Sergey Dovlatov

Sergey Dovlatov

Yazar
7.4/10
56 Kişi
·
125
Okunma
·
9
Beğeni
·
1043
Gösterim
Adı:
Sergey Dovlatov
Tam adı:
Sergey Donatoviç Dovlatov
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
Ufa, Rusya, 3 Eylül 1941
Ölüm:
New York, ABD, 24 Ağustos 1990
Sergey Donatoviç Dovlatov, 3 Eylül 1941’de, İkinci Dünya Savaşı başlangıcında Leningrad’dan (St. Petersburg) sürülen bir ailenin oğlu olarak Rusya’nın Ufa şehrinde doğdu. Rus Yahudisi olan babası tiyatro yönetmeniydi ve Ermeni kökenli annesi tiyatro oyuncusuydu. Aile, 1944’te Leningrad’a döndü ve Dovlatov 1959 yılında Filoloji Fakültesi’nin Fin Dili Bölümü’ne girdi. Ne var ki askerlik görevi nedeniyle iki buçuk yıl sonra öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Askerlikten sonra Gazetecilik Fakültesi’ne girdi ve öyküler yazmaya başladı. “Gorozhane” olarak bilinen yazarlar birliğine katıldı ve çağının önemli isimleriyle vakit geçirme şansı buldu. Diğer yandan, yazdıklarının “ideolojiye muhalif” olduğunu söyleyen çağdaşlarının siyasi baskılarını hissetmeye başladı. Dovlatov, 1972’de Talin’e yerleşti ve muhabirlik yapmaya başladı. Kısa bir süre sonra Pskov yakınlarında yer alan Mihaylovskoye’deki Puşkin Tepesi Millî Parkı’nda tur rehberliği yaptı. Leningrad’a dönüp Koster dergisinde çalışmaya başlayan Dovlatov öyküler yazmaya devam ettiyse de yazdıkları Sovyet dergilerinde yayımlanmadı. İlk öykü kitabı Görünmez Kitap’ın [Nevidimaia Kniga] prova baskıları KGB emriyle toplanıp imha edildi. Yazdıkları Rusya’da kaçak basıldı ve el altından yayıldı, Avrupa’da ise önemli dergilerde yer almaya başladı. 1976 yılında Sovyet Yazarlar Birliği’nden ihraç edilen Dovlatov, 1978’de Sovyetler Birliği’ni terk etti. Daha önce Amerika’ya giden eski eşi ve kızıyla New York’ta yaşamaya başladı. Kısa sürede Amerikan edebiyat çevrelerinde ismi duyuldu. Seksenli yıllarda daha geniş okuyucu kitlesine ulaşmaya başladı. The New Yorker’da Nabokov’un ardından öyküsü yayımlanan ikinci Rus oldu. Amerika’da geçirdiği on iki yılda, Rusya yıllarından izler taşıyan on iki romanı basıldı. Puşkin Tepeleri, [Zapovednik] 1983’te yazarın tüm eserleri gibi Rusça yayımlandı ve otuz yıl sonra, kitabı “babamın en şahsi romanı” olarak tanımlayan kızı Katherine Dovlatov tarafından İngilizceye çevrildi. Yaşamı boyunca alkol problemiyle mücadele eden Dovlatov, eserlerinin Rusya’da yayımlanmaya başlamasından bir yıl sonra ve SSCB’nin dağılmasından bir yıl önce, 24 Ağustos 1990’da kalp yetmezliği nedeniyle 48 yaşında New York’ta hayatını kaybetti.
"Alkolün zararları hakkında ne çok şey okudum bilseniz! Sonsuza dek bırakmaya karar verdim... Onları okumayı..."
Sergey Dovlatov
Sayfa 12 - Jaguar yayınları
Çevrene göz gezdirdiğinde yıkıntıları görüyor musun? Sözcükler dünyasında yaşayan birinin nesnelerle arası iyi değildir.
Oda berbat görünüyordu. "Burası bana yakışmaz" demeliydim. Ama yine de entelektüel biriyim herhalde ki o şiirsel sözleri söyledim: "Pencereler güneye mi bakıyor?"
Sevgin bile sağlıksız, patolojik, yapmacık. Sürdürdüğün yaşamı haklı çıkarma denemesi yalnızca.
Dünya hemen güllük gülistanlık olmadı. Önceleri sivrisinekler rahatsız ediyordu...Sonra her şey değişti...Hatta örümcek ağları bile süs gibi görünüyordu... Uyum şişenin dibinde gizleniyormuş galiba.
139 syf.
·2 günde·9/10
İstatistiklere baktığımda inanamadım. Kitabı neredeyse hiç kimse okumamış, incelememiş, tavsiye etmemiş. Belki şöyle bir göz gezdirenler de içeriği, şair Aleksandr Sergeyeviç Puşkin’in sanat hayatı zannedip pek ilgi duymamış. Amma velakin o iş öyle değil.
