Dorian Gray'in Portresi İnsan ruhunun; gençlik ve güzellik, ahlâk ve haz arasındaki gizemli ve sınırsız çatışmasını anlatıyor. Bunu hem birey üzerinden hem de sanat üzerinden aktarıyor. Yani, dış görünüşün her şeyin üstünde tutularak fazlaca takıntı yapılması, iç dünyanın giderek yozlaşmasıyla paralel tutuluyor. Romandaki figürler (karakter) de anlatılmak istenenin bir vurgusu gibi. Ressam Basil; çizdiği portredeki güzelliğe aşık. Lord Henry; hayata hep bir estetik ve haz kaygısıyla bakıyor. Dorian Gray; bu güzellik ve estetiğin portresi zaten.
Yazar, sanatsal kaygıyı üstün tutsa da romanda asıl göze çarpan ‘güzel olan her zaman iyi midir’ sorusudur veya sorunudur.
Roman, okuyan herkes için farklı bir bakış açısı sunacak şekilde yazılmış. Sürüklediği yerde sürüklüyor, durağanlaştığı yerde duruyor ama bıktırmıyor. Kendi içinde akıp giden bir anlatı. Sıkılmazsınız diyemem ama bırakamazsınız da…
Yavrucuğum, gerçekten ahlak hocalığına başladın.Çok geçmeden, işleyip bıktığı günahların kötü olduğunu, işlenmemesi gerektiğini başkalarına öğütleyen, dine sonradan dönen yobazlar gibi olacaksın.
Hayat irade ya da niyetle yönetilmiyor. Hayat bir sinir ve lif sorunudur, hücre sorunu. Düşüncelerimiz, bu ağır oluşan hücrelere girip gizlenir, tutkularımız buralarda düş kurar. Sen kendinin güven içinde olduğunu sanırsın belki, güçlü olduğunu düşünürsün. Ama hayatımız, bir odanın ya da bir sabah göğünün rastgele rengine; bir zamanlar sevdiğimiz, anı yüklü bir güzel kokuya, bir şiirin unutulmuş bir dizesine, çoktandır çalmadığımız bir parçanın kadansına bağlıdır.