"Modern askerî teşkilatımızın onlu, yüzlü, binli taksimin menşei, Asya Hun Türklerine kadar geriye gitmekte olduğu gibi ordumuzda müşahade ettiğimiz tam itaat geleneğinin en mükemmel nümunesini 2100 sene evvel Türk Tanhu'su Motun vermişti." İbrahim Kafesoğlu'nun Macaristan'daki tahsilinden döndüğü dönemde kaleme aldığı ilk yazılar arasında yer alan ve 3 Ocak 1946 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde neşredilen "Türk Tarihinde 'Mukaddes Yurt' Telakkisi" başlıklı makaledeki bu pasaj, ilk bakışta Türk askerî tarihine dair genel bir değerlendirme gibi görünse de, dönemin hâkim tarih anlayışına yönelik zımnî bir tenkit olarak da okunabilir. Nitekim söz konusu yıllarda Türk Kara Ordusu'nun kuruluşu için Yeniçeri Ocağı'nın teşkil edildiği tarih esas alınmakta, Türk askerî geleneğinin kökenleri büyük ölçüde Osmanlı dönemiyle ilişkilendirilmekteydi. Kafesoğlu ise henüz kariyerinin başlarında kaleme aldığı bu yazıda, ordumuzdaki onlu teşkilât sisteminin ve askerî itaat anlayışının menşeini Asya Hunlarına kadar götürerek Türk askerî tarihinin çok daha derin ve kesintisiz bir geçmişe sahip olduğunu vurgulamıştır. Bu yaklaşım, Türk devlet ve ordu geleneğini yalnızca Osmanlı çerçevesinde değerlendiren anlayıştan ayrılmakta ve kökleri Hun çağına uzanan tarihî devamlılık fikrini ön plana çıkarmaktadır. Daha sonraki yıllarda bu mesele özellikle Hüseyin Nihâl Atsız tarafından defalarca gündeme getirilmiş, Yılmaz Öztuna da gerek neşriyatında gerekse Genelkurmay Başkanlığı nezdindeki girişimlerinde Kara Kuvvetleri'nin tarihî başlangıcının Hun dönemine dayandırılması gerektiğini savunmuştur. Nihayet bu görüş zamanla kabul görmüş ve Türk Kara Kuvvetleri'nin kuruluş tarihi olarak Mete Han'ın tahta çıkış yılı olan M.Ö. 209 tarihi esas alınmıştır. Bununla birlikte, Kafesoğlu'nun burada asıl amacı
Kemerli burunlar hayatı kısıtlı görüş açısıyla bence görüyor.
Hep merak ettiğim bu hayatta asla alay olmayan ama kötü kalpli insanlar yüzünden yanlış anlaşılan bir sorum vardı. Çok yüksek burunlu insanların burnu görüş alanlarını etkiliyor mu? Hayatı nasıl görüyorlar? Çok yüksek burunlardan kastım çok kemerli burun. Belki bundan bile bir tık fazlası. Aşağı baktıklarında görüş alanları nasıl? Yukarı veya ortaya bakınca nasıl? Beyin tam görüntü oluşturabilir ama görüş alanlarının hala bizden daha kısıtlı olacağını düşünüyorum. Ben aşağı, yukarı ve karşıya bakarken burnumu görüyorum. Daha da kemerli olan burunlu biri daha da çok burnunu görmez mi?
1000Kitap
Reklam
Son zamanlarda aptal kadınlarla uğraşıyorum. Çok yorucu.
Ben:Burnunun yüksek olması görüşünü etkiliyor mu diye merak ettim. Günlük hayatta görüş alanı açısından herhangi bir kısıtlama yaratıyor mu? Aptal Herhangi Bir Kadın: Peki, ya! Sizin bu terbiyesizliğiniz hayat kalitenizi etkilemiyor mu? Hani Allahın yarattığı bir şeyle alay ediyorsunuz ya! Ben: Tek bir alay kelimesi kullanmadım. Merak ettiğim şeyi sordum. Kötü bir niyetim yok ama sen öyle anladıysan bu da ya yanlış anlamanız ya da kötü kalpli oluşunuzdandır. İki ihtimal var. Hangisisiniz? Bilmiyorum. Benim utanmam gerekmiyor ama sizin gerekebiliyor. Ayrıca herkes gibi islam'a inanmıyorum. Konuyu Allah yarattı şeklinde kendi inancınıza göre çekip nesnel yargılamayışınız mantıklı görünmüyor. Sizin inancınıza göre burnunu Allah yaratmıştır. Benim inancıma göre de bilinmeyen bir Tanrı yaratmıştır ama kendi inancıma göre de değerlendirmem beni mantıklı yapmaz. Böyle doğmuş. Kendi seçmemiş. Ben sadece yüksek burunların görüş alanlarının nasıl olduğunu merak ettim. Benim burnum yüksek değil ama onda bile gözüme çarpıyor. Burnu yükseklerde acaba hayat nasıl görünüyor? Ayrıca yüksek burununun alay edilecek bir şey olmadığını düşünüyorum ve bu soruyu böyle açık bu yüzden sordum. Demek ki siz alay edilecek şekilde görüyorsunuz ama dile getiremiyor, acıyorsunuz ve ben bunu alay bile etmeden sorunca vicdan ayağı yapıp beni suçluyorsunuz.
