• Bütünüyle tinsel görünen, açık bir olgu vardır: insanın her zaman kendi gerçeklerinin pençesinde olduğu. Kimi gerçekleri benimsedikten sonra, onlardan bir daha kopamaz insan. Ödemek de gerek biraz.
  • "Dostoyevski'yi okur gibi kendinizi çözümsüz gibi görünen vicdani sorunların karşısında bulursunuz. Ve sonunda bu büyük yazarların edebiyatla bize söylemek istediklerini, Marx'ın bilimsel olarak gösterdiğini görürsünüz: Bütün çözümsüz gibi görünen sorunların çözümü sadece bize, türümüze aittir; Tanrı bize yardımcı olmayacaktır."
  • Aristokrasinin imtiyazları kalktığından beri, sınıflar arası farklılıklar az çok silindiğinden beri para toplumsal yaşamın itici gücü, kanı haline geldi. Her şey kendi değeriyle, her tutku mal olduğu maddi fedakarlığıyla, her insan görünen geliriyle ölçülmeye başlandı. Rakamlar, Balzac'ın araştırmayı kendine görev edindiği vicdanın belli başlı atmosfer değerlerinin ölçüsü oldu.
    Stefan Zweig
    Sayfa 41 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
  • Santurlar sustu. Sustu Mevlevihane'lerde sema sustu. Ney sustu, neyzen sustu. Kubbeler sustu... Tüm bu suskunluğa karşılık gece ağladı, kâğıt yandı, kalem yazdı... İçinde yanan ateş, ses biçiminde ve yankılana yankılana dökülürken kalbinden geceye, bir şehzade için neyin en çok acı olduğunu anladı... Önce kandili söndürdü... Sonra kalemi, kâğıdın üzerine bıraktı... Karanlığın içindeki aynada görünen suretine baktı... Sanki aylar dört bir yana koşuyordu... İrkildi...
  • Sartre, bu kitabını yazarken düş ile uyku öncesi dalgınlıktaki imgelerle, algılamadaki kural dışılıkla ilgilenmiş. İnsanın karmaşık zihin yapısı içerisinde imgenin nasil meydana geldiğini birçok açıdan görmeyle bağlantılı zihinsel süreçleri ontolojik açıdan ele almış.
    Hatta bu kitabı yazmak için, bu olayı kendi üzerinde inceleyebilmek adına bir doktordan halüsinasyon görmesi için meskalin iğnesi istemiş.Doktor reddetmiş ama sartre ısrar etmiş. Onun için bu tehlikesiz bir şeydir; bir iki algılama bozukluğunu gözlemleyecek kadar bir süre ufak bir içsel yolculuğa çıkacak, sonra normale dönecektir.Sartre için sonu kötü olmuş;algılaması bozulur,içsel sıkıntılar yaşar,her yerden canavarlar çıktığını görür. Beauvoir, o dönemi şöyle anlatmış: “Sartre’da etkisi korkunç olmuştu. gördüğü nesneler korkunç biçim değişikliğine uğruyordu; akbaba-şemsiyeler, iskelet-papuçlar, ıstakozlar, yengeçler, canavarsı yüzler görmüştür. Değişik bir âlemde dolaşır: Meskalin bir çeşit tetikleme işi görmüş, kilitleri kırmıştır. Zihninin ta içinde bile kendini bir yabancı gibi duyumsar. Dışındaysa artık hiçbir şeyden emin değildir. Sartreyle ilgili araştırma yapanlar yengeç halüsinasyonu gördüğünü bilirler.Bu kitap dolayısıyla böyle bir duruma girdiğini görünce kitabı merak etmeye başladım.
    İmge; “gölge”, “hayal” ve “görüntü” terimleri ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Buradaki görüntü ile anlatılmak istenen, hayali olarak zihnimizde canlandırılan bir iç gerçekliğin görüntüsüdür.
    Platon’un tanımlamasıyla imge gerçekliğin yansımasından başka bir şey değildir. Yani imge yanılsamadır.
    Epiküros ve Demokritos’ta imge maddesel bir şey, yani nesneden kaynaklanan bir benzer şeydir. Nesnenin biçimini ve özgün karakterini koruyarak zihnimizde oluşan görüntüsüdür.
    Descartes için imge; dışsal cisimler tarafından meydana getirilmiş, duyular ve sinirler aracılığıyla beyin içinde izler bırakan görüntüdür.
    Sartre incelemesinde Descartes, Leibniz ve Hume’un imge anlayışlarının aynı olduğunu, ancak imgenin düşünce ile ilişkisi konusunda ayrıldıklarını belirtir.Kitapta imgeyle ilgili önceki filozofların ( descartes,Bergson) yönelik önemli eleştirilerde var.
    Kitapta Sartre imgelemi açıklamak için ilk olarak “kağıt örneği”nden yola çıkmış. Masanın üstünde beyaz bir kağıt var olduğunu düşünelim. Biz bu kağıdın biçimini, rengini, konumunu algılayabiliriz. Bu farklı niteliklerin ortak yanları vardır. İlk olarak varlığı bizden bağımsızdır sadece varolanlar olarak sunarlar kendilerini.
    Kafamızı kağıttan başka tarafa çevirince kağıdı göremeyiz ve kağıt orada değildir artık. Kağıt yalnızca bizim için olmaya son verir, ancak burada olmaya son vermez. Kağıdı göremiyoruz fakat kağıt biçimi, rengi ve konumu ile bizde belirmeye devam eder. Peki bu beliren aynı kağıt mıdır? hem “evet” hem de “hayır”. Orada bulunan kağıt aynı nitelikleri barındıran aynı kağıttır. Şu an bize görünen ile biraz önce baktığımız kağıt öz olarak aynıdır. Fakat öz bakımından aynı olsalar da varolma bakımından farklıdırlar. “Görmüyorum onu, kendiliğindenliğime bir sınır olarak zorla kabul ettirmiyor kendini; kendinde var olan eylemsiz bir veri de değil. Tek kelimeyle, fiilen var olmuyor, imge olarak var oluyor.” (sartre)
    Biraz karışık gelebilir ama Hayal gücünün ve imgenin zekadan,hatta bilgiden daha önemli olduğunu düşünmüşümdür.

