İki duvarın arasında bir mezardaydım, birinin ardında gövdelerin yayvan hareketleri, insana özgü yaşantı vardı, öbürünün ardındaysa asıl ve sonsuz varoluşumun ait olduğu alem bütün sessizliği ve karanlığıyla uzayıp gidiyordu. Beni hangisi çağıracaktı? Adımımı hangisine atmalıydım?
Maria Beni bahçede karşıladı, olağanüstü güzel kır manzarasına sahip bir çitin yanına oturduk. Böylesine güzel bir manzara karşısında mutlaka boş boş konuşmuşuzdur, öyle değil mi? Hayır, manzaraya bakan oydu,; Bense onun gözlerine bakıyor, bütün o yeşil çayırları, gökyüzünü, hatta bir diğer gökyüzünü, ta yedinci kata kadar, sen insanoğlunun sayıp sayabileceği bütün gökleri onun gözlerinde görebiliyordum.
Kukla tiyatrosu nasıldır, bilir misin? Kuklalardan biri yırtılırsa bir diğeriyle değiştirilir, ama tiyatro devam eder, müzik kesilmez, izleyiciler sevinçle alkışlar, çok ilginçtir. İzleyici, hiç yırtılmış kuklayı nereye attılar diye endişelenir mi, hiç onu çöp kutusuna dek izler mi? Hayır, oyunu izlemeyi sürdürür ve eğlencesine bakar. İşte her şey bana da böyle eğlenceli gelmişti; davulların davetkar biçimde çalınışı, kuklaların attıkları matrak taklalar, yaptıkları maskaralıklar; bu ölümsüz oyun o kadar hoşuma gitmişti ki, ben de bizzat aktör olmak istemiştim… Ah, nereden bilecektim, bütün bunların oyun olmadığını; eğer kukla sensen o çöp kutusunun bu kadar korkunç olduğunu; kuklaların yırtıklarından kan sızdığını