İsmail'in defterinden Zehra'ya gönderilmemiş bir mektup;
"15 Kasım 1912
Bu gece size bir kartpostal yazdım. Yarın posta gelirse veririm. Gelmezse bir köşede kalır. İki satır yazabildim 'İyiyim, merak etmeyin'. Yalandı. Ben iyi değilim. Sonra bu defteri elime aldım. Gerçeği ancak bu defter çeker. Ama çoğu kez bu dehşetin kelimesini bulup da bir yerden çıkaramıyorum. Yazıya düşen hiçbir şey ateşini olduğu gibi yansıtmıyor, her şeyi yazıya dönüşürken munisleşiyor. Hiçbir alfabede Z'den sonra harf yok çünkü. Bu rezaletin kelimeler karargahında bir karşılığı yok. Böyle bir şey sadece yaşanabilir. Yaşayanlarda tez elden unutma telaşında. Tarih kitaplarına girecek üç soğuk cümlenin ardından ne mahşer var oysa.. "
Celil Hikmet'in Zehra'ya hiç gönderemediği mektubundan;
"16 Kasım 1912, Gece
Ruhumun ruhu, Nurumun nuru Zehra Hanım'a
Hayallerimde bile sana söyleyemediğim şeyleri yazacağım şimdi, Siz yerine Sen demek gibi.
Oysa bu kadar dökülüp saçılmak, bu kadar açılmak için ancak ölüme yakın olmak lazımdır. Bu kadar cesur olmak için de kavuşma ümidinin kalmaması. Ben işte bu haldeyim. Çatalca'dayız ve yol yorgunu baskına uğrayan Alaiye Redif Taburu'nun yerine, İleri Tabya savunmasına girmek için emir aldık.
Ama ben sana sadece senden bahsedebilirim Sen güzelliğinin herşeyi fethettiği zamanlardasın ve ben hangi yanıma değsen o yandan ağrıyorum. Güzellikten doğan aşka yaslanarak herşeyi unutmak, senden gayrini geride bırakmak isterdim. Fakat ne mümkün! Ne zaman unutur gibi olsam olmuyor. Unutmak istediğim şeyin tam ortasındayım.
Bir acıya tahammül edebilmek ancak ondan daha büyük bir acıyla yüz yüze gelmekle mümkün olabilirmiş, anladım. Şimdi, bir dağın diline emanet ettiğimde bile ölü harfler, yanık kelimeler doğuran bu seyrüseferi, altında ezildiğim herşeyi, bu acıyı unutabilmek için bir diğer acımı diriltmeye uğraşıyorum. Seni unutmak için yaşadıklarımı, yaşadığım şeyi unutmak için de seni hatırlıyorum. Ama mümkün değil hiçbirini unutamıyorum.
Ruhun kaldırabildiği acıyı bazen beden reddeder, çünkü kaldıramaz. O zaman bedeni daha derin bir acıyla susturmak gerekir. Aşkın acısından kaçarak sığınılacak en uygun yer ancak bir savaş olabilir. Ruhumun acısını ancak bedenimin acısı dindirebilir. Aşkımı acıya döndürebilirsem ancak dayanabilirim.
Yaşadığıyla yaşamadığını artık ayırt edemeyen zihnim tümüyle gerçeğin ortasında. Oysa... "