    ---Ben imgelemimi yazmak için bir sanatçı kadar yeterliyim. İmgelem bilgiden daha
    önemlidir. Bilgi Sınırlıdır. İmgelem dünyayı kuşatır.”
    Albert Einstein——
  • Sanki bir daha asla neşeli olmayacakmış gibi görünen insanlar var.
  • 224 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bu adamın ( Günday yani,bu adam derken saygısızlık olarak algılamayın lütfen,okuduğum her eserinde biraz daha yaklaşıyor,biraz daha samimi oluyor,biraz daha arkadaş olarak görünüyor gözüme ) yazdığı her kitap beni şaşırtmaya,kendisine hayran bırakmaya devam ediyor.
    Bu kitabın size vereceği bir ders olacak psikologları fazla da ciddiye almamayı öğretecek ;) Size gerektiğinde nasıl insan satılır ve yaptığınız seçimden vicdan azabı duymadan,kendinizi suçlamadan nasıl yaşanır gösterecek.Size öğretecek.Varmısınız öğrenmeye? ;)

    Hadi başlayalım o vakit ;)


    Psikolog Görüşü : Yalnızların genelde küçük arkadaş çevreleri vardır.; çünkü arkadaşlık ve güven konusunda yüksek standartlara sahiptirler.Birçok yalnız, zamanlarını büyük sosyal grupların dışında geçirirler; çünkü kendileriyle olmanın sahte arkadaşlar tarafından ‘tüketilmekten’ daha iyi olduğunu anlamışlardır.

    Kim ne düşünürse düşünsün Günday'ın yazdığı her kitap benim için yazılmış gibi değerli ve öğretici.

    Hakan Günday'la birlikte dolaşmadığım sokak,tanımadığım serseri,öğrenmediğim düşünce yapısı ve hayret etmediğim psikolojik tesbit kalmıyor,birikiyor,sanki Dante'nin Cehennem İlliüstrasyonu gibi kat kat yükselmeye devam ediyor.

    Hiç herhangi bir kedinin diline dokundunuzmu?Evet evet canlı bir kedinin dili,ben dokundum (ne yapayım merak her şeyin önünde :D ) pütürlü dikensi bir yapısı vardır,işte Günday'ın size anlatmaya çalıştığı hayatlar dikenli,pütürlü,pürüzlü ve bol acılı ama o acıları yaşayanların umrunda olmayan ama yine de ağızlarının içinde taşıdıkları hayatlar.

