G.

G.
@gozdeokur
“Omnia fui, nihil expedit”
Yüksek Lisans
1 Ekim
169 okur puanı
Ağustos 2024 tarihinde katıldı
9/10
·120 syf.··
2026 8. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2026 00:11
Mumlar Sonuna Kadar YanarMumlar Sonuna Kadar Yanar ; aynı dünyalara fakat farklı ruhlara sahip iki dostun kırk bir yıl sonraki yüzleşmesini anlatan bir roman. Kırk bir yılın, tek bir gecede ‘mum ışıkları’ eşliğinde anlatıldığı kısa ama oldukça derin bir kitap. Birisi için bir hesaplaşma; diğeri içinse sessizce bir günah çıkarma gecesi denebilir. Peki bu günah ne? Bu hesap niye? Kitap pek çok şeyi sorgulatıyor. Hem kendisini hem de kendinizi… Dostluk nedir, bir insanı tüm hakikatiyle tanıyabilir miyiz, ihanet mi daha ağır yoksa suskunluk mu, zaman iyileştirici midir, esasında sustuklarımızı dondurup zamanını mı beklemekteyiz. Yani; aslında mumlar sonuna kadar yanar mı içimizde? Bazen hayatımızda bazı şeyler yaşanır. Bir zaman sonra da yaşanan her ne ise önemini yitirir. Affedersin, unutursun, öğrenmek istemezsin… Kısaca acıyı da acı vereni de çözümlemekten vazgeçersin. Çünkü bazı acılar çözülürse hayatın anlamı da çözülmüş olur ve geriye hiçbir şey kalmaz. Bazı insanlar cevap almak için değil, hayatlarını ayakta tutan soruyu kaybetmemek için yaşar. Ya da başka bir deyişle, bazı soruların cevabı yoktur— ama insan yine de bütün hayatını o cevabı bekleyerek geçirir. Kitabın özeti tam olarak bu bence. Tek bir gecede tek bir solukta sessiz, ağır, gerilimsiz ama gerilimli, içsel bir monolog… Tavsiye üzerine okudum, iyi ki okumuşum.
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·152 syf.··
2026 7. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2026 15:13
“Aramak… Ömür boyunca aramak… Yalnız seni aramak… Paslı teneke kutularda, küf kokan dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, ağaç diplerinde, sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak. Belki bu şehirde değilsin. Ne çıkar? Seni arıyorum ya. Aramak neredeyse ben oradayım. Ayaklarım ne güne duruyor? Seni aramak istiyorum. Bir gün bulacaksam bile parça parça bulmalıyım seni. Yine de bir yerin eksik kalmalı. Yeniden yollara düşmeliyim, onu aramalıyım. Ve tam seni tamamladığım an da ölmeliyim.” Bin Hüzünlü HazBin Hüzünlü Haz , romanın sonlarında geçen bir cümleyle başlamak güzel olur. Belki anlatıya biraz ışık tutar. “Benim o gün başımı çevirip türbeye baktığım anda hissettiğim yorgunluk, böyle çalakalem yazılıp insanı bir meraktan diğerine sürükleyecek ilginç hikâyeler zinciriyle açıklanabilecek türden değildi çünkü. Benimkisi, hiçbir zaman hiçbir şeyle açıklanamayacak kadar derin, hiç kimsenin anlayamayacağı ölçüde acayip bir yorgunluktu.” (sy. 150) Kesinlikle çalakalem bir kitap değil. Yazar kelimeleri ilmek ilmek dokumuş. Daha en başında, adı gibi -hüzün ve haz çelişkisi- nasıl iç içe geçip farklı bir tada kapı araladıysa anlatılan hikâye de cümlelerin gücüyle başından sonuna kadar zıtlığın güzelliğini devam ettirmiş. Roman bir arayışla başlar. Masalsı bir arayış gibidir bu. Çünkü anlatıcı kişinin aradığı kişi bir masal kahramanı mıdır yoksa gerçek midir ilk okuyuşta anlaşılmaz. Zaten bu arayış, somut bir macera ile değil; içsel gözlem ve simgesel bir dille aktarılır. Kimlikler değişir, zaman-mekân kırılır. Yormaz ancak dikkatle ilerlemek gerekir. Dikkatli okunduğunda aranan şeyin, insanın kendi varoluşu, geçmişi, belleği ve hayal gücü olduğu ortaya çıkar. Bazı okurlar için anlaşılmaz olabilir, benim için derinlikli bir okumaydı. Tavsiye ederim.
