• Cengizhan'a Küsen Bulut

    Cengiz Aytmatov'un "Gün olur asra bedel" kitabını okuyanlar bilirler ki kitabın ortalarına doğru Abutalib isminde bir öğretmen, eşi ve iki oğluyla birlikte hikayeye dahil olurlar. Bu öğretmen 2. dünya savaşı sırasında almanlara esir olmuş ve bu esaretten bir grup arkadaşı ile kaçmayı başararak Yugoslavya adına bir süre savaşmışlardır.
    Savaş bittikten sonra sscb ile Yugoslavya'nın arası açılmış ve savaşta Yugoslavya adına savaşan askerler vatan haini ilan edilerek haklarında araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmaları yapan sscb müfettişleri olayın vehametine göre türlü ödüller almış rütbeleri yükseltilmişti. Bunun bu şekilde olduğunu bilen Tansıkbayev adında bir müfettiş kendisine gelen bir ihbar ile öğretmeni tutuklamıştı. Buraya kadar anlattıklarım Gün olur asra bedel kitabında yaşananlar.
    Cengizhan'a Küsen Bulut kitabında ise Abutalib ismindeki bu öğretmenin sorgulamaları ve onun savaş sırasındaki esaretiyle sonrasında yaşadıklarını çalışmakta olduğu istasyonda geceleri günlük gibi yazmaktaydı. İşte bu günlükler Tansıkbayev tarafından delil olarak kabul edildi ve rütbe hevesiyle Abutalip aleyhine kullanıldı. Abutalip rejim tarafından öldürüleceğine emindi ve ne yapıp edip son kez ailesini görmek istiyordu.
    Nihayet bu fırsatı elde edebildi. Bir gün Tansıkbayev tarafından diğer savaş suçlularını, Abutalip ile yüzleştirmek için. Abutalibi tutuklanmadan evvel çalıştığı tren istasyonunun yanından geçirdiler. Bu vesileyle öğretmen son kez ailesini görüp onlara veda edebildi ve ilk istasyon da bir trenin önüne kendini atarak intihar etti.
    Bu kitabın içinde ayrıca efsane olarak Cengizhan'ın Avrupaya çıkacağı seferin ilk aşaması ile çıkılan seferin bir kısmı anlatılmaktadır. Efsaneye göre seferden önce kahin bir kadın Cengizhan'ın huzuruna çıkarak gök tanrısı Tengri'nin kendisi için bir bulut görevlendirdiğini, bu bulutun sadece Cengizhan'ı takip edeceğini söylemiş ve gök tanrıyı kızdırırsa ceza olarak bulutun yok olacağını da ilave etmişti. Fakat Cengizhan bu anlatılanlara inanmayıp deli saçması olarak kabul etmiti. Sonrasında bir gün bu bulutu tepesinde fark ederek kahine inanmıştı...
    Cengizhan şüphesiz eşi olmayan bir savaşçıdır. Ancak efsaneye göre bir hata yapmıştır. Daha doğrusu yanlış bir emir vermiş ve sonrasında bu emre uymak zorunda kalmıştır. Emir "maiyetindeki asker ve hizmetine bakan diğer kişiler "avrupa seferi bitene kadar kimsenin çocuk yapmayacağı ve böyle bir düşünceden kaçınmalarını" gerektiriyordu. Emre karşı gelen veya gelenler ölümle cezalandırılacaktı.
    Ne yazık ki Cengizhan'ın kendi subaylarından bir yüzbaşı Han'ın bayrak ve sancağını dikmekle görevli genç işçi kadına aşık olmuş ve bir çocukları olmuştu. Cengizhan bu olayı haber aldığında yüzbaşı kadını çocuğu ve kadının kölesini kaçırma planları yapıyordı. Ancak geç kalınmıştı. Cengizhan suçu affetmedi ve bu iki aşığı astırdı. O gün üstünde onu takip eden bulut onu terk etti ve Cengizhan avrupa seferini torunlarına devrederek kuzey Çin'e yerleşti. Orada da öldü...

    Aytmatov'un akıcı kaleminden çıkan bu eser Gün olur asra bedelin devamıdır. Gayet düzgün ve akıcı bir şekilde yazılmıştır. Zaten Aytmatov'a dünyaca ünlü bir yazar payesi bu anlatımı özgün dili sayesinde verilmiştir.

    Okunmalı...

    Vesselam.
  • Siddhartha

    Siddhartha nedir üstad? Değişir. Ne öğrenmek istediğine göre çok anlamı vardır onun. Sırasında bir felsefe, sırasında bir aydınlanma veya öğrenme, sırasında bir yaşam biçimi, sırasında doğayı anlama, sırasında doğanın kendisi olma... Sırasında aile, sırasında dost veya sevgili...
    Siddhartha nedir üstad?
    Çok az şey vardır insanın hayatında görüp şaşırdığı, duyup inanmak istemediği, dokunup yalansamadığı, tadıp anlamlandıramadığı... Siddhartha bunlardan biridir.

    Gelelim kitabın kendisine...

