“Kadınların şarkıları,tahmin edilebileceği gibi,hiçbir zaman neşeli değildir.
(…)
Cinsiyet ayrılığı bir bakıma dilde de kendini gösterir: Guayakilerin yaşamındaki tüm olumsuz yanları aktarmak kadınlara düşerken, erkekler yaşamın zevkli yanlarını ya da en azından katlanılmaya değer yanlarını dile getirirler. Kadın, jestlerini bile gizlemeye çalıştığı ve şarkı söyler ya da ağlarken yüzü kızardığı halde, avcı erkek, tam tersine, başı dik, vücudu gergin, gururlu bir ifadeyle şarkı söyler. Sesi güçlü, neredeyse kabadır, hatta zaman zaman öfkelidir.”
“Hayatın,insanlığın çoğunluğu için,içtenlikle yaşanması gereken bir mutluluk değil,baskılar ve cezalarla ve inanılması gereken yalanlarla yapılmış dar bir alanda,sürekli bir rol yapma hali olduğunu,ilk bu sıralarda sezmeye başlamış olmalıyım.”
“Gerçek aşk acısı, varlığımızın en temel noktasına yerleşir, bizi en zayıf noktamızdan sımsıkı yakalar ve diğer bütün acılara derinden bağlanarak bütün gövdemize ve hayatımıza hiç durdurulamayacak bir şekilde yayılır. Eğer umutsuzca aşıksak, baba kaybından en sıradan talihsizliğe, mesela anahtarımızı kaybetmeye kadar her şey, diğer bütün acılar, dertler ve huzursuzluklar, her an yeniden kabarmaya hazır olan bu asıl ıstırabımızın tetikleyicisi olur. Benim gibi aşk yüzünden bütün hayatı altüst olmuş biri, diğer bütün dertlerinin çözümünün de aşk acısının sona ermesiyle mümkün olacağını sandığı için, içindeki yarayı istemeden daha da derinleştirir.”