Puan vermedi·52 syf.··
2026 155. kitabı
Samed Behrengi’nin o derin, sorgulayıcı ve cesur kalemiyle, gölün o dar ve güvenli sularından çıkıp açık denizlerin gizemine ve özgürlüğüne doğru yola çıkan o küçük ama dev yürekli balığın hikayesini büyük bir hayranlıkla okudum. Yazar; sadece bir çocuk masalı gibi görünen bu anlatının altında, kalıpları yıkmayı, dayatılan sınırları aşmayı, merak etmeyi ve özgürlük uğruna her türlü tehlikeyi göze alabilmeyi muazzam bir alt metinle işlemiş. Karşısına çıkan tüm engellere ve "yaşayıp gidiyoruz işte, ne gerek var" diyenlere inat kendi yolunu çizen Küçük Kara Balık, hayatı sadece tüketmek değil, ona bir anlam katmak isteyen herkesin ruhuna dokunan, zamansız ve çok güçlü bir devrimsel başyapıttı.
Küçük Kara BalıkSamed Behrengi · Can Yayınları · 202336,8bin okunma
8/10
·192 syf.··
2026 86. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 03:05
Onur ayında Gökkuşağı Kitaplığı'ndan kitaplar okumaya çalışıyorum; Sana Ait Bir Şey de bu kapsamda dikkatimi çekti. İyi ki de çekmiş. Üstelik bir ilk roman. Bulgaristan'da yaşayan açık eşcinsel bir göçmenin cinsel yakınlaşma arayışını konu alan, yer yer sıradan görünen bir iç monologla başlıyoruz romana. Ancak tekrarların ritmini yakaladıkça anlatı bambaşka bir boyuta evriliyor. Seks işçisi Mitko üzerinden anlatıcı yalnızlığı, dışlanmışlığı ve çocukluğunun izleriyle yüzleşirken; göçmenlik, Bulgaristan'ın toplumsal yapısı, devlet ve sağlık sistemi gibi temalar da metne ince ince sızıyor. Başlangıçta anlatıcıya çok yakın hissediyor insan. Oysa sayfalar ilerledikçe araya mesafe giriyor. Bir noktadan sonra anlatılan hikâyeden çok, anlatıcının neden bu hikâyeyi böyle anlattığını düşünmeye başlıyoruz. Mitko'yu değil, anlatıcının ona yansıttığı korkuları, arzuları ve eksiklikleri okuyoruz. Satır aralarında Mitko'nun kendi hikâyesini seziyor, ama anlatıcı gibi biz de onu asla tanıyamıyoruz. Kitabı hüzünle bitirdim. Ara sıra su yüzüne çıkan gerçek Mitko'ya veda etmek ise beklediğimden daha fazla içimi burktu.
Sana Ait Bir ŞeyGarth Greenwell · Livera Yayınevi · 202442 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
VAKA DOSYASI NO: 09 Mefisto Kulübü
6/10
·322 syf.··
2022 14. kitabı
Suç Mahalli: Yılbaşı gecesi Boston'da vahşice katledilmiş bir kadının evi ve duvarlara kanla çizilmiş antik, tekinsiz semboller. Şüpheliler: Kendini dünyadaki "saf kötülüğün" bir elçisi olarak gören ve kurbanlarını şeytani ritüellerle seçen gizemli bir katil. Soruşturma Ortakları: Gerçekçi delillerin peşindeki Dedektif Jane Rizzoli, cesetlerin anatomisini çözen Dr. Maura Isles ve kötülüğün tarihini araştıran elit/gizemli bir topluluk: Mephisto Kulübü. ​Edebi Dedektif Raporu: Kötülük sadece psikolojik bir sapma mıdır, yoksa insanlık tarihi kadar eski, genlerimize işlenmiş ruhani bir virüs mü? Tess Gerritsen bu altıncı dosyada çıtayı sadece adli tıbba değil, teolojiye, mitolojiye ve saf kötülüğün felsefesine kadar yükseltiyor. Uçurum, serinin en karanlık ve atmosfer olarak en ağır kitaplarından biri. ​Hikaye, bir cinayet mahallinde bulunan antik sembollerle başlıyor ve bizi İncil'deki düşmüş meleklere (Nefilimler) kadar uzanan bir gizemin içine çekiyor. Jane Rizzoli her zamanki gibi bu doğüstü gibi görünen olaylara rasyonel ve şüpheci yaklaşırken, Dr. Maura Isles kendini Mephisto Kulübü’nün karizmatik ve gizemli üyelerinin arasında, ahlaki bir uçurumun kenarında buluyor. Gerritsen, okuyucuya polisiye bir takibin ötesinde, "İnsanın içindeki kötülük sınır tanımazsa adalet bunu nasıl cezalandırabilir?" sorusunu sorduruyor. ​Karar: Adli tıp detaylarının, satanik ritüeller ve antik tarihle birleştiği, okurken zihni fazlasıyla zorlayan, mistik soslu çok güçlü bir gerilim halkası. ​ Dünyada gerçekten 'saf kötü' olarak doğan insanlar var mıdır, yoksa kötülük sonradan seçilen bir yol mudur? Mephisto Kulübü'nün teorileri hakkında siz ne düşünüyorsunuz?
