Bunun üzerine eyub ayağa kalktı, üstünü başını yırttı ve saçını kazıdı, sonra kendini yere attı, tanrıya ibadet etti ve dedi ki, annemin karnından çıplak çıktım, toprağın karnına çıplak döneceğim, efendi verdi, efendi aldı, efendiye şükürler olsun. Bu bahtsız ailenin felaketi burada bitmedi ama söze devam etmeden önce, birkaç şeyi belirtmemize izin verilsin. İlki, şeytanın sabalıları ve keldanileri kendi özel çıkarlarının hizmetine koşup, keyfince kullanabilmiş olması karşısındaki şaşkınlığımızı belirtmeliyiz; ikincisi fırtına örneğinde görüldüğü gibi, şeytan’ın doğal bir olgudan yararlanmasına izin verilmesi karşısında daha da büyük bir şaşkınlık ifade etmemiz gerek; ve daha kötüsü -üstelik bunu açıklayamayız- keçileri ve onları koruyan köleleri yakmak için tanrı’nın bizzat kendi ateşini kullanmasıdır. Sonuç olarak, ya şeytan bizim sandığımızdan daha güçlü ya da biz, dünyanın kötücül tarafı ile iyicil tarafı arasında çok ciddi bir zımni -en azından zımni- suç ortaklığıyla karşı karşıyayız.