“Haklı çıkan karıma ithafen” diye başlıyor kitap ve bu girizgah bile merakla okunmasına yetiyor. Göründüğünden daha derin. Bir insanın yanıldığını kabullenme aşamasına gelmesi yaşanmışlık gerektirir. Nitekim biraz araştırdığınızda kitabın Boris karakterinin otobiyografisi değil, yazarın otobiyografisi olduğunu anlıyorsunuz. Boris, yalnızca pasta süsü. Kısa fakat vurucu cümleler. Bazen başkalarıyla, bazen kendi kendine konuşuyor. Fark etmez, zekasıyla saygı uyandırmayı başarıyor okuyucuda. Puşkin’den bahsedilmiyor mu? Elbette bahsediliyor ama başrolü kaptırmış. Hem daha nelerden bahsedilmiyor ki? Ben üzerine bir minik yıldız koyulan kelimelerle dolu kitaplara bayılırım. O yıldızcıklardaki açıklamalar genel kültür demek, bu kitabı bitirdiğinde seni bilgi birikimi anlamında bir adım öteye taşımış olacağım okuyucu haberin olsun demek. Meraklısına önemle duyurulur.
139 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Yazarın kızı tarafından, babasının en şahsi romanı olduğu söylenen, otobiyografik kısımlar taşıdığı belirtilen bir roman Puşkin Tepeleri.
Ana karakter Boris, kitapları basılmayan bir yazar. Kişisel sorunlarından, eşiyle ilgili problemlerinden ve alkol bağımlılığından kaçmak, biraz da para kazanmak için yaşadığı şehirden uzaklaşarak Puşkin Tepeleri Milli Parkı'nda çalışmaya başlıyor. Bundan sonra, Boris'in günlük yaşamında karşılaştıklarını okuyorsunuz.
Elinize aldığınız bu kitabı her ne kadar günlük yaşamdan kesitler olarak görseniz de kitap bittiğinde gerek edebi gerekse de kurgusal açıdan sarsıldığınızı fark ediyorsunuz. Çünkü yazar, Boris'in hayatını anlatırken aslında kendi acılarına gönderme yapıyor.
Kısa ama net ve vurucu cümleleriyle, istediği şeyi dolandırmadan ve okuyucuyu sıkmadan anlatan bir roman olmuş.
Bu arada şunu da söylemeden geçemeyeceğim, kitap hakkında araştırma yaptığımda çevirisinin ciddi eleştiriler aldığını fark ettim. Ancak ben okurken, en azından Türkçe anlam ve cümle yapısı açısından bir sıkıntı hissetmedim. Tabi Rusça orjinalini bilemediğimden karşılaştırma yapmam mümkün değil.
Klasik Rus edebiyatı öğeleri taşıyan Puşkin Tepeleri'ni merak eden varsa, tereddüt etmeden okumasını tavsiye ediyorum.
139 syf.
·3 günde·4/10
Boris yazarın sadece bir gölgesi.
Yazdığı kitapları yayımlatmayı başaramayan ve cebinde beş kuruşu olmayan Boris kendini Puşkin Tepeleri'nde bulur. Planladığı bir süre para kazanmak ve alkol sorunundan kurtulmaktır ne kadar başarabildiği tartışılır. Puşkin Tepeleri Milli Parkı'nda ki görevi turistleri parkı gezdirmektir. Bu arada karısı ve kızı Amerika'ya yerleşme planları yapmaktadır.

Puşkin Tepeleri rus sorunlarını konu almış ve anlaşılmamaya mahkum , yararıcı bir yazarın dramatik yaşam öyküsü. Kitapta Boris karakteri bazen kendi kendine konuşuyor bazen de karşıdaki kişilerle konuşuyor bu biraz karışabiliyor. Üslup olarak çok tat alamadığım bir kitap oldu.
