Yoksulların erdemli olduğu fikri kolayca kabul edilse de bu durum insanı hayal kırıklığına uğratır. Genelde bize yoksulların hayır işleri karşısında minnet duydukları söylenir. Bazıları kuşkusuz minnet duyar ama içlerinde en iyileri asla şükran borcu hissetmez. Minnet duymaz, tatminsiz, kural tanımaz ve isyankârdırlar. Ve böyle olmakta sonuna dek haklıdırlar. Yardımseverliğin komik ve yetersiz bir tazmin yolu ya da vicdani hesaplaşmalardan doğan bir nevi duygusal sadaka olduğunu ve genellikle bunun üstüne bir de yardımseverlerin, hayatlarına müdahale etmek yönünde zulme yöneldiğini düşünürler. Varsılın masasından düşecek birkaç kırıntı için neden minnettar olsunlar ki? O masada onların da yeri olmalı ve artık bunun farkına varıyorlar. Tatmin olmama meselesine gelince, eğer insan bu koşullar altında, bu kadar düşük standartlara sahip bir hayattan hâlâ memnunsa, onun insanlığından ziyade hayvani dürtülerinden bahsedilebilir.
Toplumumuzun bir kesiminin neredeyse köle gibi yaşaması üzüntü vericidir ama sorunu çözmek için bütün toplumu köleleştirmeyi teklif etmek de çocukçadır.Her insanın kendi işini seçme özgürlüğü olmalıdır. Üzerinde hiçbir baskı olmamalıdır. Aksi takdirde yaptığı iş ne kendisine ne işe ne de başkalarına yarar. Ve iş derken her tür eylemi kastediyorum.