ekonominin toplumsal yaşam üzerindeki egemenliği beraberinde insanın var olmaktan sahip olmaya geçmesi şeklinde bir gerilemeye yol açmış ve bu olgu insanın tüm çabalarına damgasını vurmuştur. Bugünkü ikinci aşamada ise, toplumsal yaşam tamamen ekonominin ürettiği ürünlerin işgali altına girmiş, sahip olmadan, görünüme doğru genel bir kayma ortaya çıkmıştır. Öyle ki yürürlükteki bütün "sahip olmalar" hem doğrudan prestijlerini hem de hayati varoluş güdülerini nedenlerini tamamıyla "görünümlerinden" almak zorundadırlar. Aynı zamanda tüm bireysel gerçeklikler, doğrudan doğruya toplumsal güce bağımlı olan ve onun tarafından biçimlenen gerçeklikler haline gelmiştir. Gerçekten de, bu koşullar çerçevesinde, gerçeklik görünmesine izin verilen şey değildir.
gösteri kapitalizmin en önemli teorik buluşudur. Debord'un gösteri kavramının mantığı insanın ikili değer taşıdığı hipotezine dayanır; bu mantığa göre gösteri ve toplumun gerçekliği arasındaki gerilim; "olan" ile "olması gereken" arasındaki kritik gerilim olarak ele alınır. Aslında, Debord’un teorisinin derininde yatan mantık, Marx’ın 1845’den itibaren temellerini inşa etmiş olduğu tarihsel materyalizminin ufkundan bütünüyle farklıdır. Debord’a göre, gösteri, algısal temsillerden gelen imgelerin oluşturduğu bir illüzyondur; gösterinin varoluşu temsillerle ve görünümlerle desteklenir ve idame ettirilir ve çok çeşitli ve farklı imgeler bu temsillerin görünüm biçimini oluşturmaktadır.