• Seninle iftihar ediyorum böyle bir yangın görmedim ben.
  • Bu kadar hazin ağlamayı hiçbir insanda görmedim.
  • Böyle lanet sıkıcı bir kitap görmedim. Christian seni severim bebeğim ama yani senin ağzından yazılmasa daha güzel olurdu. Anastasia'nın anlatımı daha güzeldi.
  • Sorumluluktan kaçan ve kural tanımaz insanların serbestçe dolaştığı canım ülkemde bu başıbozukluğu ve bu tür insanların hayata bakış açısını en güzel anlatan örneklerden biri, bana göre toplu taşıma araçlarının ve kamyonların arkasında ki " Allah Korusun" yazısıdır.


    Daha fazla para harcamamak adına gerekli kontrol ve bakımları yetkili ve bilgili kimselere yaptırılmayan araçların ve kaderinin kendi ellerinde olduğunu kavrayamamış eğitimsiz araç şoförlerinin oluşturduğu kalabalığa biz trafik diyoruz. Şimdi böyle bir trafikte kullanılan araçlar açısından bir ikilem ortaya çıkıyor. Süs olarak yazılamayacağı kesin olan bir yazının oraya yazılma sebebi dini sebeplerse, aynı yazıya sahip iki aracın çarpışmasında hangi aracın daha az korunacak olmasıdır. Kul olarak sen üstüne düşen görevi yapma, trafik kurallarına uyma, başına gelen kötü şeyleri de kader diye kabul et. Hayatı anlamak için çabalama şoför kardeşim. Tek maddelik yaşam kılavuzun yanında zaten: "Ölen ölür kalan sağlar cenazede ölene hakkını helal eder nasıl olsa."


    Bu durum kadar sinirlendiğim bir husus var ki yazmazsam bir yerim şişer. Taksi, dolmuş, kamyon, halk otobüsü gibi araçları kullanan insanları sanki dünyanın en zor işini yapıyorlarmış gibi gösteren radyo çalışanları yok mu kanser ediyorlar beni. Adam direksiyon sallayıp para kazanıyorsa biz kokain mi satıp eve ekmek götürüyoruz kardeşim. Kraldan çok kralcı olmanın ne anlamı var. Programı daha fazla dinleteceğim diye adamları gereksiz yüceltmek nedir. Onlarda ortalama bir emekçinin karşılaştığı zorluklara maruz kalıyorlar.Sanırsın madenden kömür çıkarıyor. Dolmuşta parayı öne uzatan, balık istifi gibi kilometrelerce ayakta yolculuk eden benim, takdiri gören şoför. Ya inerken bile adamı zora sokmayalım diye " müsait bir yerde" diyoruz. Yanlışlıkla uygun bir yer olmasa son durağa kadar gideceğiz. Kaderimiz adamın elinde sanki. Bir de inerken " kazasız belasız" diye niyet belirten adamlar yok mu? Kardeşim sen az önce şoförün yakıttan kar etmek için açmadığı klima yüzünden 35 derece sıcakta rüzgar sörfü yapar gibi yolculuk yapmadın mı? Bundan âlâ bela mı olur?


    Adam istifi yapma konusunda dolmuş şoförleri Sabri Sarıoğluysa,  Halk Otobüsü biletçisi Messidir. Bir insan oturduğu yerden 50' ye yakın insanı, aralarında boşluk kalmayacak şekilde otobüsün kullanılan tüm alanlarına yerleştirebiliyorsa onu tebrik etmek gerekir. Sen bu adamı al NASA'ya götür,  uzay modülünün Mars'ta nereye ineceğini sor söylesin.


    Toplu taşıma deyince dolmuşa ayrı bir dosya açmak lazım. Dolmuşla ilgili o kadar sinir bozucu ve kuralsız durum var ki ancak az önce açtığımız dosyaya sığar.


    En klasik meslek hastalığı;  her dolmuş şoföründe görülen, kornayı artık vücudun bir devamı gibi kullanma rahatsızlığıdır.  Adam yolculuğun başından sonuna kadar o kadar çok kornaya basıyor ki onun yerine zikirmatik kullansa cenneti garantiler. Ben daha korna sesini duyunca gideceği yeri değiştiren veya o an farkına varan birini görmedim. Dolmuşun önünde kocaman yazıyor nereye gideceği benimde okumam var sen daha neyin peşindesin. Üsküdar'a gitmekten vazgeçip Tuzla dolmuşunda mi? bineyim.


