Bir Nedeni Yok Yalnızca Öptüm
Bunlar da geçecek şüphesiz. Seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki.. bir küsme, bir burulma biçimiyle gidişinin ardından şehrin gri cephelerine fevkalade ağır bir el bombası gibi düşen bunaltının bıraktığı korkunç acının unutulmasına kaç yüzyıl kaldı ki.. Yaralandım. Bütün noktalarımdaki nöbetçiler de yaralandı. Çığırından çıkmış bir ayaklanma gibi ağlamakta yalnızlığım. Bir gerçek aramıyorum felakete. Bir bahne göremiyorum arkadaşlarımın beni teselli etmek için söyledikleri kelimelerin hanesinde. Ama yokluğunu doldurmuyor sevda siyasetinin hançerleri. Ama bilemiyorum yağmurun ardından artık hangimiz suçlanacak.. Eğer hissediyorsan, -iç
+ nasılsın ? - "yorgun gri kaideler arasında hüzünlü bir yeşilim"💚
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Eğitim Bürokrasisinin Küllerinden Doğan Yasal İnfaz
"Teach You a Lesson", Güney Kore’nin sterilize edilmiş, veli baskısı ve statü hırsıyla felç edilmiş eğitim sisteminin damarlarına zerk edilen bir adrenalin dozu değil; o damarlardaki kangrenleşmiş çürümeyi cerrahi bir hassasiyetle kesip atan, kusursuz bir sistem infazıdır. Diziyi diğer intikam anlatılarından ayıran temel omurga, Na Hwa-jin karakterinin sıradan bir kahraman değil, devletin kendi bürokratik boşluklarını kullanarak yasal bir cellat rolüne bürünmesi ve sistemi, kendi yarattığı canavarları kendi silahlarıyla boğmaya zorlamasıdır. Burada izlediğimiz şey, basit bir okul draması veya tipik bir gençlik dizisi değildir; hiyerarşinin en altından en üstüne kadar yayılan, korunaklı ayrıcalıklı zorbalık virüsüne karşı geliştirilmiş, devlet destekli bir savunma mekanizmasıdır. Dizinin piyasadaki yüzeysel intikam dizisi veya aksiyon serisi etiketleri, içerdiği o karanlık sosyolojik gerçeği ve sistemin acizliğini örten bir perdeden ibarettir. Eğitim sistemi artık bir öğrenme yuvası değil; güçlü olanın zayıfı mülkiyet edindiği, adaletin ise ancak okul sınırları dışındaki o gri alanlarda, Na Hwa-jin’in sert müdahaleleriyle sağlandığı bir gladyatör arenasına dönüşmüştür. Na Hwa-jin’in uyguladığı disiplin yöntemleri, kaba kuvvetin bir eğitim metodu olarak trajikomik ve acımasız bir parodisini yapar. Dizi, zorbaların kendi manipülasyon teknikleriyle alt edilmesini sağlayarak sadece izleyicinin adalet arzusunu tatmin etmez; aynı zamanda sisteme çarpıcı bir ayna tutar: Reformun imkansız olduğu, ahlaki yozlaşmanın kanıksandığı bir düzende, yıkım artık tek rasyonel seçenek haline gelmiştir. Dizinin en özgün yanı, suçun ve cezanın sınırlarını bulanıklaştırıp, izleyiciyi adalet için şiddet meşru mudur? sorusunun tam ortasına, yani çıkışı olmayan o ahlaki labirente hapsetmesidir.
Türkiye'nin çok partili siyasi tarihine baktığımızda, liderlerin yakın çevrelerinin, kardeşlerinin ya da çocuklarının ticari faaliyetleri neredeyse her dönem siyasetin en büyük kriz ve tartışma başlıklarından biri olmuştur. Siyaset sosyolojisinde ve hukukta bu durumun kronik bir sorun olmasının temel sebebi, "siyasi güç ile ticari faaliyetin yapısal olarak birbirinden ayrıştırılamamasıdır." Liderin akrabası ne kadar "kendi bileğinin hakkıyla" ticaret yaptığını savunursa savunsun, o ismin arkasındaki siyasi gölge; bürokraside kapıların daha hızlı açılmasına, kredilere daha kolay erişilmesine veya denetimlerin gevşemesine yasal ya da psikolojik bir zemin hazırlar. 1970'li yıllarda Süleyman Demirel'in başbakanlığı döneminde, yeğeni Yahya Demirel üzerinden patlak veren "Hayali İhracat" skandalı, Türkiye'nin yolsuzluk tarihinin en bilinen sembollerinden biridir. Olayın Özü: Yahya Demirel, mobilya ihraç ediyormuş gibi sahte belgeler düzenleyerek devletten yüksek miktarda vergi iadesi (teşvik) almıştı. O dönem yapılan incelemelerde, ihraç edildiği beyan edilen ceviz kaplamalı lüks mobilyalar yerine yurt dışına aslında değersiz sunta veya kereste gönderildiği ortaya çıktı. Siyasi Etkisi: Bu skandal, Demirel'in siyasi kariyerinde muhalefet tarafından (özellikle Bülent Ecevit liderliğindeki CHP tarafından) en sert eleştirilen zayıf nokta oldu. Demirel, "Yeğenimin yaptığı ticaretten ben sorumlu değilim" dese de, kamuoyunda "devlet imkanlarının aileye sunulması" algısı kalıcı hale geldi. 1990'larda ise bu kez Demirel'in diğer yeğeni Murat Demirel'in adı Egebank'ın içinin boşaltılması skandalına karışacaktı. 1980'li yıllarda Turgut Özal, Türkiye'yi dışa açık kapitalist bir ekonomiye dönüştürürken, ailesinin ve çocuklarının yaşam tarzı ile ticari ilişkileri "Özalizmin" en çok
Sosyoloji
“Ben, yol boyunca uzanan gri, sıkıcı bariyer. Sen, vadinin ardında ilk defa görülen deniz.”
1000Kitap
“Ben, yol boyunca uzanan gri, sıkıcı bariyer. Sen, vadinin ardında ilk defa görülen deniz.”
Duygu ve Düşünce