139 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kitap hakkında bir şeyler yazmasam içimde kalır. Öncelikle Sergey Dovlatov’la tanışmamdan bahsetmeliyim tabii. ‘Başka Sinema’da daha önce seyrettim filmlerden önce görmüştüm “Dovlatov” filminin fragmanını. Özel dikkatimi çekmişti bir yazar hikayesi olması. Tabii kimdir, nedir, necidir diye sormaktan imtina edip internetten dahi olsa bakmamıştım. Yaklaşık 5 hafta önce filmi seyrettim. Filmi çok beğenmemiş olsam da yazarın sıkıntılı hayatı ve sarkastik karakteri -filmde çok iyi verilmiş olmasa da- de ilgimi çekmiş internetten arama zahmetine nihayet katlanmıştım. Türkçemize çevrilmiş iki yapıtının olduğunu görüp tanıtım yazısından bu kitaba karar vermiştim. Kitabı okurken aklıma yer yer Vüs’at O. BENER’in Buzul Çağın Virüsü isimli uzun öyküsünün geldiğinin altını da bilhassa çizmek isterim. Kızının ifadesiyle ‘yazarın en şahsi romanı’ olan bu yapıt, eşinin tüm ısrarlarına rağmen Rusya’yı terketmek istememesindeki - her ne kadar eşine demogojik açoklamar yapsa da, bunu ‘bu kadar ciddi ve geri dönüşü olmayan bir adımın kendisini korkuttuğu, her türlü aktif eylemden nefret ettiği ve aktivist sözcüğünün kendisi için hakareti çağrıştırdığıyla’ samimiyetle açıklıyor kitapta- haksızlığını anlayarak ‘haklı çıkan karıma’ şeklinde eşine ithaf ediyor. Enteresan bir ahlak perspektifi -sayfa 77- edinmiş oldum kitap sayesinde. Bukowski gibi hayatı boyunca alkol problemi yaşamış yazarın bu otobiyografik uzun öyküsünde; dünyadanın tüm geçmiş ve gelecek totaliter veya otokrat yönetimlerindeki enteletüel ve dâhilerin yaşayacağı ‘muhalif bilinç ve duruş’ sıkıntı, buhran ve çelişkisine şahit olabilirsiniz. Dovlatov, yapıtlarının Rusya’da yayımlanmaya başlamasından bir yıl sonra ve SSCB’nin dağılmasından bir yıl önce 1990 yılında kalp yetmezliğinden 48 yaşında ABD’de hayatını kaybetmiştir. Kendi deyişiyle ‘düzeltilemeyecek tek şey’ olan ölümünden sonra, eşine söylediği ’eğer bir daha görüşürlerse, o zaman belki var olduğuna inanabileceği‘ Tanrı‘nın ‘bir yakınınla buluşabileceğin ortak bir hücreden başka hiçbir şey olmayan’ cennetinde tüm tanıdıklarıyla, sevdikleriyle ve sevenleriyle buluşabilmesi umuduyla...
139 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Kitabın sonunda yazan "Anlaşılmamaya mahkum, yaratıcı bir yazarın dramatik yaşam öyküsü." cümlesi kitap için en doğru cümle bence.......Okuyun okutun!
139 syf.
·5 günde·7/10
Farklı türde kitaplar okumak adına aldığım bu kitap, bana edebi olarak büyük bir sanat eseri gibi gelmedi. Benim için çerez kitaplardan oldu. Yani elimden bırakamadığım, sonunu merak edip kurguladığım bir kitap değil de, vaktimi güzel geçirip boş zamanlarımı değerlendirdiğim bir Rus edebiyatı ürünü oldu. Çok beğenerek okuduğumu, kurgusundan ve öyküsünden etkilendiğimi söyleyemesem de okuduğum için pişman değilim.
139 syf.
·Puan vermedi
Arthur Schopenhauer diyor ki:"Bir kitabın sırf sayfaları doldurmak için yazıldığını anladığınızda onu derhal fırlatıp atın zira zaman değerlidir:)." Puşkin Tepeleri'ni okuyunca bunu düşünmedim değil.Bu kitap bana ne kattı,ne öğrendim?Hiç.Akıcı ve sürükleyici miydi yani en azından okurken edebi tat aldım mı?Hayır.Bu tip binlerce binlerce kitap var piyasada.Sırf zeki bir roman karakteri yaratmış olmak bana göre kitabı değerli yapmıyor.Aylak Adam'da da buna benzer bir hissiyatım olmuştu.Adı Puşkin Tepeleri ama Puşkin'i de anlatmıyor kısacası zaman öldürmeye değmez ben yaptım siz yapmayın.
139 syf.
·Beğendi·8/10
Puşkin tepeleri Rusya'nın değişim süreci öncesinde yazılmış bir roman. Roman kahramanı Boris Alihanov'un yaşadıkları yazarın yaşamı ile örtüşüyor. Yani gerçek hayat...Karakterler, olaylar çok canlı bir şekilde anlatılmış; espriler , gözlemler kitabın okunmasını kolaylaştırıyor. Sadece bir kitapta bu kadar çok kişiden söz edilmesi dikkatleri zorluyor.
Rus edebiyatındaki kaçış romanlarından biri daha...
Gitmek mi kalmak mı zor düşünüyorsunuz.
Ülkeyi terk etmek ne kadar etik bir davranış? Gidenler memnun mu gitmelerinden? Kaçılan baskı, zulüm, sansür ise tek çözüm kaçmak mı?
