"PHAEDRA"
"Herhangi bir yerde güvende miyiz ki?" diye sordum usulca. "Nihayetinde biz sadece bir kadınız."
Ve böylece kadın yine suçlu bulundu.
İnsanlık tarihi boyunca anlatılan her hikâyede, her efsanede, her destanda değişmeyen bir kural vardır: Suçlu hep aynıdır. Binlerce yıldır yazılan metinlerde, çizilen resimlerde, sahnelenen oyunlarda kadınlar ya kötüdür ya da kötü yola düşendir. Peki ya gerçek? Ya o hikâyelerin bir de öteki yüzü varsa?
Eser, bizi bu soruyla yüzleştiriyor.
Ve cevabı, mitolojinin en trajik kadın karakterlerinden Phaedra'nın hikâyesini okuyarak öğreniyoruz.
Minotor efsanesini biliriz... Girit Kralı Minos'un karısı Pasiphae'nin bir boğayla birleşmesinden doğan canavar. Theseus'un labirente girip canavarı öldürmesi. Ariadne'nin ipliği. Kahramanlık, zafer, şan, şöhret...
Peki bu hikâyede Phaedra nerede?
Hiçbir yerde. Ya da sadece dipnotlarda.
Girit Kralı Minos'un kızı Phaedra, politik zorunluluklar nedeniyle Atina Kralı Theseus ile evlenmek üzere Girit'ten ayrılır. Memleketinden, ailesinden, bildiği her şeyden koparılarak yabancı bir diyara gelin gider. Ama Atina sarayı onu hiç beklemediği bir gerçeklikle karşılar. Burası, kadınların erkeklerden köşe bucak saklandığı, aşağılandığı, hor görüldüğü bir yerdir. Kadınlar vahşice tecavüze uğrar, sesleri çıkmaz, çıkamaz. Theseus ise Phaedra'yı yok sayan, yanına yaklaşmayan kaba, bencil bir kraldır. Ona bir eş olarak değil, siyasi bir anlaşmanın parçası olarak bakar.
Ve Hippolytus... Theseus'un oğlu. Kendini tanrıça Artemis'e adamış, kadınlardan nefret eden, onlara tepeden bakan bir genç. Onun gözünde kadınlar ya iffetsizdir ya da yoldan çıkarıcı. Temiz olan tek şey erkek dünyasıdır, erkek tanrılardır, erkek kahramanlıklarıdır.Phaedra, daha labirentten çıkmış Minotor'dan beter bir labirentin içinde bulur