    Sen başkasına tahta kestiren marangoz gördün mü? Göremezsin. Peki evine eşya çıkaran birini görsen yardım eder misin? Muhtemelen hayır. Peki o dolmuşa binince ne oluyorda hepimiz gönüllü muavinlik yapıyoruz. Neden para üstü alıp vermek hiç sıkıntı olmuyor. Maliye dolmuşu basıp kaçak işci çalıştırılıyor diye ceza kesse yeridir.


    Bir de dolmuş ağzına kadar doluyken, el kaldırdığında duran şoföre minnet duygusu besleyen saf insan türü var ki. Sen ne güzel insansın. Şeytan diyor 2 senet imzalat al bütün varlığını ama boşver. Söz konusu arkadaş şoförün ceza yemeyi göze alıp kendisi beklemesin diye durduğunu zannediyor. Şoförler kendi aralarında sürekli telefonla konuşuyorlar. Hemde bizim anlamadığımız bir dilde. Kulakta kulaklık, telefon şarjı araca bağlı (sınırsız batarya yani) hangi polis nerde zaten biliyorlar. O yüzden minnet borcu oluşmasın sende rahat ol.


    Bu anlattıklarımın hepsini bir yana koyalım, dolmuş şoförünün liseli kız tribine örnek olacak şu cümlesini duymayan var mıdır ? " Bozuk yok mu? " ya da " Sabah sabah 100 lirayı nasıl bozayım?  " . Adamda ki şımarıklığa bakar mısın? Para kazanmaktan rahatsız oluyor. Zannedersin dün özel muayenesini kapatmış, bugün dolmuş kullanmaya başlamış. Kardeşim parayı vermek benim, bozmak senin işin onuda yapmayacaksan kalk koltuktan ben kullanırım artık.


    Hani olmaz ya dolmuşta oturarak seyahat ediyorsun başına ne gelebilir. Elbette sırt çantasını senin ağzına sokan ergen bir genç. İşte bu arkadaşa çantanı çıkarıp yere koy demenle başlayan tartışma zaten dünyanın kendisini anlamadığı klişesi ile son bulur. Elin genci onsekizine gelmeden Avrupayı dolaşır, bizimkiler marketten 2 ekmek bir gazete almayı marifet zannediyor. Arkadaşım benim senden büyük kuluncum var. Bir çantadan yola çıkıp dünyayı çözümlemenin ne anlamı var. Pisagor' u İtalyan golcü zanneden bu insan yavrusuna laf anlatacağına bırak o çanta ağzında kalsın.


    Dolmuş şoförüne bir yere kadar anlarım ama " Rahatsız olduysan taksiye bin " insanları var ki bunların ağzına kürekle vurmak geliyor içimden. Adam içinde beslediği medeniyetsiz canlıyı serbestçe dolaştırmakla kalmamış tutmuş onunla dolmuşa binmiş. Durumdan şikayet edeceği yere bana tavsiyede bulunuyor. O kadar sıkışık gidiyoruz ki ben hayatım da hiç kimseye o kadar yaklaşmadım. Dirsek ile kafasına bastırılmış, üstüne kaçak kat çıkılmış vaziyetteyken senden rahatsız olmayacak canlı henüz güneş sistemine girmedi vicdansız.Hem ben o parayı taksiye vereceğime - senin gibi kupon yapmak yerine-kitap alacağım belki. 


    Tüm bunları okuyup genede karamsarlığa kapılmanı istemem sevgili okuyucu nede olsa hayat mücadele etmektir. Ama gene de sen yanına bozuk para ve annenin dualarını almayı unutma.
    (Sevdiğim bir arkadaşımın yazısıdır)
  • Ancak... biri de var... kör değilse de
    gözü görmeyir.
    Dostu göz önünde öldürülse de
    “görmedim ” deyir.

    Bahtiyar Vahapzade (d. 1925)
  • Alıntıdır bu yazı...

    Hadisi Şerif :

    İğreti saç takan, taktıran, kaşları incelten, kaşlarını incelttiren, dövme yapan ve dövme yaptıran lanetlenmiştir.

