Bir süre sokaklarda yürüdüm. Ama görünen oydu ki, gidecek bir yeriniz yoksa, sokaklar yürünerek bitmiyordu. Çünkü her sokağın bitişinde başka bir sokak başlıyordu.
Var olan tek fobi kendini bilme fobisidir. Psikanalizin ortaya koyduğu fazlasıyla yerleşik
ve tutarlı insan doğası tablosunda görünen odur ki, kim olduğumuz her daim ziyadesiyle gözümüzü korkutur.
Birçok estetikçi, şu teoriyi savunmuştur: ortak duygularımız yüzeysel görünüşleri bildiren tabiattan yahut yapay soyutlamalar çıkaran ilimlerden daha ileri giderek eşyanın derin mahiyetini bize bildirdikleri oranda, estetik olurlar.
Platon’dan Hegel’e kadar sanatta onlara göre bulunması lazım gelen öz, misal “idée” idi. Yani her mevcudun veya her şeyin metafizik hakikati. Bunun da tekâmül eden hayatı, sanatların tarihi oluyordu. Bu bakımdan güzel yine metafizik bir tecelli olarak kalmak şartıyla (his + duygu) hâline gelmiş, madde çehresiyle görünen veyahut onun arkasından sezilen misal “idée” oluyordu.
Siyasetle hâlâ ilgilenmiyordu; gözü önünde olup bitenler, annem için olanlardan başka her şeydi, —bir maskeli balo, bir UFA aktüalite filmi... dünyasal bir kilise töreniydi. Duyularla kavranamayan, soyut birşey değil miydi ki siyaset... GÖZLE GÖRÜNEN bir şey değildi.