• Otobüs durağında oturuyordum. İki adam geçiyordu önümden. Öndekinin heyecanlı bir şekilde, el kol hareketleri de ekleyerek söylediği ‘Ne kadar da önyargılıyız. Adam hakkında neler düşünmüşüz, kendimden utanıyorum.’ sözlerine susarak karşılık veriyordu bir adım arkada onu takip eden. Ben bu kadar şanslı değilim. Genellikle yeni tanıştığım birine önyargısız davrandığımda hüsrana uğrarım ve toplum tarafından saflık ve aptallıkla suçlanırım. Kimsenin beni ‘ne kadar da önyargısız bir insansın.’ diyerek övdüğünü duymadım.
    Önümden geçip giderken düşüncemde bir parça yer edinerek benimle saçma bir ilişkiye girdiler. Onları unutacağım ama bu düşünce hafızamda yer edinecek. Önyargı ve saflık...
    Eve dönüyordum. Bütün gün, dışardan bakan bir insan için boş boş gezmiş ve vakit öldürmüştüm. Oysa bana sorsalar -bunu hiç yapmazlar-, onlara anlatabileceğim birkaç kelimelik hikâyem vardır.
    Davranışlarımız da, önemsizliğe ve anlamsızlığa karşıymış gibi konuşarak insanların kulaklarını şaşalı kelimelerle doldururuz ve bir gün bizi kumar oynanan bir mekânda gördüklerinde onları hayal kırıklığına uğratırız. Bu da onun gibi bir şey, hiçbir şeyin dışardan görüldüğü gibi olmaması...
    Evet, bütün gün olmam gereken yerdeydim. Geçmişimde. Tüm insanlık gibi bende ara ara bunu yapıyorum. Bana hiç yaramayan, gelip geçici olduğu çokça kez tecrübe edilmiş düşüncelerin ve duyguların tekrardan doğduğu, belki hıçkırıklarla belki de gülümsemelerle daha da saçmalaşan, insanın kendisiyle buluştuğu ve bir bakıma hastalıkmış gibi görünen hatıralar mekânını ziyaret seansları…
    Bu bazen bir park olur, bazen bir kafe, bazen de bir apartman dairesi. Bazen de tüm bir şehri kapsar.
    Bu hatıralar mekânını ziyaret seansları asla ihmal edilmemesi gereken ölümcül bir hastalığın tedavisi gibi oldukça düzenli ve yaşama tutunabilmenin heyecanını içeren bir coşkuyla gerçekleştirilir. Eğer bir aksilik sonucu seansın iptali veyahut ertelenmesi söz konusu olursa oluşacak ruhsal çöküntünün yığınları arasında mutluluk, huzur gibi yaşamın tüm lezzetlerini ezilmiş, kırılmış, parçalanmış bir şekilde bulabilirsiniz.
    Çöpçülükle suçlanan, geçmişini silip atmanın yeni bir başlangıç olduğunu ve daha iyi bir hayata-aslında iyi hayattan kasıt refah seviyesinin ölçütüdür- vardığında ‘iyi bir insan’ veyahut ‘başarılı’ olarak kendini sıfatlandıran vicdansızların kocaman sırıtışlarıyla ‘işte bizde bir zamanlar böyleydik’ diyerek örnek gösterdiği acınılası adam.
    Evet, böyle bir adamım, başarılı değilim. Lakin her ne kadar kötü de olsa tüm hatalarımla geçmişimin gerçekliğine sahip çıkan biriyim. Vicdanın zararları başlıklı bir yazısına konu olabilirim o kocaman sırıtışlı ‘iyi’ adamların.
    Hatıralar mekânına ziyaretlerim uzun bir zaman tenimde acının gezmesine sebep oluyordu. Yoğun ve içinden çıkılması güç bir durumdu. Uzun bir süre yürüdüm bu acı yolunda. Artık biraz daha farklılaşıyor ziyaretlerim. İçimde bir ışık doğdu. Size de olmuştur, karanlık bir odada tek başınıza kalbinizin sıkıştığını hissederken, öyle bir ağırlık biner ki başınıza tüm yeryüzünü delip geçecek gibidir. Hiçbir düşünceye odaklanamazsınız, bütün düşünceleriniz kafanızın içerisinde bir kasırga gibi dönüp durur lakin bu fırtınanın yoğunluğundan tüm netliklerden uzak kalırsınız. Ve bir anda adeta küçük bir çocuğun uzun bir zaman heyecanla oynadığı oyuncağını bir anda fırlatması gibi, onları bir kenara fırlatırsınız. Tüm dertlerinizi, ağlama, sızlamalarınızı bırakırsınız. Oyuncağınızdan sıkılmışsınızdır.
  • 1-) Varlık Düzeyi ne kadar yüksek ise; şimdiki zaman o kadar ‘geniş’tir; daha aşağı Varlık Düzeylerinde geçmiş ve gelecek olan şeyleri o kadar daha fazla kucaklar. Tasavvur edilebilecek en yüksek Varlık Düzeyinde ‘ebedi şimdi’ var olacaktır.

