Gördüğün bahar kadar yaşamış say kendini. Her seneyi iki iki say... Soran olursa 48 bahar gördüm de mesela...

https://youtu.be/EZf00ad3G6o

Hıdırellez
Emir Kusturica
Goran Bregović
"Time of the Gypsies"

Bu Benim Oyunum 11. Bölüm
- Fon müziği için https://www.youtube.com/watch?v=5zr1YTZcmrw ( Goran Bregović - Lullaby) -

Cebinden sigara paketini çıkarır.
Sandalyeye oturup, sigarasını yakar…
Sigarasından, derin bir duman alır…

KEREM – Sigara ne kadar masum duruyor değil mi? Bu masumluğun altında olan bitenlerden haberiniz var mı? Çoğunuzun bildiği arsenik yani fare zehiri gibi… Evet ama onun dışında içinde Radon var yani Radyosyon, Metanol var füze yakıtı… Toluen bilinenler arasında yani Tiner. Kadmiyum Akü metali, Bütan Tüpgaz, DDT Böcek öldürücü, Aseton Oje sökücü, Hidrojen Siyanür bu hitler zamanı gaz odalarında kullanılan zehir. Naftalin ne olduğunu biliyorsunuz zaten. Amonyak, Nikotin, Dibenzakridin zehir… Bakın şimdi ne yapacağım? Ölümden bir öpücük daha alacağım… (Gülümser ve derin bir nefes daha çeker.) Bir bu öpücüğü seviyorum. Birde bir zamanlar sevgi veya sizin adlandırdığınız dilde Aşk’ın dudaklarını sevmiştim… Aşk’ın dudakları güzeldir ama sigara gibi bağımlılık yapar bilirsiniz… Onu bırakması, sigarayı bırakmaktan daha zor… Onun gidişine, bırak beni… Tıpkı benim gibi sigaranın yandığını, alkolün kafasını kaldıramadığını bilirim… Siz hiç bulutları sevdiniz mi? Bir var olan, bir yok olan bulutlar… Masal gibi… Var olduğunda onu gören gözyaşları dökülür… Dışarıda yağmur yağmıyordur ama içinden dışarıya sağanak yağış başlar… Sadece sen ıslanırsın. Uzaklaşırsın acını yok edebileceğin, onu gömebileceğin bir yer ararsın. Yok olursun koca şehirde, kimse ulaşamaz sana. Gözyaşlarını da alır, onları turneye çıkartırsın. Çünkü klişe yerlerde dökülmekten, onlarda sıkılmıştır… Denize karşı uygun bir bank bulur oturursun… Pöfür pöfür eser yalnızlık kıyıya… Kıyıya vuran dalgalar her zaman hüzünleri severler… Açarsın şarabını, yakarsın sigaranı. İç şaraptan, çek sigaradan, iç ve çek, iç, çek… Sonra mı? Derin bir iç çekersin yokluğa inat… Şarabın bu defa şahlanır, yok olmuşlar adına… Martılar yine taşak gibi gülerler haline… Sözde sen balık bulacaksın da, anlatacaksın halini onlara. Kimse de olmaz inadına etrafında, olsa da kimse yanaşmaz sana… Buram buram yalnızlık kokarsın, yalnızlık bulaşıcı gelir insana. Yarı ölümdür yalnızlık yani ölmüştür o kişi ama gömülmemiştir. Silinmemiştir yeryüzünden, işte bu koyar adama… Daralır dünya… Git gide ufalır, ufalır, küçücük kalırsın bankta. Sağlı solu sıkar seni sıkıntı. Kalkarsın, neden kalktın? Sağ gidersin, neden sola gitmedin? Sola gidersin, neden durmuyorsun? Ne yapacağını bilemezsin. Çünkü koymuşsundur bir kere onu, hayatının merkezine… (Seyircilerin arasından bir kadına seslenir.) Siz sahneye gelebilir misiniz?

Kadın korkar çıkmak istemez…

KEREM – Lütfen, kurtulmak istiyorsanız buradan beni dinlemelisiniz? Öldürmek istemiyorum şu an kimseyi…

Kadın zoraki çıkar sahneye…
Sahnenin girişinden karşılar kadını…

KEREM – Adınız nedir?

Zor çıkan sesiyle…

ÖZLEM – Özlem…
KEREM – Bakın işte onun kopyası… (Özlem’i seyirciye döndürür…) Sakin ol Özlem… Ben sana kıyamam. İstersen al, sen beni öldür.

Silahı Özlem’in eline verir.
Kerem iki eliyle Özlem’in tuttuğu silahı,
alnının ortasına dayar. Ağlamaklı
halde olan Özlem ardı ardına tetiğe
basar ama silah boştur…

KEREM – (Silahı tekrar alır. ) İşte böyle... Oda beni bu kadar istekli öldürmek istedi… Her neyse… (Zeki’nin telefonundan son arayan numarayı arar.) Komiser Çetin Bey kapıyı açın. Size bağışladığım sevgilimi gönderiyorum…

yazan - e.a
11. Bölüm