serbest bir şekil. Bilinç akışı mı deniliyordu buna :) Erhan Abi teşekkürler buna vesile olduğunuz için. Arkadaşa da başarılar diliyorum.