Mefisto KulübüTess Gerritsen · Doğan Kitap · 20143,677 okunma
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 07:39
Oruç Aruoba’nın De Ki İşte kitabı, alışılmış bir roman ya da deneme değildi.Kısa cümlelerden, aforizmalardan ve düşünce parçacıklarından oluşan bu eser, cevaplardan çok sorularla baş başa bıraktı beni. Her cümleyi okuduğumda beni silkelediğini hissettim. hayatın karmaşık görünen meselelerini cümlelere boğmadan bir kelimeyle anlatmayı, bunun etkisini hisssettirmeyi başaran ,okuduğumda kitap okudum doyumu oluşturan bir eser oldu benim için. Herkese keyifli okumalar diliyorum
De ki İşteOruç Aruoba · Metis Yayınları · 20186,8bin okunma
7/10
·520 syf.··
2026 67. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 21:01
Usta ve Margarita okurken insanı hem büyüleyen hem de zaman zaman yoran kitaplardan biri. Benim için de okuması kolay bir roman olmadı. Özellikle ilk bölümlerde kim kimdir, ne gerçektir, ne hayaldir anlamakta zorlandım. Üstelik Mihail Bulgakov 'un metaforları ve göndermeleri o kadar yoğun ki bazı yerlerde hikâyeyi değil, hikâyenin arkasındaki anlamı takip etmeye çalışıyormuş gibi hissettim. Buna rağmen kitap bitince insanın zihninde uzun süre kalıyor. Romanın yüzeydeki hikâyesi, şeytanın Moskova'ya gelişiyle başlayan tuhaf olayları anlatır. Ancak aslında kitap tek bir hikâyeden oluşmaz. Bir yanda Profesör Woland ve çevresindekiler aracılığıyla Sovyet toplumuna yönelik keskin bir hiciv vardır. Diğer yanda Usta'nın yazdığı Pontius Pilatus ve İsa hikâyesi bulunur. Bir yanda da Usta ile Margarita'nın aşkı anlatılır. İlk bakışta birbirinden kopuk görünen bu üç anlatı zamanla iç içe geçer. Kitabın zorlayıcı olmasının en büyük nedeni de budur. Bulgakov doğrudan konuşmak yerine semboller kullanır. Woland yalnızca şeytan değildir; aynı zamanda ikiyüzlülüğü ortaya çıkaran bir güçtür. Moskova'daki insanlar şeytandan çok daha ahlaksız ve açgözlü görünürler. Bu nedenle romanda asıl kötülüğün şeytan değil, insanın kendi zaafları olduğu hissedilir. Ayrıca yazar kitaptaki fantastik olayları gerçeküstü bir eğlence aracı olarak değil, toplum eleştirisini yapmak için kullanmış. Beni en çok etkileyen noktalardan biri ise sanat ve özgürlük meselesiydi. Usta'nın yazdığı roman nedeniyle dışlanması ve eserini yok etmeye çalışması, kitap boyunca hissedilen baskı, sansür ve yalnızlık duygusu aslında yazarın yaşadığı dönemin bir yansımasıdır. Bu yüzden Usta karakteri sadece bir roman kahramanı değil, biraz da Bulgakov'un kendisi gibidir. Margarita ise romandaki en güçlü karakterlerden biridir. Onun hikâyesini
Edebiyat
Usta ve MargaritaMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,1bin okunma
İnsan, acıyla yoğrulur ve mayalanır.
Puan vermedi·159 syf.··
2026 16. kitabı
Bu kitabı okurken bende hiçbir şekilde bu kadar tesir bırakacağını düşünmemiştim. Kitabı bitirdiğimde bir süre ağladım. Hani acı bir olay yaşarsın da bir bardak su getiren birinin olmasını beklersin; biraz sakinleşmek, o duygunun ağırlığından bir nebze olsun kurtulmak istersin ya… İşte o ağırlık hâlâ, bu satırları yazarken bile üzerimde. O suyu getirecek birini beklemek yerine masanın başına geçtim. Bir bardak su uzatamadım kendime; onun yerine kalbimden taşan kelimeleri kâğıda dökmek istedim. Belki de bazı acılar suyla değil, ancak yazıyla hafifliyordur. Zehra’nın mektubu bitirdikten sonraki afallayışı beni derinden sarstı. Yıllardır doğrularını yanlış bildiği bir adamın üzerine kurmuştu. Hayatındaki insanlarda bulamadığı erdemlerin, en nefret ettiği kişide bulunduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldı. Fakat bence Zehra’nın yaşadığı acı yalnızca babasını yanlış tanımış olmanın acısı değildi; kendi vicdanıyla karşılaşmanın acısıydı. İnsan bazen bir başkasını affetmekte değil, kendisini affetmekte zorlanır. O acıyı hissettikten sonra, babasının yırtık çoraplarından görünen ayaklarına bakarak ağlaya ağlaya giderken, onu orada yalnız bırakmaması… O satırları okurken ben de Zehra ile birlikte eğilip o ayakları öpmek istedim. Çünkü orda yalnızca bir babanın çektiği çileyi değil, geç fark edilen bir sevginin ve gecikmiş bir merhametin ağırlığını da gördüm. Zehra artık okulunu tamamlamış, muallim olmuştu. Oysa kitabın ilk sayfalarını elime alıp hikâyeyi herkes gibi bildiğimde, Zehra’ya sarılıyor ve ona hak veriyordum. Babasını suçluyor, onun öfkesiyle birlikte öfkeleniyordum. Kitabın sonunda ise fark ettim ki Zehra’nın eksik olan yanı bilgisi, zekâsı ya da doğruluk anlayışı değildi; acıma kabiliyetiydi. Belki de Reşat Nuri’nin anlatmak istediği buydu: İnsan yalnızca
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,5bin okunma