    2-) İnsan = m + x + y + z = maden + hayat + şuur + kendinin farkında olma
    Birçok öğretinin insanı dört ‘beden’e sahip olarak tanımlaması şaşırtıcı değil, yani;
    fiziki beden - (m’ ye tekabül.etmektedir);
    eterik (semavi) beden - (x’e tekabül etmektedir);
    astral (ruhani) beden - (y’ye tekabül etmektedir);
    ‘Ben’ veya Ego veya Nefs veya Ruh - (z’ye tekabül etmektedir).

    3-) Hayvan ve insan arasındaki farkı oluşturan ken- dininfarkmdaolma (self-awareness) sınırsız potansiyelli bir güçtür, sadece beşeri insan yapan değil, ona üstün insan olma imkânını ve hatta ihtiyacını veren güç. Skolastiklerin söyledikleri gibi, ‘Homo non proprie humanus sed superhumanus est’, yani gerçekten insan olmak için, sadece insan olmanın ötesine geçmek zorundayız.

    3-) Gene Plotinus’un şu ünlü vecizesi: ‘Önce güneş gibi olmadıkça göz asla güneşi görmedi ve bizzat kendisi güzel olmadıkça ruh asla İlk Güzelliği göremez.’ Eflatuncu John Smith (1618- 52) dedi ki: ‘Allah’ın yarattığı şeyleri hatasız olarak bilmeye ve anlamaya bizi muktedir kılan, içimizde bulunan canlı bir kutsallık ilkesi olmalıdır;’ buna St Thomas Aquinas’ın (1225-74) ifadesini ilave edebiliriz: ‘bilinen nesne bilenin içinde olduğu sürece bilgi ortaya çıkar.’

    4-) Rumî (1207-1273), “görünen iki gözün en zayıfları olduğu yetmiş katlı kalb gözünden” söz ederken,9 Eflatuncu John Smith şunu tavsiye ediyor: ‘duyu gözlerimizi kapamalı ve daha parlak olan kavrayış gözümüzü açmalıyız, filozofların düşünme melekemize verdikleri adla, ‘gerçekte herkesin sahip olduğu, ama çok az kişinin kullandığı’10 ruhun gözünü.

    5-) İçgörüyü (eşyaya nüfuz etmeyi) meydana getiren ‘kalb gözü’nün gücü, görüşler üreten düşünme gücünden kat kat üstündür. “Felsefî görüşlerin sefaletini fark ederek,” diyor Buda, “hiçbirine bağlanmayıp hakikati arayarak, gördüm.''

    6-) Yeterliliğin Büyük Hakikati bize, kavrayış (idrak) aletlerinin kullanımında sınırlamanın kaçınılmaz olarak gerçekliği daraltma ve yoksullaştırma neticesini doğuracağını öğretmektedir. Ve bu çok önemli bir meseleye yol açmaktadır. Kuşkusuz, hiç kimse bu neticeyi elde etmeyi arzu etmez; o halde, böyle bir daraltmanın meydana gelişi nasıl izah edilebilecektir?
  • Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen uzun ve bunaltıcı bir yazdan sonra sonbahar olsa aniden.
  • Ben hayatta kendime bir yol bulamadım,yapamadım da,mevcutlara giremedim de. Tırmandım da büsbütün aşağı yuvarlanamadım da. Anlatılan,görünen,gösterilen şeylerin yol oluşu bana inandırıcı gelmedi
  • Ama biz, kendi zayıflıklarını başkalarına yansıtan ve sonra da yalnızca kendi güçlerini artırmak için onlara yardımcı olur gibi görünen o papaz kılıklı iyileştiricileri iyi biliriz.
  • Gerçeğe bir son veren şey gerçekten daha da gerçek gibi görünen şeydir.
  • Otuz sene dediğimiz, o gençlikte uzun görünen kısacık müddet, böyle çarçabuk, körü körüne akar, gider; zihinde ancak hatırat denilen bir miktar kum, kil, çakıl mı bırakır?
    Refik Halid Karay
    Sayfa 16 - İnkılap Kitabevi