    Ve her zaman olduğu gibi yine okurken değişken psikolojik durumlar yaşayacaksınız (Deli bu adam yaa,rahat okuyacağımız bir şeyler yaz bir kere olsun abicim,ne bileyim öğretme,gösterme,yaşatma.Dışarıdaki insanları bizim gözümüze sokmadan bir kitap yaz.Kendi içimizde kalalım,mutluyuz biz böyle yarı kör dolaşırken ;) )

    Günday kendisinin ve benim DÜŞÜNCELERİMİN ANARŞİSTİ,aykırı ama peşinden gidilesi adamı olmaya da devam edecek.

    Küçücük bir HİÇ'i koskoca müthiş lezzetli bir romana çevirip gözümüze ve gönlümüze sokan bir yetenek.Günday yazmaya devam ettiği müddetçe benim isyanım,asiliğim,uyanıklığım,öğrenme ve görme arzum katlanarak artacak.

    Hakan Günday'ı hepimiz az çok tanırız eserlerinin hangi sınıfa girdiğine ben hala karar verememiş olsam da (onun için yeni bir tür keşfedilmeli demiştim) okumaya hep devam edeceğim,çünkü bu tür yazar ve kitaplara açlığım okudukça artıyor.

    PİÇ romanı yine Psikolojik etkileri ile ön planda,yine derin karakter analizleri var.Bu eserde de yine hepimizin bildiği,gördüğü,çok yakınlarımızda şahit olduğumuz,belki de yaşadığımız hayatları irdeleyerek analiz etmemizi sağlıyor.Emin olun o dört piç'in hayatı,düşünceleri,başlarından geçenleri okurken yine kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.Kendilerini diğer insanlardan soyutlamış,toplum dışına çıkmış,kimseden beklentileri olmayan karakterler müthiş bir yazı dili ile yine ustaca anlatılmış.


    Bu roman da diğer eserleri gibi büyük bir ustalıkla,cümle cambazlığı ile adeta eşsiz bir toplum ve karakter analiz kitabı.Psikoloji,sosyoloji aklınıza toplum ve insanla ilgili hangi bilim dalı gelirse içinde barındıran,ama bir o kadar da basit görünen ancak yazılması okunması kadar kolay olmayan bir eser.(Freud,Jung,Cervone kulaklarınız çınlasın senelerce sizi okudum şu adamın altı kitabında verdiğini veremediniz bana :D )
    Bu adam neyin nasıl tahsilini gördü ki,herkesin bildiği olayları,karakterleri,hayatları sanki hiç haberimiz yokmuş,hiç duymamışız,görmemişiz gibi analiz edip düşüncelerimizi dürte dürte yazıp yaşatırcasına bizlere sunabiliyor,büyük bir ilgi ve merakla okutabiliyor?Nasıl bir beyin yapısı,nasıl bir zekası var anlamıyorum.Sıkıldığınız da,okuma ilginizi kaybettiğinizde,ama ben bütün kitaplarını okudum dediğinizde bile tekrar başa sarıp yeniden okunacak bir yazar.(Kinyas ve Kayra'yı iki kez okudum,ikisi de aynı kitap ama değişik duygulardı)
    Günday bazı okur arkadaşlarımız için aykırı gelebilir ama hayatın birebir kendisini yazan,senin benim görmek ve düşünmek istemediğimiz,görsek şahit olsak bile o zaman da başımızı ters tarafa çevireceğimiz,görmezden geleceğimiz ayrıntılarını büyük bir ustalıkla kaleme döken,bizi düşünmeye,sorgulamaya,merak etmeye,el yordamı ile olsa da zifiri karanlıkta bir kaç adım atmaya zorlayan zamane ve düşünce anarşisti.iyi ki varsın Günday ve iyi ki yazıyorsun.