    Ravi : Hazreti İbnu Abbas
    Kaynak :Ebu Davud, Tereccül 5, (4170)

    Hadisi Şerif :

    Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “İğreti saç takana da, taktırana da, bedene dövme yapana da, yaptırana da Allah lanet etsin!”

    Ravi : Hazreti Ebu Hüreyre
    Kaynak :Buhari, Libas 86, Tıbb 36, Müslim, Libas 119, (2124), Nesai, Zinet 25, (8,148)

    Açıklama :
    İğreti saç takan ve taktıran kimse ile dövme yapan ve yaptıranların durumu önceki rivayette belirtildi.2- Bu hadiste güzelleşmek için kaş kıllarının bir kısmını veya tamamını aldıran kimseler lânetlenmektedir. Namas kaşı inceltmek mânasına gelir. Zamanımızda sosyetik çevrelerde yaygınlaşan kaş inceltme salgını, bazılarını kaşın tamamını yoldurarak boya ile istediği şekli vermeye kadar itmiştir. Dinimiz, fıtratın her çeşit bozulmasına karşıdır. Yasağın şiddeti, kullanılan lânet kelimesinden anlaşılmalıdır.

    “… şeytan dedi ki: ‘… onlara emredeceğim de ALLAH’ın yaratışını değiştirecekler.” (Nisâ, 4/118-119)
    Abdullah bin Mes’ud’dan (radıyallahu anh) rivayet olunan ve yazımızın başlığında geçen üç meseleyi de içine alan hadis-i şerif şöyledir: “Leane’l-lâhü’l-vâşimâti ve’l-müstevşimâti, ve’n-nâmisaati ve’l-mütenemmisaati, ve’l-mütefellicâti li’l-hüsni’l- mğayyirâti halka’l-lâhi.” Meali : “Güzelleşmek (estetik) için dövme yapan ve yaptıran kadınlara, kaşlarından (yüzünden tüy) yolan ve yolduranlara, dişlerini seyreltip inceltenlere, böylece ALLAH’ın yarattığı şekli değiştirenlere ALLAH lânet etmiştir.” )
    Buhari, Sahih, Tefsir 4, Libas 82, 83, 84, 85-87; İbn Mace, Sünen, Nikâh 52; Dârimi, Sünen, İsti’zân 19; Ebû Davud, Sünen, Teraccul 5; Nesâi, Zinet 24-26; Müsned, 1, 415-434; Tirmizi, Sünen, Edeb 33;

    Rasûlüllah Efendimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) bu sözü, Benî Esed kabilesinden Ümmü Yâkup künyeli bir kadının kulağına gelmiş. Ümmü Yâkup (Radıyallahu anha) Kur’an-ı Kerimi okumayı biliyordu.
    Hemen hadisi rivayet eden Abdullah’a (Radıyallahu anh) gelerek şöyle dedi:
    – Ne o senden kulağıma gelen söz! Sen, güzellik için ALLAH’ın hılkatini değiştirip dövme yapanlara-yaptıranlara, kaşından-yüzünden kıl yolan-yolduranlara, dişlerini törpületenlere lânet etmişsin.
    Abdullah da,
    – Rasûlüllah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem ) lânet ettiklerine ben neden lânet etmiyecekmişim!
    Hem bu ALLAH’ın Kitabı’nda vardır, cevabını verdi.
    Kadın,
    – Yemin olsun, ben Mushaf’ın iki kapağı arasındakileri (Kur’an’ın tamamını) okudum; ama bunu bulamadım, (böyle bir şeye rastlamadım) dedi.
    Abdullah,
    – Hakikaten onu okudunsa, mutlaka bulmuşsundur.
    ALLAH Azze ve Celle,
    “Rasûl size ne getirdiyse-verdiyse onu alın, sizi neden nehyetti-yasakladı ise ondan da hemen sakının-vazgeçin” buyurmuştur, (Haşr suresi, 59/7)
    karşılığını verdi.
    Kadın;
    – Gerçekten şimdi ben, senin hanımının üzerinde bundan bir şey görüyorum, dedi.
    Abdullah,
    – Git de bak, cevabını verdi. Bu konuşmanın hemen ardından kadın, Abdullah’ın hanımının yanına girdi; fakat, (ileri sürdüğü hususlardan-vasıflardan) bir şey göremedi. Ve (tekrar) Abdullah’ın yanına gelerek,
    Kadın,
    – Bir şey görmedim, dedi.
    Abdullah,
    – Bana bak, bu olsaydı biz onunla bir arada olamazdık, karşılığını verdi.
    (Müslim, Sahih, Libas 33, Hadis No: 120, Sahîh-i Müslim Tercüme ve Şerhi, Ahmed Davudoğlu, Sönmez Neşriyat, İstanbul, 1978, 9, 510511. )

