Romanla birlikte edebiyata ve düşünce dünyasına “oblomovluk” diye bir kavram girmiştir. Bu kavram; erteleme, harekete geçememe, hayata karşı isteksizlik
anlamında kullanılmaktadır.
Roman kahramanı -adı üstünde İlya İlyiç Oblomov- bu kavramın vücut bulmuş hâlidir. Onun tam tersi Andrey Ştoltz ise eylem adamı olarak karşımıza çıkar. Burada bence kadın figürleri de es geçmemek gerekir. Nitekim Oblomov’un ilk ve tek aşkı diyeceğimiz Olga İlyinskaya, Ştoltz’un paralel karakteridir. O da dinamizmin ve umudun simgesi olarak görülür. Oblomov’un paraleli, Agafya Matveyevna ise kendi içindeki (ev hayatı) hareketli yaşantısıyla çok şey anlatır.
Romanda pek çok temadan bahsedilebilir. Özellikle Oblomov-Ştoltz üzerinden doğu-batı karşıtlığı olarak ele alınıyor. Ancak benim dikkatimi çeken nokta kesinlikle karakterlerin dışa vurdukları davranışları ile kendi içlerindeki ruhsal dayanakları. Bir de buna çocukluk yaşantılarını eklemek gerekiyor. Nitekim Oblomov irade eksikliğinde zirve yapmış biri olarak sinir bozsa da (o kadar üşengeç ki aşkından vazgeçti) Oblomovka’daki çocukluk yılları hiç normal değil.
Ştoltz; çok başarılı, hep akılcı, işi ertelemez ama duygularını erteleyebiliyor. Duygusal derinliği olmadığı için gidiyor en yakın arkadaşının terk ettiği kadınla evleniyor.
Olga; duyarlı, idealist… Romanda vazgeçmez, güçlü biri gibi görünsede bence öyle değildir. Yaş tahtaya asla basmıyor.
Zahar; roman boyunca adını hep duyacağız. Uşak olduğu için pek önemsenmez belki ama çok şey anlatıyor. Anlatıdaki soyluluk düzenine atıfta bulunarak dönemi aydınlatması, Oblomov’un tembelliğini çokça tetiklemesi ve roman sonundaki sadık hizmetkârlığı…
Roman; akıcı, sürükleyici ancak zaman zaman gereksiz detaylarla durağanlaşıyor. Verdiği mesajlar yönünden etkileyici. Soyluluk, başarı, ruhsal