Büyük evi toplarken, babamdan ve benden kalanları ayıklarken bir sürü şey atmış olmalılar, kimbilir ne rahatlatıcı olmuştur. Babamınkileri şefkatli ellerle toplamışlardır, takımlarını ve kravatlarını okşamış, eski kazaklarını, berelerini, kaşkollarını koklayıp katlamış ve Frelsesarmeen’e vermek üzere kutulara koymuşlardır, ayakkabılar, çoraplar, iç çamaşırları, bir insan ardında ne çok şey bırakabiliyor. Frelsesarmeen’e bağışlamak iyi, şimdi başkaları babamın giysileriyle ayakkabılarını giymiş dolaşıyor, belki de yolda babamın giysilerinden birinin yanından geçmişimdir. Belki annem birkaç parça eşyayı hatıra diye saklamıştır, komodin çekmecesinde nikah yüzüğüyle saati duruyordur sadece, geceleri açıp onlara bakıyordur - babamı düşünüyordur belki de? Sanmıyorum. Bu kadar uzun süre biriyle yaşamak, günler geceler, yıllar boyu bu kadar içli dışlı olmak ve sonra o kişinin ölmesi, toprak olması, ne tuhaf. Sürekli birbirlerine yakın yaşayan hayvanların birbirlerini sevdiklerini, aynı şeyi insanlar yaptıklarında birbirlerinden nefret edebileceklerini duymuştum. Annemin babamla derin denebilecek bir sohbeti olmuş mudur acaba? Hayır, öylesi çok tehlikeliydi. Onlar güvenli konular üzerine sohbet ederlerdi, Ruth’un çocukları, babamın ofisteki işleri, bahçedeki gül çeşitleri. Daha onları tanıdığım zamanlarda bile aralarında özel bir mesafe vardı, sonra babam öldü ve şimdi annem çiçekleri konuşabileceği birini özlüyor.