1000Kitap
961-LGS Gençlerine Sevgilerimle.
Sevgili Gençler! İnsanin doğası geregi baktığı pencereden, bulundugu yerden bir görüş alanı, görünen bir sınırı illa ki var. Bu sınırı genişletmek, ufuk çizgimizi belirlemek bizim kendi elimizde. Bugüne kadar yaşadıklarımızdan en kıymetlilerini yanımıza alıp üstünde yürüyecegimiz bu çizgi bizi ileriye taşıyacak. Bu gizginin dümdüz olacağı yerler olacak. Gözüm kapalı olsa giderim, diyebileceğimiz türden. Fakat, tekdüze ilerlemek bir süre sonra sıkıcı gelecek. Ayaklarımız birbirine dolanacak. Sekteye uğrayacak adımlarımız. Olası durum bunlar. Panik olmaya gerek yok. Yürüyüsten koptuğumuzda, Beden Egitimi derslerinde yapardık ya hani; ufak bir zıplama ile tempoyu yeniden yakalayıp yolumuza devam edeceğiz. Üstünde yürüdügümüz çizgi bazı yerlerde kıvrımlaşacak. İnişli - çıkışlı, sağli - sollu zikzaklarıyla karşılayacak bizi. Biz adımlarımızda ne kadar itina göstersek de yalpalayacağiz. Bir o yana bir bu yana derken yürümemiz zorlaşacak. Düseceğiz belki. Düseceğiz ama yola devam etmek için düstüğümüz yerden yine kalkmamız gerekecek. Silkineceğiz. Kendimize geleceğiz. Üstümüzün başımızın tozunu çırpıp yola devam edeceğiz. Beklentiye girmeden, en önemlisi kimseye eğilmeden kendi belirleyeceğimiz ufuk çizgimizin üzerinde yürüşümüz devam edecek, etmeli de zaten. Bazen rahat adımlarla. Bazen de bedenimizde ve zihnimizde tüm yorgunluğunu hissederek. Ama.. Aklımızdan çıkarmamamız gereken bir şey var: Dinlenmenin tadını en iyi çıkaranlar en çok yorulup dinlenmeyi en çok hak edenlerdir. Bahtınızla barışık olmanız dileğimle. Basarlar! Sevil Şentürk
bu bir araştırmadır herhangi bir toplumu kötüleme değildir
Gülbank veya gülbang; yapılacak bir işin hayırla sonuçlanması, sağlık, esenlik, başarı veya şükür amacıyla toplu halde okunan, belirli bir ritmi ve kalıplaşmış ifadeleri olan dualara verilen isimdir. Kelime anlamı olarak "bülbül sesi, güzel ses, zafer narası" gibi manalara gelir.Gülbank duası hakkında öne çıkan bazı özellikler şunlardır:Okunuş Şekli: Genellikle yüksek sesle, ahenkli, secili (iç kafiyeli) ve melodik bir yapıda okunur. Duanın sonunda genellikle "Allah, eyvallah", "Hû" veya salavat getirilir.Kullanım Alanları: Geleneksel Türk ve Osmanlı cemiyet hayatında, özellikle tekkelerde, tarikat ayinlerinde, esnaf toplantılarında (ahi teşkilatı) ve yemek dualarında sıkça kullanılmıştır.Günümüzdeki Yeri: Günümüzde en yaygın örneklerini Alevi-Bektaşi cem ibadetlerinde (cemselâm, lokma duaları vb.) ve bazı büyük camilerde (özellikle Cuma namazı öncesi müezzinler tarafından okunan dualarda) görmek mümkündür.Detaylı metin yapıları ve ritüeller hakkında bilgi almak için TDV İslâm Ansiklopedisi kaynağını inceleyebilirsiniz. Gülbank duası, tek bir kalıplaşmış metinden ibaret değildir; okunduğu yere, amaca ve geleneğe (Alevi-Bektaşi, Mevlevi, Yeniçeri/Mehter, Cami müezzinliği) göre farklı sözleri ve çeşitleri bulunur. Gülbankların ortak özelliği, genellikle ritmik, kafiyeli (secili) bir dille yazılması ve katılımcıların aralarda yüksek sesle "Allah Allah" demesidir. [1, 2, 3, 4] Kullanım alanlarına göre en bilinen gülbank sözleri ve örnekleri şunlardır: ## 1. Alevi-Bektaşi Geleneğinden Genel Gülbank Örneği En yaygın olarak cem ibadetlerinin başında, sonunda veya yemeklerden (lokmalardan) sonra okunan standart bir gülbank şu şekildedir: "Bismişah, Allah Allah! Akşamlar hayrola, hayırlar fethola, şerler defola. Müminler ber-murat ola, münkirler matola, münafıklar berbat
1000Kitap
"Şoo gızz kim lan?.." "Camdan bakıyoo..." "Kanka, az yana çekilsene, görüş alanım açılsın.." 😆
Reklam
Reklam