Fazla sevdiğinizde, sevilen nesnedeki eksiklikler fark edilmez olur, hatta daha da kötüsü: o eksikliklere meziyet atfedilir. Oysa eksikliklerini bilmezseniz, kusurlarını iyi niyetlerine yorarsanız insanları nasıl doğru yola çeker, onları mutlu edebilirsiniz? Sevmek arzulamak demektir, arzu da gücü öldürür.
Yalnızlığım çok büyük, çok derin olduğu için oynuyorum; yalnızlığımın dipsizliğinden korkuyorum! Kendimi karanlık bir uçurumun kenarında buldum; aşağı habire sözcükler atıp duruyorum; nasıl da ağır sözcükler, ama düştüklerinde en ufak bir ses gelmiyor. O uçuruma kahkahalar tehditler ve gözyaşları atıyorum. Aşağıya tükürüyor, bağrına taşlar, kaya parçaları fırlatıyor, dağlar tepeler deviriyorum - ama hep aynı boşluk hep aynı sessizlik. Hayır samimiyetle söyleyeyim, bu uçurumun dibi yok dostum ve sen de ben de boşuna uğraşıp didiniyor, ter döküyoruz!
İnsan suretine bürüneli beri korkmadan geçirdiğim bir an anımsamıyorum: Daha yüreğimin ilk atışını duyduğumda bile. Aynı anda hem yaşama hem ölüme olan uzaklığı sayan o keskin, yüksek tık sesi, Beni daha önce duymadığım bir ürküntü ve telaşla sarmıştı. İnsanlar her yanı ölçüp saymayı severler, anladım da, yaşamın yitip giden her saniyesine sihirbaz titizliğiyle eşlik eden bu sayacı bağırlarında nasıl taşıyabilirler?