"Ben gitmeyeceğim" diyor yazar. "Dilim, halkım, çılgın ülkem... Düşünsene polisleri bile seviyorum." diyor.
"Sevgi özgürlüktür, kapılar açık olduğu sürece her şey normaldir ama eğer kapılar dışarıdan kilitlenmişse hapishanedir..."
Ve sonunda...
139 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Uzun zamandır okumadığım tarz da bir kitap oldu kendileri...
Kitabın baş karakteri Boris Alihanov henüz hiçbir kitabını yayımlatmayı başaramamış,beş parasız,alkolik biridir.Para kazanmak ve alkol problemlerinden kurtulmak için soluğu Puşkin Tepeleri Milli Parkında alır.Ve karakterimizin hikâyesi orada başlar. ...
Boris Alihanov'un sosyal ve ruhsal durumunu anlatırken bir yandan da Rusya için önemli isimlerin yaşantısından da bahsediyor.Puşkin,Dostoveski,Tolstoy,Gorki,Goethe gibi yazarların dışında Şepilov,Panfilov,Karatsupa gibi daha önce adını duymadığım 2.Dünya Savaşında görev almış ünlü Rus komutanlarından da bahsediyor.
...
Yazarın üslubu farklı geldi bana ama @birkutukitapcom Ocak ayı Bakış serisinden okuma listenize ekleyebilirsiniz

Yazarın biyografisi

Adı:
Sergey Dovlatov
Tam adı:
Sergey Donatoviç Dovlatov
Unvan:
Gazeteci, Yazar
Doğum:
Ufa, Rusya, 3 Eylül 1941
Ölüm:
New York, ABD, 24 Ağustos 1990
Sergey Donatoviç Dovlatov, 3 Eylül 1941’de, İkinci Dünya Savaşı başlangıcında Leningrad’dan (St. Petersburg) sürülen bir ailenin oğlu olarak Rusya’nın Ufa şehrinde doğdu. Rus Yahudisi olan babası tiyatro yönetmeniydi ve Ermeni kökenli annesi tiyatro oyuncusuydu. Aile, 1944’te Leningrad’a döndü ve Dovlatov 1959 yılında Filoloji Fakültesi’nin Fin Dili Bölümü’ne girdi. Ne var ki askerlik görevi nedeniyle iki buçuk yıl sonra öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Askerlikten sonra Gazetecilik Fakültesi’ne girdi ve öyküler yazmaya başladı. “Gorozhane” olarak bilinen yazarlar birliğine katıldı ve çağının önemli isimleriyle vakit geçirme şansı buldu. Diğer yandan, yazdıklarının “ideolojiye muhalif” olduğunu söyleyen çağdaşlarının siyasi baskılarını hissetmeye başladı. Dovlatov, 1972’de Talin’e yerleşti ve muhabirlik yapmaya başladı. Kısa bir süre sonra Pskov yakınlarında yer alan Mihaylovskoye’deki Puşkin Tepesi Millî Parkı’nda tur rehberliği yaptı. Leningrad’a dönüp Koster dergisinde çalışmaya başlayan Dovlatov öyküler yazmaya devam ettiyse de yazdıkları Sovyet dergilerinde yayımlanmadı. İlk öykü kitabı Görünmez Kitap’ın [Nevidimaia Kniga] prova baskıları KGB emriyle toplanıp imha edildi. Yazdıkları Rusya’da kaçak basıldı ve el altından yayıldı, Avrupa’da ise önemli dergilerde yer almaya başladı. 1976 yılında Sovyet Yazarlar Birliği’nden ihraç edilen Dovlatov, 1978’de Sovyetler Birliği’ni terk etti. Daha önce Amerika’ya giden eski eşi ve kızıyla New York’ta yaşamaya başladı. Kısa sürede Amerikan edebiyat çevrelerinde ismi duyuldu. Seksenli yıllarda daha geniş okuyucu kitlesine ulaşmaya başladı. The New Yorker’da Nabokov’un ardından öyküsü yayımlanan ikinci Rus oldu. Amerika’da geçirdiği on iki yılda, Rusya yıllarından izler taşıyan on iki romanı basıldı. Puşkin Tepeleri, [Zapovednik] 1983’te yazarın tüm eserleri gibi Rusça yayımlandı ve otuz yıl sonra, kitabı “babamın en şahsi romanı” olarak tanımlayan kızı Katherine Dovlatov tarafından İngilizceye çevrildi. Yaşamı boyunca alkol problemiyle mücadele eden Dovlatov, eserlerinin Rusya’da yayımlanmaya başlamasından bir yıl sonra ve SSCB’nin dağılmasından bir yıl önce, 24 Ağustos 1990’da kalp yetmezliği nedeniyle 48 yaşında New York’ta hayatını kaybetti.

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 125 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 82 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.