Bin Hüzünlü HazHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20194,925 okunma
Puan vermedi·194 syf.··
2026 1. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 23:31
Değişme İsteğiDeğişme İsteği , erkekliğin toplumsal olarak nasıl inşa edildiğini, inşa edilirken yalnızca kadınların-kız çocukların değil, ataerkinin direği olacak oğlan çocukların ve erkeğin bu oluşumdan nasıl olumsuz bir şekilde etkilendiğini anlatmaya çalışır. Kitaba göre erkekler, sevgisiz değillerdir; sevgiden sistematik olarak uzaklaştırılmışlardır. Erkeğin küçük yaştan itibaren; duygularını bastırmaya, sert olmaya, kırılgan olmamaya ve duygusal olarak yoksunlaşmaya itilmesi… Ardından; sevgi, şefkat, empati gibi duyguların “erkeksi değil” etiketiyle köreltilmesi… Erkekleri hem şiddetin faili olarak gösterdiği hem de buna sebebiyet veren ataerkinin mağduru olduğu şeklinde kitap ilerlemektedir. Kitabın amacı, erkekleri suçlamadan, aksine onları özgürleştirerek sevgiyle gelen gerçek bir dönüşümü sağlamaktır. Bu dönüşüm, feminizmi her iki taraf için de mümkün kılarak gerçekleşecektir. Bell HooksBell Hooks , erkekliği düşmanca olmayan bir yerden, feminist, şefkatli ve eleştirel bir perspektifle incelemiş, güzel şeyler de hedeflemiş ama ikilik çıkaracak ve tartışma yaratacak noktaları da unutmamış. Bu noktaları da kadınlar üzerinden vermesi ironik olmuş. Mesela; kadınlar, yazara göre “ataerkil erkekliği yeniden üretir.” Bana göre kadın, ataerkil erkeğin çoğu, çoğu zaman mağdurudur. Yazara göre “kurban” pozisyonundaki kadın, erkeğin yaralanabilir olduğunu kabul edemez, çünkü ederse kurban pozisyonu kaybeder. Bana göre kadın, kurban olmayı hiçbir zaman tercih etmez. Yazara göre yine “Birçok kadın, erkeklerden sevgi bekler ama onlara sevgi öğretmeyi reddeder.” Bana göre erkek önce sevgiyi görmeyi sonra da öğrenmeyi reddeder. Yine benim yazara katılmadığım bir diğer nokta; erkeklerdeki ataerkinin uyanışına inildiğinde burada annelerin suçlanması… Oğlanların anne sertliğine maruz kalarak ataerkiye
Değişme İsteğiBell Hooks · Bgst Yayınları · 2018130 okunma
8/10
·638 syf.··
2025 34. kitabı
·
39 günde okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2025 21:19
Romanla birlikte edebiyata ve düşünce dünyasına “oblomovluk” diye bir kavram girmiştir. Bu kavram; erteleme, harekete geçememe, hayata karşı isteksizlik anlamında kullanılmaktadır. Roman kahramanı -adı üstünde İlya İlyiç Oblomov- bu kavramın vücut bulmuş hâlidir. Onun tam tersi Andrey Ştoltz ise eylem adamı olarak karşımıza çıkar. Burada bence kadın figürleri de es geçmemek gerekir. Nitekim Oblomov’un ilk ve tek aşkı diyeceğimiz Olga İlyinskaya, Ştoltz’un paralel karakteridir. O da dinamizmin ve umudun simgesi olarak görülür. Oblomov’un paraleli, Agafya Matveyevna ise kendi içindeki (ev hayatı) hareketli yaşantısıyla çok şey anlatır. Romanda pek çok temadan bahsedilebilir. Özellikle Oblomov-Ştoltz üzerinden doğu-batı karşıtlığı olarak ele alınıyor. Ancak benim dikkatimi çeken nokta kesinlikle karakterlerin dışa vurdukları davranışları ile kendi içlerindeki ruhsal dayanakları. Bir de buna çocukluk yaşantılarını eklemek gerekiyor. Nitekim Oblomov irade eksikliğinde zirve yapmış biri olarak sinir bozsa da (o kadar üşengeç ki aşkından vazgeçti) Oblomovka’daki çocukluk yılları hiç normal değil. Ştoltz; çok başarılı, hep akılcı, işi ertelemez ama duygularını erteleyebiliyor. Duygusal derinliği olmadığı için gidiyor en yakın arkadaşının terk ettiği kadınla evleniyor. Olga; duyarlı, idealist… Romanda vazgeçmez, güçlü biri gibi görünsede bence öyle değildir. Yaş tahtaya asla basmıyor. Zahar; roman boyunca adını hep duyacağız. Uşak olduğu için pek önemsenmez belki ama çok şey anlatıyor. Anlatıdaki soyluluk düzenine atıfta bulunarak dönemi aydınlatması, Oblomov’un tembelliğini çokça tetiklemesi ve roman sonundaki sadık hizmetkârlığı… Roman; akıcı, sürükleyici ancak zaman zaman gereksiz detaylarla durağanlaşıyor. Verdiği mesajlar yönünden etkileyici. Soyluluk, başarı, ruhsal
1000Kitap
Oblomovİvan Gonçarov · Turkuvaz Kitap · 202249,8bin okunma
10/10
·80 syf.··
2025 31. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2025 23:54
Yaraları ve arzuları dirilten adam Şükrü ErbaşŞükrü Erbaş sana çok kalp.. Bütün satırları alıntılayacaktım ama kitabı alıp siz de okuyun istedim. Zira kitaplığınızda yoksa çok şey kaçırıyorsunuz demektir.
Yarasaların AvlusundaŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2024441 okunma