“İnsanın baş besini ekmektir. Ekmek ağırlıklı beslenenler, özellikle zihinsel yönden hiçbir gelişim gösteremez. Çoğunluğun zekâ düzeyi, 70-110 arasında yerinde sayar.” Bu sav, ilgili kurumlarda gündeme getirilir. Araştırmalar yapılıp rakamsal istatistikler oluşturulur. Meraklı eğitimciler de bu olguyu araştırarak öne sürülen gerçeğin sağlamasını yapar. Ama ülkeyi yönetenler, konuyu ciddi anlamda sorun edinip de üstüne varmadıkları için bu alanda elle tutulur bir gelişme olmamıştır. Dar gelirli kesimlerde hâlâ ekmek ve hamur işi, doyumluk baş besinler olarak saltanatını sürdürmektedir.
Aslında bu gerçek, Roma İmparatorluğu zamanından beri gündemdedir. İmparatorluk döneminde, Roma’da halka her gün bedava ekmek dağıtılır. Niteliksiz insan yığınlarını oluşturan halk, tembellik aşısı olan sıcak iklimde uyurgezer halde yaşamaya çalışır. Çünkü bedava dağıtılan ekmek, bu yığınların tek doyum kaynağıdır. Midelerin gürültüsü ekmekle bastırıldıktan sonra, Akdenizli olmanın gevşekliğiyle yan gelip yatılır. Elbette bu konumda ne etliye karışan vardır ne de sütlüye. Tam da kralların istediği gibi birer yurttaş olarak varlıklarını sürdürürler. Aslında varlıklı ve yoksul ülkeler dışında, günümüzde de durum aynıdır. Deyimler içinde “insanın ekmeğiyle oynama” deyişi, en yaygın ve tam da yerine oturan bir söylemdir. Çünkü dünyanın her yerinde, ekmeğiyle oynanan insan yabanlaşır. Yaşadığı yeri darmaduman edebilir, yakıp yıkabilir. Başkaldırmaların, ayaklanmaların kökeninde kesinlikle ekmek vardır. Burada sözü edilen ekmek, elbette ki tüm besinleri temsil etmektedir. Bu nedenle günümüzde dünyanın her yerindeki, her türden yerleşim alanında, her semtte bir ekmek fırını yer almaktadır. Çünkü insanoğlunun sindirim düzeni, yaratılıştan dolup dolup boşalma döngüsüne hüküm giymiştir. Yeni doğan