Meyhane hıncahınç.
Ağır keman taksiminin ardından umulmadık kıvrak bir ezgi.
Yükselen sesler, kalkan kadehler. Garsonlar alesta, şişeler boşalıyor, yerine yenisi açılıyor.
Havada salınarak gezen sigara dumanları, kesif anason kokusu.
Hüzünden neşe akış.
Gizli bir telaşla, süratle.
Birbirine değmeyen hayatların şehri burası.
O zamanlar takvime baktığımda onun zaman coğrafyasında kaybolduğunu ama en nihayetinde bunu umursamadığını düşünürdüm. Çok geçmeden kendimin de aynı duruma düşeceğini hiç bilmiyordum.
Velhasıl iyiydi her şey. Öte yandan, eğer bir şey iyi başlamışsa bunun aslında bir felaket olduğunu çok az kişi bilir. Yani bütün bunların kötü bitmekten öte bir şansı yoktur.
Tepeyi çıkarken gözlerim doldu. Ne annem ne kendim ne de o evsiz için ağlıyordum.
Hepimiz için ağlıyordum. Her yerde çok fazla acı var ve biz, görmezden geliyoruz. Gerçekte hepimiz korkuyoruz. Birbirimizden ödümüz kopuyor. Kendimden ve içimdeki annemden korkuyorum. Deliliği kanımda dolaşıyor mu?