Biraz su içtikten sonra rahatlayan Pınar sırtını duvara yaslayıp anlatmaya başladı.
“Beş yıl içinde kızım sandığım ve teşhis etmek zorunda kaldığım cesetlerin sayısı. Hepsi kızımın yaşına yakın çocuklardı. Yanmış, kazada tanınmaz hale gelmiş, boğulmuş, tecavüz edilmiş kırk iki ceset. On dört kez dna testi yaptırdım çünkü cesetlerin çoğu öldürülüp gömülmüş ve ya sadece kemikleri vardı. Demir, yaşadığım acıyı hayal etmeni istiyorum. Kırk iki kez morga girip her seferinde kızım mı değil mi diye teşhis etmek zorunda kaldım. Dna testi yaptıklarım bu rakama dahil değil. Yani toplamda elli altı kez kızımın ölmediğini öğrendim. Sence bu iyi haber miydi yoksa kötü haber mi? Ben elli altı kez kızımın öldüğünü ve bir o kadar da ölmediğini öğrendim. Bu ıstırabı, acıyı hayal bile edemezsin. Bir süre sonra her teşhiste kızımın yaşadığına dair benim umudum kuvvetlendi.
Bana bak Demir, kızım ölseydi o teşhis ettiklerim için de çıkardı. Şimdi beni anlıyor musun? Kızım ölmediği bir gün ben onu bulacağım. Belki de o gün gelmiştir. Yapbozun eksik parçasını getirdiğine göre mutlaka sende daha fazlası vardır. Sen sadece elinde yüzü olmayan bir adamın fotoğrafıyla gelmezsin. Daha neyin var söyle bakalım? Ne biliyorsun?”
Demir, Pınar’ın anlattığı kırk iki ceset hikayesinden oldukça etkilenmişti.
Morg kapısında defalarca bekleyip her seferinde aynı acıları katmerli yaşamak... Aman Allah’ım bu nasıl bir sınavdır.
@hikayeler