Mahmut Derviş artık yorulmaya başlamıştı. Yaşananlar karşısında kendisini çaresiz hissettiği oluyordu bazen. Hayır çaresizlik de değil, ancak derin bir keder duyuyordu. Yaşadığı Ramallah şehri, 24 Haziran 2002'de işgal edilmişti. Çatışmalar zaten uzun süredir devam ediyordu. Mart ayının sonlarında, sekiz kişiden oluşan bir grup, ki içlerinde Jose Saramago ve Wole Soyinka gibi Nobel ödüllü yazarlar ve Oliver Stone gibi ünlü yönetmenler de vardı, yaşananları yakından görmek için, Mahmud Derviş'in çağrısıyla Ramallah'ı ziyaret ettiler. Bir akşamüzeri onları alarak Kudüs'ü yukarıdan gören bir tepeye çıkardı. Serin bir sonbahar akşamüzeriydi. Bir süre sessizce şehri izlediler. Ve Mahmud Derviş onları bu tepeye getirmesinin sebebini şöyle açıkladı: "Amacım reklam yapmak değil, sadece gerçeklerle sizi baş başa bırakmak" Jose Saramago, Filistin'den ayrıldıktan sonra Ramallah'ı Aus- chwitz Ölüm Kampı'na benzetecek ve "Henüz gaz odaları yok. Ancak, bu hiçbir zaman gaz odaları olmayacağı anlamına gelmiyor. İnsanlar gaz odaları olmaksızın da öldürebilir" diyecekti. Ünlü yazarın bu ifadeleri İsrail'i çok kızdırmıştı ancak Saramago için gördüklerinin ve arkadaşı Mahmud'un etkisi çok daha büyüktü elbette.
Benden bakıp seni görmek ne güzel
Alıntı
Reklam
Kişi gerçeği görmezse hiçbir zaman hakikati anlayamaz. Görmek için gözler yeterli değildir. Anlayan anladım biliyorum diyen geçmişte yaşayan kişidir
Alıntı
"Yenerim demiştin, fena yenildin. Çok merak ettim, görmek isterim, İnsanın insandan düştüğü yeri."
Nasıl yaşanmalı?
Her gün birlikte olma gereksinimi duymaksızın, insan her zaman yeni dostlar edinir. Papaz okulunda olduğu gibi, insan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamın bir parçası sanmaya başlar. İyi, ama bu kişilerde bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü, efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır. Ne var ki, hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini kesinlikle bilmez.
Sayfa 29 - Can·Kitabı okudu
Ödül aldığımızda kendimizi iyi hissederiz ve bu ihtiyacımız olan ödülü alabilmek için insanların bizden bekledikleri şekilde davranmayı sürdürürüz.Cezalandırılma ve ödül alamama korkusuyla, kendimiz olmayan farklı bir kişiliğe bürünürüz. Başkalarının bizi görmek istedikleri gibi biri olarak onların onayını almaya çalışırız. Anne babayı memnun etmeye çalışırız, okulda öğretmenleri memnun etmeye çalışırız, kiliseyi memnun etmeye çalışırız ve bir oyuncu olmaya başlarız. Kendimiz olmaktan korkarız, çünkü kendimiz olduğumuzda reddedilmekten korkarız. Reddedilme korkusu, yeterince iyi olamama korkusuna dönüşür. Sonunda olmadığımız biri haline geliriz. Annenin inançlarının, Babanın inançlarının, toplumun inançlarının, dinin inançlarının bir kopyası oluruz.
Reklam
Reklam