    Bu Günday incelemesi benim için son,bir daha Günday kitabına inceleme yazmayacağım.Arşiv de bir kaç Günday incelemesi daha var onlarıda atıp noktalayalım.Her okuduğum Günday kitabını bitirip arka kapağı kapadığımda yüzü gözlerimin önüne geliyor,adeta pis pis sırıtarak 'Okudun mu bu konuda daha önce böylesini?'diye sorduğunu duyabiliyorum ve hemen düşünmeye başlıyorum.Yokki Abi!Yok! O konuda böyle yazan,gelmiyor aklıma kaldı ki Metin Kaçan,Küçük İskender,Emrah Serbes,Chuck Palahniuk,Bukowski,Camus,Philippe Dijan bunların hepsini de okumuş insanım.Var mı sizin tanıdığınız,bildiğiniz bir yazar Günday gibi?Çıkarayım şunun karşısına dövüştürelim(aksiyon olur en azından )

    Bir inceleme de demiştim ya:Herkes okumasın Günday'ı,onu anlayabilecek,kitaplarını okumayacak yaşayacak okurlar alsın Günday kitaplarını,okumuş olmak için okunmaz bu adam ;) Günday sevmek ve okumak bir ayrıcalık olsun ;)

    Her kitabından sonra ''ne yazacağım ben buna yaa'' diyorum kısacık geçiştireyim bu sefer diyorum yine olmuyor,yazacak o kadar çok şey var ki Günday ve kitapları hakkında ya sayfa sayfa yazı çıkacak ya da hiç yazılmayacak...Kitaplarına kesinlikle İnceleme/Yorum yazmadığım tek insan Yaşar Kemal (Yaşar Baba'ya İnceleme/Yorum yazmak mı :O benim haddim değil.İnce Memed için bir incelemem var ama ;) Bir daha da olmaz) şimdi bu listeye bir kişi daha ekledim Hakan Günday!

    BU SON GÜNDAY İNCELEMESİ! (Umarım....)


    Alıntı :
    -----------------------
    Acı, insanın hayat tarlasında biçtiği buğdaylardan pişirdiği ekmektir. Dolayısıyla sabah kahvaltısı kadar kaçınılmazdır.
    --------------------------------------------------------
    Çok mutsuz sonların birinci şartı çok mutlu başlangıçlardır.
    --------------------------------------------------------
    Günümüz siyaseti hayvanlara göre düzenlenmiştir. Hayvanlarla iletişim kurmanın iki yolu vardır: kandırmak ve korkutmak
    -------------------------------------------------------
    Medeniyet duvarla başlar. Duvar örmek çeşitli amaçlar taşır.Bu amaçların ilki ayırmaktır: insanları, hayvanları, bitkileri ve şeyleri. Daha sonraki amaçlar içeride ya da dışarıda bırakmaktır:
    insanları, hayvanları, bitkileri ve şeyleri. Duvarlar örülür ve iki cephelerinde hayatlar gelişir.

    Duvarsız bir dünya günümüz insanı için cehennemdir. Medeni insanın ruhsal dengesini sonsuza dek kaybetmesine elektrik, kanalizasyon ya da iletişim sistemlerinin çökmesi değil, duvarların yıkılması neden olacaktır. Bu yüzden duvar ustalığı kapitalist anlamda ilk gerçek meslektir. Var olan en kalabalık, yarı gizli, güç dayanışması eksenli örgütün bu meslekten esinlenerek kendini vaftiz etmiş olması bir tesadüf değildir.Çünkü duvar, sıradan insanın tek garantisidir. Savunulması gereken ilk siperdir.

    Dünya üzerindeki mevcut düzenin devamı duvarların ayakta kalmasına bağlıdır. Elleri alçılı duvar ustalarından elleri paralı bankacılara kadar, duvarlar dünya nüfusunu gölgelerinde gizler. Ancak duvarın hangi tarafında olunduğuysa, hayat tarzını belirler. Geceyi sokakta geçirenlerse duvarların, dolayısıyla medeniyetin dışındadır.

    Çöp torbalarıyla aynı kaldırımda uyuyanlar duvarları delmek isteyenlerdir. Asla yıkmanın değil, ancak sadece geçebilecekleri kadar bir delik açmanın peşinde olan organik matkaplardır. Çünkü ister Sao Paulo'nun gecekondularında, ister Koumbala'nın ormanında, isterse de Malaga'nın sahilinde yaşasın, her insanın bir duvara ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın devamı ise pencerelerdir. Duvarın diğer tarafındakileri izlemek için inşa edilmiş saydam duvarlar.
    Hepinize Bol Kitaplı Keyifli Okumalı Günler Dierim.Teşekkürler :)