    Genç bir brahmanın oğlu olarak yaşadığı baba ocağını terk edip dostu Govindayla bilinmeze, hayata ve onun gizemini çözme yoluna düşen kahramanımızın hikayesidir bu.
    Samana adı verilen derviş olmayı çare olarak görüp tanıdığı ve bildiği herşeyi gerilerinde bıralmayı göze alarak düştüğü bu çetin ve çetrefilli yolda Siddharthayı bir dizi talih ve talihsizlikler beklemektedir. Baba evinden ayrıldıktan sonra 3 yıl samanaların yanında aç bilaç dilenerek buldukları yiyeceği yiyip bulamayınca oruç tutup nefislerini körelterek yaşayan iki dost günlerden bir gün buddha adında bir ilahi adamdan söz edildiğini duyarak onun peşine düşerler... Budha'yı çok geçmeden bulurlar. Govinda Buddha'nın öğretisini ve yaşam biçimini benimseyerek onunla kalır ama Siddhartha ayrılmak zorundadır. Çünkü Buddha ona anlatıldığı gibi ağız dolduracak yetenekli ve etkileyici düşünceleri olan biri gibi görünmemiştir, Buddha ona yetersiz gelmiştir. Ve o kendi olmak, kendini bulmak için tekrar yollara düşer.
    Bir zaman sonra Siddhartha'nın yolu şehre düşer. Şehre gelince kamala isminde bir kadın tanır ve kadına aşık olur. Kadın Siddhartha'yı beğenir ama parasız işsiz bu delikanlıdan bir şey elde edemeyeceğini anlayıp onu başından savmaya çalışır. Siddhartha bunun üzerine kadından nasıl para kazanacağını öğrenir ve Kamaswami adında bir tüccarın yanında işe başlar. Kısa sürede yükselir. Kazanır çok kazanır. Kamalayı elde ederek onunla yaşamaya ve ikili ilişkilerin her türünü kadınla yaşamaya başlar. Bu sırada insanlıktan çıkmakta ve kötü, cimri, sinirli, nefrete meyilli birine dönüşür.
    Durumun farkına varınca herşeyi bırakır kaçar. Bir zamanlar onu nehrin karşısına geçiren kayıkçının yanına gider ondan iş ister ve beraber çalışmaya başlarlar. Yıllar geçer.
    Bir gün kamala ve Siddharthanın oğlu tesasüfen kayıkçıyı bulurlar. Kamalayı yılan sokar ve kadın oğluyla babasını tanıştırıp ölür. Bu andan başlayarak baba oğul arasında bir takım tartışma ve anlmaşmazlıklar baş gösterir. Genç Siddhartha babasına daha fazla dayanamaz ve onları terk eder. Siddhartha için bu yeni bir bilgeliğin kapısını açar. Bir zamanlar kendisinin babasına yaptığını oğlunun kendisine yapmasıyla yüzleşmek zorunda kalır. Oğlunun gidişini naçar kabullenir.
    Ve bir süre sonra eski dostu Govindayla yeniden karşılaşırlar ve kitabın sonu Govinda nın Siddharthayı yeni üstad'ı olarak kabul etmesiyle biter...

    Siddhartha bende karmaşık fikir ve heyecanlar oluşturdu. İşlediği konular aslında senin, onun, benim bilip de görmediğimiz veya gördüğümüz ancak artık alışkanlıktan sıradan gelen konulardı. Fakat işleyiş biçimi ve sırası insanı yeni hislere sürüklemekte başarılıydı. Örneğin tüccar Kamaswami ile geçen diyaloglar ve ona karşı tavrı zamanımızın bütün işçi ve emekçilerinin yapmak isteyip yapmadıkları veya şu yada bu nedenle yapamadıklarıdır. Kamalayla yaşanan kısa süreli yasak aşk ve oğluyla olan kuşak çatışması da bunlara örnektir. Siddhartha da dikkate değer bir nitelikte kanımca şudur; Siddhartha asla yeterli gelmeyeni kabule yanaşmaz. Başka bir deyişle kendini nasıl görmek isterse onun peşine düşer. Bu yerine göre ailesini geride bırakmayı gerektirir, yerine göre dostunu, yerine göre aşık olduğu kadını ve varlığını...
    Burada aslında gizli bir toplumsal mesaj vardır. Buna göre duygularının peşine düşme gücü olanlar derhal harekete geçmeli ve kendini nereye ait hissediyorsa oraya gidebilmeli orada kalmalıdır. Kitap bu yönüyle amerikan ve batı kültürüne yaklaşmıştır. Ama genel izlenimim doğu ile batının sentezi şeklindedir...
    Kısaca kitapta herkese göre bir şeyler var. Yeterki onu görebilecek gözlerimiz olsun...

    Kesinlikle Okunmalı...

    Vesselam.
  • Konuşacağınız ne çok şey vardı, sustunuz. Dinlenmediğiniz için değildi birdenbire dudaklarınızı kilitlemeniz. Yanınızdakilerin gözlerinde görmek istiyordunuz kelimelerinizin ateşini. Şömineye düşer düşmez alev alan odunlar gibi çatırtıyla yanmadıkça sözcükleriniz, konuşmanın bir anlamı yoktu. İyi de ne zaman geldiniz şöminenizin başına. Beslemediğiniz ateşin ilk kelimenizle harlanmasını bekliyorsunuz.
  • Görmek bir kesinlik ifade etmiyordu; gözle gördüğünüzün aslında orada olup olmadığına ilişkin bir kanıt yoktu.
  • "Peki nasıl şimdi?"
    "Düzeldi ama hiçbirimizi görmek istemiyor, hiç kimseyi görmek istemiyor."
    "İyi olsun da, bunun önemi yok."
    "Doğru, ama benden tiksinmesinden korkuyorum..."
    "Yuttuğu ilaç midesini bulandırır. Midesi bulanan biri başkalarını görmek istemez..."
  • "Bende acınası bir yetenek gelişti. Aptallığı görmek ve artık tahammül edememek ona."

    Miguel de Unamuno
  • ''İnsanlar genelde neyi görmek istiyorlarsa onu görürler, neyi duymak istiyorlarsa onu duyarlar.''