Hayat bazı insanlar (hatta belki herkes) için bir takım sürprizler hazırlar ,tabi bunlar genellikle felaket olarak nitelendirilir. Çünkü mutluluk kimi zaman tatmin etmez insanı ;temiz havayı çekmek veya bir yudum su içebilmek çok şey ifade etmez ,alışmıştır buna . Onun gözünde mutlu olmaya yetmez. Belkide bencillik eder. Ama mutsuzluk öyle mi ? Düşünmeye başladığı en ufak kötü bir senaryoda çeker depresyon hırkasını sonra başlar yazmaya- hayat yaşanmaya değer mi diye-
Mutlu olduğu veya olması gereken milyonlarca anıyı tek bir kötü düşünce için terk eder, vefasız davranır. Daha kötüsünü görünce de yıkılmanın eşiğine gelir hatta belki yıkılır. Hesaba katmamıştır çünkü daha kötüsünü. Nankörlük eder hüzünlere ,çünkü mutlulukların daha iyisini yaşamıştır ama hüznün nazını çekemez . Peki heyecanla kabul ettiği mutluluklarına bu kadar sarılırken neden hüzünlerine sırt çevirir ki? Bir kitap misali düşünelim, gördüğü bir mutluluğu alıp heyecanla okur sonra bir kenara bırakır . Hüzünleri ise bekletmek ister, yüzüne bakmaktan ve okumaktan kaçınır . Ama orada olduğunu bilir açıp okuması gerektiğini bilir; belki sonu iyi biter, belki mutluluğun öğretemediğini öğretir. Okumaya kararlı olsa, cesur davransa ve bitirip kenara koysa mesela . Karşılayıp uğurlasa ...
Hayat bu ,neler olur bilinmez ama bazen cömert olmak gerekir her duyguya . Tüm duygularına sahip çıkmalı iyisiyle kötüsüyle . Çünkü kişi asıl o zaman kendini kabul etmiş olur . Dış
görünüşü, görüşü, hayatı herkesten farklı olsa dahi. Onu herkes yadırgasa dahi o kendine sahip çıkmalı, onun olduğu için. Onu "o" yaptığı için. O yüzden hayatın her felaketini( sürprizini) hoş görmeli ve her anlamda benliğine sahip çıkmalı.
Kitabı okuyalı uzun zaman oldu ,okuduklarımda gezinirken gördüm. Zamanında çok etkilemişti beni. Çünkü