“Bilmez misin bu evlerin özgürlüğü
mezarlardır
Üç renkli bir kefene sarılır rüyaları.
Harflerden ve taşlardan bir gelecek ağıdı
Herkes dağlardan bir kandile pervanedir
burada.
Ölüm korkudan merhametli, diyor, avuçları
toprak
İçinde soğumuş bir tanrı, tükenmiş namazlar
kılıyor.
Kar yosunları, dişbudaklar, yaban cevizleri
Evlerin pencerelerine üşümüş fotoğraflar
getiriyor.
Halkın kirpiklerinden bir beşikte çocuklar
Üç zamanı birden büyüyor katillerine
gülümseyerek.
Beyaz tülbentlerinde siyah zamanlar
Kadınlar çaresizliğin cenazesini kaldırıyor.
Ölüler son nefesleriyle karları tutuşturarak
Üniformalı bir sabaha çıkıyor dağlardan
soğuk.
Ben sana geliyorum,ters lale,yedi
göller,zeytin acısı
“bütün fincanlarda aynı anda karardı kalbim
tüm merdivenlerin altından geçtim
kara kediler dolandı bacaklarıma,eğildim
sevdim
mahallede elektrikler kesildi ve seni
hatırladım
mum tedarik etmemiz için karanlıkta
kalmamız gerekirdi,
bunu çoktan planladım.”