Ama, başlı başına bir doğruluk ve eğrilik vardır. Her ikisi de, Tanrılar ve insanlar görsün görmesin, insanın içindedir. Hiçbiriniz, ne şiirle ne sözle bunları ele alıp birinin içimizdeki en büyük bela, ötekininse en büyük nimet olduğunu yetesiye belirtmediniz. Genç yaşımızda buna inandırılmış olsaydık haksızlığı önlemek için birbirimize bekçilik etmezdik. İnsan belaların en büyüğüyle bir çatı altında bulunmaktan korkar, kendi kendinin bekçisi olurdu.
O kadar ki, konuşmamızın sonunda gene de hiçbir şey bilmediğimi gördüm. Doğrunun ne olduğunu bilmedikçe, doğruluğun iyilik olup olmadığını nasıl kestirebiliriz?
Demek, eğriliğin öyle bir gücü var ki, nerede olursa olsun bir şehirde, bir ailede, bir orduda ya da başka herhangi bir toplulukta, kendini gösterir. İnsanları göremez hale sokar. Kendine de karşıtına da, yani doğruya da düşman kesilir.