Bir yığın acıyı, kırıklığı, yarayı barındırmış olan o upuzun zaman nasıl da anlamadan geçmişti. Artık kendini dışarıdaki hayata o kadar da ait hissetmiyor, eskisi gibi ayak uyduramıyor, bütün o neşenin, gülüşlerin, şarkıların ayyuka çıktığı coşkulu masalar yerine, huzurlu bir sessizliği tercih ediyordu.
Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. Ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar.