"Velhasıl, zor günlerin, zor işlerin adamıydı o ve sakalını değirmende ağartmamıştı. Bir oradan bir buradan kopup gelen anılarının gözlerinin önünden akışını durdurmak için gayret sarf etti vali. Geçmişte dolaşmanın anlamı yoktu. Şimdi burada, önünde kotarılması gereken bir başka iş duruyordu, Ergenekon'dan çıkış! Kemaliyeliler dağları aşarak, düşlerindeki köprüden geçerek hapsoldukları yöreden çıkıp, dünyayla kucaklaşmak istiyorlardı. Bu düş, artık onun hedefiydi..."
"Zamanla demirleri yeşermiş çifte tokmaklı tahta konakları, taş yolları, melankolik kavak ağaçlarıyla bir masal büyüsü içindeydi seyretmekte olduğu şehir. Üstelik, insanları da efsunlu gibi, bir efsanenin peşine düşmüş, yüz otuz yıllık bir hayali kovalamaktaydılar. Hayallerini her yeni gelen kuşağa aynı heyecanla aktara aktara yaşlanıyorlardı. Bu rüya, kuşaktan kuşağa geçiriliyor, gerçekleşemiyor ama ısrarla yaşatılıyordu."