“Beyefendim, Başlık Neydi?” – İnceleme
“Beyefendim, Başlık Neydi?”, 1970’li yılların İstanbul’unu arka plana alan; edebiyat, kimlik, yazarlık mücadelesi ve “anlaşılma” ihtiyacı üzerinden ilerleyen postmodern eğilimli bir roman. Kitap, yalnızca bir hikâye anlatmakla yetinmiyor; aynı zamanda yazma eylemini, edebiyat çevrelerini, okur-yazar ilişkisini ve edebi türler arasındaki çatışmaları da konu edinerek metinlerarası ve üstkurmaca bir yapı kuruyor.
Romanın merkezinde Orhan var: İnşaat Mühendisliği bölümünde çalışan bir akademisyen. Ancak Orhan’ın asıl gündemi mesleği değil; yıllardır yazdığı kitabı yayımlatma çabası. Sürekli reddediliyor, yayınevlerinden olumsuz dönüşler alıyor ama yazmayı bırakmıyor. Çünkü Orhan’ın derdi başarı ya da şöhret değil; çok daha temel bir mesele: “anlaşılmak.”
Bu noktada romanın en dikkat çeken unsuru devreye giriyor: Moric.
Moric, Orhan’ın arkadaşı gibi görünse de zaman zaman iç sese, vicdana, zihinsel bir eşlikçiye dönüşüyor. Moric’in varlığı romanı klasik gerçekçilikten çıkarıp farklı bir alana taşıyor. Okur, Moric’i “gerçek bir karakter mi, Orhan’ın zihninin bir üretimi mi?” sorusuyla okurken metin giderek bilinçli biçimde oyun kuruyor. Yani romanın temel dinamiği sadece olaylar değil; Orhan’ın zihni ve o zihnin içindeki tartışmalar.
“Şair Aranıyor” ilanı ve romanın kadrosu
Orhan, “anlaşılma” arzusunu bir adım ileri taşıyarak gazeteye “Şair aranıyor” ilanı veriyor. Bu ilan, romanın ana eksenini genişletiyor ve Orhan’ın karşısına üç şair çıkarıyor:
Gül Hanım Pekmez: Ağdalı dili benimseyen, klasik şiire ve Servet-i Fünûn çizgisine yakın duran bir karakter.
Cemil YOK: Toplumcu gerçekçi bakışa sahip; hayali ve romantizmi yapay bulan, daha sert ve politik bir çizgide duran bir şair.
Kemal Duru: Varoluşçu ve Garip şiiri etkisinde;