    Dilerseniz şimdi de hadis-i şerifte geçen tabirlerin tahliline gelelim. “Vâşimât”, vâşime’nin cem’idir (çoğulu). Vâşime, elinin üstüne, bileğine veya dudağına veşim yaptıran kadındır. Türkçemizde buna dövme diyoruz. Basit manada, iğne ve benzeri aletle cilt delinerek altına sürme ya da benzeri bir şey doldurulur. Böylece vücuttaki o bölge, kalıcı bir renk alır. Toplum içinde gördüğümüz, basında-medyada sıkça karşılaştığımız üzere bazıları kollarına, omuzlarına, sırtlarına, vücutlarının muhtelif yerlerine değişik şekiller, farklı hayvan resimleri bile nakşettirmektedirler. Halbuki dinimizce dövme, kadına da erkeğe de, yapana da yaptırana da haramdır. “Nâmisaat”, yüzden kıl yolan kadınlar demektir. “Mütenemmisaat” ise, yüzünün kılını yolduran kadınlar manasınadır. Âlimlerin açıklamalarına göre, kadınların yüzünde sakal ve bıyık biterse onları yolmak haram değil, bilakis müstehaptır. Fakat kaş, kirpik ve yüzün etrafından kıl yolmak ise haramdır. “Tefellüc”, güzelleşmek maksadıyla ön dişleri törpüleyerek aralarını açmak anlamınadır. Bu maksatla dişlerini törpületenlerle bu işi yapanlar (törpüleyenler), ortak haram işlemiş olurlar. Ancak bu ameliye, dişi tedavi yahut bir kusuru giderme maksadıyla yapılırsa günahı yoktur. Ümmü Yâkup namındaki kadının, hilkat (yaratılıştaki şekli) değiştirenlere Kur’an-ı Kerim’de lânet edildiğini görmedim demesi, Kur’an’da bunlara, doğrudan doğruya lânet bulunmadığındandır. Fakat ALLAH Teala Rasûlü’nün getirdiği her şeyi almak, yasakladığı her şeyi de bırakmak gerektiğini net bir şekilde açıklamıştır.

    Hadis-i şerifte söz konusu edilen fiilleri de Rasûlüllah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) yasaklamış, yapanlara-yaptıranlara lânet okumuştur. Onun emir ve yasaklarına uymak ALLAH’ın emri olduğuna göre, Onun lânetledikleri de ALLAH nazarında mel’ûn olur. İşte bu durumu tesbit, talim ve telkin için Abdullah bin Mes’ûd (Radıyallahu anh), kadına âyetle cevap vermiştir. Ayrıca ALLAH’ın yarattığı şekli değiştirenler zaten zalimlerdir. Zalimlere ise ; ALLAHu Teala Kur’an-ı Kerim’de açıkça lânet etmiş ve “Bilin ki, ALLAH”ın lâneti zalimlerin üzerinedir!” Hud, 11/18.“Onlar hem bu dünyada hem de kıyamet gününde lânete tâbi tutuldular”
    Hud, 11/60. buyurmuştur.

    Kadın Hazreti Abdullah’tan bu susturucu cevabı alınca, bu sefer onun hanımının (Zeynep binti Abdullah’ın radıyallahu anha) da bu işleri yaptığını zannederek, ‘Senin hanımın da halen bu işleri yapıyor’ demişse de, Hazreti Abdullah hanımının öyle bir şey yapmadığından emin olduğu için kadına, ‘Git bak’ demiş, neticede kadının zannettiği şeylerden hiç birinin yapılmadığı ortaya çıkmıştır. Hazreti Abdullah’ın, ‘Bu olsaydı biz onunla bir arada olmazdık’ sözünün manası, ‘Böyle bir şey olsa, bir an bile kapısında tutmayıp boşayacağını’ anlatmaktır. Hasılı; güzelleşmek için fıtratı bozacak şekilde yapılan bu fiiller, dinimizce yasaklanmıştır. Bir başka ifadeyle; bunların haram olması, sırf güzelleşmek için yapılmış olmalarındandır. Esas itibariyle bir sağlık probleminden kurtulmak gibi bir şey söz konusu değildir.

    Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “ALLAH o şeytana lânet etti. Ve o da, ‘Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım, onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de, hayvanların kulaklarını yaracaklar, onlara emredeceğim de ALLAH”ın yaratışını değiştirecekler’ dedi. Kim ALLAH”ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o, apaçık bir ziyana uğramış olur. Şeytan onlara va’d eder ve onları boş umutlarla oyalar. Oysa şeytanın onlara va’di, aldatmadan başka bir şey değildir.”
    Nisa, 4/118-120.

    Bu ayetlerden de anlıyoruz ki; tedavi maksatlı bir ihtiyaç yokken böyle bir şeyi yapmak, hem şeytanın maskarası olmaktır, hem de ALLAH’ın beğenerek yarattığı biçimi (fıtratıhılkati) bozmaktır. Ayrıca İslâm’ın şiddetle yasakladığı isyan ve israf manasını da taşır. Malumdur ki bunların hepsi de haram olan şeylerdir.

    İmam Nevevi (rahmetullahialeyh) demiştir ki; sakalı, bıyığı, alt dudakaltı tüyleri biten kadınların, bu tüyleri yolması lânetten müstesnadır, o çerçeveye girmez, hatta onun bunları yolması müstehaptır.
    (Münavi, Feyzu’l-Kadir, 5, 373.)

    İbn Hacer (Rahmetullahi aleyh) ise, bunun kocasının iznine bağlı olduğunu ilave eder. Kaşı dışında tüy yolma-kazıma, tırnak törpüleme, kızıllama (ruj gibi) şeyler kocanın izni ile olursa caizdir; çünkü bunlar zinettirler. Kocasına karşı süslenmek anlamınadır. Yabancıya göstermesi, dışarıya bu şekilde çıkması ise haramdır, Eş istedi diye kaş alınmaz..

    Taberi (Rahmetullahialeyh) şöyle bir rivayet nakleder: Güzelleşmeyi (makyajı) seven genç bir kadın Hazreti Aişe validemize (Radıyallahu anha) geldi ve, ‘kadın kocası için alnındaki tüyleri yolabilir mi?’ diye sordu. O da, ‘Seni rahatsız eden şeyleri giderebildiğin kadar gider’ dedi.
    (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 10, 378. )

    Çünkü yapılan bu işlem, ALLAH’ın normal olarak yarattığı ve görmek istediği fıtratı, yaratılış biçimini değiştirmek değildir. Yani kaş ortasında alında, yüzde çıkan tüyler ,hormonal bozukluklar veya Çeşitli rahatsızlıklardan dolayı bozulan kadınlık fıtratını düzeltmek manasını taşımaktadır. Kadın böylece, eğer istiyorsa kocasının süslenme arzusunu da yerine getirmiş olur. Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bu da müstehaptır. Ayaklardaki anormal kılları yolmak için de aynı şey söylenebilir. Ancak bütün bunları kadın, başkalarına güzel görünmek maksadıyla değil, sadece kocası için yapacak; aksi takdirde haram olur. Son olarak şunu da belirtelim ki, fıtrata uygunluk için yapılan tüm ameliyatlar-tedaviler elbette ki caizdir, hatta islâm’ın emridir. Nitekim bir muharebede, sahabeden, burnu kesilen Afrece’ye (Radıyallahu anh), Rasûlüllah Efendimiz (sallahu aleyhi ve sellem), altından bir burun taktırmasını söylemiştir.
    (Tirmizi, Sünen, Libâs 31; Nesî, Sünen, Zinet 41. )

    SONUÇ FITRAT DIŞI TÜYLERİ ALMAK CAİZ, KAŞ ALMAK ,DISARI CIKARKEN MAKYAJ YAPMAK, DÖVME YAPTIRMAK HARAMDIR…
  • Gördüğüm kadarıyla, birçok insan birine aşık olup karşılık bulamadığında yakınmaya başlıyor. Öfkeleniyor, tatsızlaşıyor. Ben öyle değildim. Beni sevmeni hiç beklemedim, sevmen için hiçbir sebep görmüyordum, kendimi hiçbir zaman sevilebilecek biri olarak görmedim.