Korkuyorum… Kaç kara kapın var senin?
Yaklaştıkça girdap oluyor yollar.
Eriyor elimde, binbir umutla dövüp işlediğim
kelebek anahtar.
Bekliyorum.
Yine de bekliyorum; fakat beklemek öyle soğuk ki
çocukluğuma mezar kazdırıyor.
Aydınlığa ne kadar yakınsın bilmeden
yine bekliyorum.
Bir gayret baksan o paslı delikten gözlerime…
Rabbim kırk güneş yaratsa,
“Bu gözler yine de sıcak bakmaz.” dersin
içimi bilmeden.
Oysa nereden bileceksin beni?
Biz hiç birlikte yıldızlara bakmadık ki.
Toprağa daldırmadık avuçlarımızı bir fidana can olsun diye.
Bir kediyi doyurmak için aynı kapıdan
heyecanla çıkmadık.
Oysa nereden bileceksin beni?
Biz hiç kol kola yürümedik
kuşlara çocukluk sarkıntılıkları yaparak.
Saçlarımızdaki akları sayıp gözyaşı dökmedik.
Ayrı geçen zulüm gibi zamanlara
birlikte sövüp saymadık.
Ben araftayken örüldü bu urgan boynuma,
Çıktığım bu tahtadan görülmüyor umut.
Bir nazarınla baksan, gözünün heybetinden şu ip kopar da,
Ayağım kayıyor... yetiş beni, sıkıca tut.
Gülcan Özen
Sabret, gönül, sabret sakın isyan etme
Bir gün elbet bitecek bu çile, isyan etme
Dört kitaptan başlayalım istersen, gel, söze
Or'da öyle bir isim var ki kuldan öte, kuldan ziyade
Onu düşün, ona sığın o senden öte, benden ziyade