Evet, devam ediyoruz.
Er rahmânir rahîm:(Fatiha /2) “Allah rahman ve rahimdir.” Allah zatında, sıfatlarında, isimlerinde, fiillerinde rahmandır, merhametlidir. Er rahmânir rahîm dediğimizde; “ya rabbi! Ben iman ettim ki sen rahman ve rahimsin. Sen bana nasıl bir muamelede bulunursan bulun, o senin rahmetinin eseridir. Kazanayım, kâmil insan, Hz. İnsan olayım diye bana muamelede bulunup, imkân tanıyorsun” demiş oluruz.
Peki, Allah bize nasıl imkân tanır?
Allah bir nimeti ikram ettiğinde o nimete şükrediyorsak; yani o nimeti insanlara ikram ederek şükrün gereğini yerine getiriyorsak, Allah’ın Kerim ismini üzerimizde gösterip, cömertlik yapabiliyorsak nimeti değerlendirmiş oluruz. Peki, Allah bize bir musibet, bir bela, bir hastalık, bir dedikodu, bir iftira verdiyse bu durumda ne yapmamız lazım? -Tabi ki sabretmemiz lazım; yani “Allah’ın Sebur fiilini üzerimizde gösterip, gönlümüzü Allah’a açarak “ya rabbi! Bana bu muameleyi ben kazanayım, sabredeyim, sana itiraz etmeyeyim diye sen yaptın. Ben de buna sabrediyor, sana itiraz etmiyorum” deyip sabretmemiz lazım; çünkü Allah kazanalım diye bize ya bir nimet ya da bir musibet, bir bela vererek imkân tanır.
Allah ayet-i kerimede; “Allah dilemedikçe ağaçtaki yaprak düşmez (hiç kimse kıpırdayamaz)”(En’âm /59) buyurur. Eğer biz; “falanca şunu yaptı, filanca bunu yaptı” deyip Allah’ı, Allah’ın takdirini yok sayarsak Allah’ı, Allah’ın takdirini inkâr etmiş, Allah’ı yok saymış oluruz. Eğer Allah’ı yok saymazsak “bu işi yapan, bunu takdir eden sensin ya rabbi! Eğer sen dilemeseydin bu böyle olmazdı, falanca şunu yapamazdı, falanca şöyle söyleyemezdi” deriz. Biri, Allah’ın dilemesi dışında bir şey olduğuna inanırsa Allah’ın takdirine iman etmemiş, dolayısıyla Allah’a iman etmemiş olur.