gül

akan şeylerin ardında akmayan şeyler
Doğa süreçlerine müdahale eden bir "kuvvet" ya da "ruh" söz konusu değildi Demokritos için. Var olan tek şey atomlar ve boş uzamdı. Sadece "maddi" şeylere inandığı için, onun bir maddeci (özdekçi/materyalist) olduğunu söylüyoruz. Yani atomların hareketinin ardında herhangi bir "amaç" yatmıyordu. Doğa bütünüyle mekanik bir şeydi. Ama bu olup bitenlerin "rastlantı" olduğu anlamına gelmez, çünkü şey doğanın değişmeyen yasalarına göre gerçekleşir. Demokritos her olayın doğal, şeylerin kendisinden kaynaklanan bir ne ni olduğuna inanıyordu. Hatta rivayete göre Pers kralı olmaksa bir doğa yasası keşfetmeyi yeğlediğini söylemiş. Demokritos'a göre atom kuramı duyumlarımızı da açıklayabiliyordu. Eğer bir şey duyumsuyorsak, bu boş uzamda atomların hareket etmesinin bir sonucudur. Ay'ı görmemi sağlayan şey, "ay atomlarının" gözüme ulaşmasıdır. Peki ya bilinç? O da atomlardan, yani bir takım maddi "şeylerden" oluşamaz ya! Demokritos'a göre oluşur: Ruh, özellik yuvarlak ve kaygan olan "ruh atomlarından" meydana gelmiş Bir insan öldüğünde her tarafa doğru uçuşur ruh atomları. Ve tam o sırada oluşmakta bulunan yeni bir ruha katılabilirler. İnsanın ölümsüz bir ruha sahip olmadığı anlamına gelir bu. İşte yine bugün pek çok insanın katıldığı bir düşünce! Demokritos gibi bu insanlar da ruhun beyne bağlı olduğunu, beyin dağıldıktan sonra herhangi bir bilince sahip olamayacağımızı düşünmektedir.
Sayfa 56·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
sevgi ve çatışma
Empedokles'e göre doğada dört ilk madde ya da kendi deyişiyle "kök" vardır: toprak, hava, ateş ve su. Doğadaki değişimler bu dört maddenin ayrışması sayesinde gerçekleşmektedir. Çünkü her şey toprak hava, ateş ve sudan meydana gelmiştir, ama karışım oranları farklıdır. Bir çiçek ya da hayvan öldüğünde, dört ana madde birbirinden ayrılmış demektir. Böyle bir değişikliği gözlerimizle görüp izleyebiliriz. Ama bir yandan da toprak ve hava, ateş ve su hiç değişmeden kalır, yer aldıkları karışımlardan hiç etkilenmezler. Yani "her şey" değişiyor demek, doğru değildir. Aslında bir şeyin değiştiği yoktur. Dört değişik maddeyi karıştırıp ayırıyor, sonra yeniden karıştırıyoruz -bütün olup biten bundan ibaret işte.
Sayfa 46·Kitabı okudu
Herakleitos "Tanrı hem gece hem gündüzdür, hem kış hem de yazdır, hem savaş hem de barış, hem açlık hem de tokluktur, demişti. "Tanrı" sözcüğünü kullanıyor, ama tabii kastettiği mit lerdeki tanrılar değil. Herakleitos'a göre Tanrı -ya da tanrısallık- bütün dünyayı kapsayan bir şeydir. Tanrı kendini tam da sürekli değişen ve karşıtlıklarla dolu olan doğada göstermektedir. "Tanrı" sözcüğü yerine çoğu zaman Yunanca akıl anlamına gelen "logos" sözcüğünü kullanmıştır. Biz insanlar hep aynı şekilde düşünmesek ve aynı akla sahip olmasak bile, Herakleitos'a göre doğada olup biten şeyleri yönlendiren bir "dünya aklı" olmalıdır. Bu dünya aklı -ya da "doğa yasası"- her şeyde bulunur ve tüm insanların ona uygun şekilde davranması gerekir. Oysa çoğu insan kendi kişisel aklına göre yaşamaktadır. Böyle düşünüyordu Herakleitos ve diğer insanlara da pek yüksek bir değer biçtiği yoktu. Pek çok insanın düşüncesi "çocuk oyunlarından" farksızdı onun gözünde. Yani Herakleitos doğadaki tüm değişimler ve karşıtlıklar arasında bir tür birlik ya da bütünlük bulmaktaydı. Her şeyin altında yatan bu "şey"e de "Tanrı" ya da "logos" adını vermişti.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Hani "Gözümle görmeden inanmam" diye bir laf vardır. Parmenides gözüyle görse de inanmıyordu. Duyuların bize dünyayı yanlış tanıttığı, aklın insana söylediğinden farklı bir dünya resmi çizdiği görüşündeydi. Bir filozof olarak, bize görünen her türlü biçimi "duyusal yanılmalardan" arıtmayı görevi sayıyordu.
Sayfa 43·Kitabı okudu
Ksenofanes, "İnsanlar, tanrıları kendilerine bakarak yarattı." diyordu. "Ölümlüler, tanrıların da kendileri gibi doğduklarına, benzer giysileri, sesleri ve biçimleri olduğuna inandılar." Siyahların tanrıları siyah ve basık burunlu, Trakyalılarınki ise mavi gözlü ve sarı saçlıdır. Eğer öküzler, atlar ve aslanlar da resim yapabilselerdi, atlar at, öküzler öküz benzeri tanrı resimleri çizer ve kendilerine benzeyen biçimlerde heykeller yaparlardı.
Sayfa 35·Kitabı okudu