Gülşen

Bir kırılma noktasıdır bu; çırpındıkça battığın, emeklerinin avuçlarından çöp gibi döküldüğü o uğursuz an... Gönlün zedelenir, bakışların buğulanır. Herkes gibi olmanın o hafifliği dururken, sen sırtına kendi benliğinin o muazzam ağırlığını yüklemeyi seçersin. En kolayı reddeder, en zor patikada yürümekte diretirsin. ​Gözlerinden süzülen o yaşlar, bir yenilginin değil, kabullenişin sessiz çığlığıdır. Dünya sağırdır, dünya sabittir ve bazen hiçbir şey değişmez. Değişim için ateşe atılan kişi, o ateşte eriyip bambaşka bir siluete bürünür ancak: Duygularıyla, düşünceleriyle ve o kaçınılmaz davranışlarıyla..."
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
​"Beklentiler, kendi üzerine kilitlediği kapılardı. Herkesin aynı dilde sustuğu o ıssız meydanda, bir umuda el uzatmanın, avucunda bir kor parçası taşımak olduğunu biliyordu; sonu kül, sonu hüsrandı... Mevsimlik heveslerin ardından gelen o asırlık yıkımlar arasında, bir sağa bir sola yalpalayan gölgesiyle baş başa kalmıştı. Kimliksiz bir zamanın orta yerinde; evveli, bugünü ve meçhul yarını arasında dokunan o ince sızının adıydı artık."
“Vedalar üzerine söylenmiş sözleri ezberlemekten hep korkardı. Zihninde bu cümlelere yer açmayı ertelerdi. Hep en derine gömerdi. Karanlığa hapsederdi. Yollarda uzun uzun dinlenen o veda şarkılarını da geçerdi. Şimdi bir ayrılığın eşiğinde; korkuyu ve kaygıyı sırtına vurmuş, hazırlık yapıyor. İnsan nereden başlar ki vedalaşmaya? Çocukluğundan mı… yoksa sevdikleriyle sonsuza dek kalacağına inanan o küçük kalbinden mi?”
Eskiden yazmak bir sığınaktı; zamanı durdurur, düşüncelere yaslanır, kalbin en saf yerini yoklardık. Şimdilerde ise ne yazacak vaktimiz kalıyor, ne de hisseden o duru yüreğimiz… Düşüncelerimiz, kaygının gölgesinde ağırlaşıyor. Yazmak hâlâ orada, bizi bekliyor belki, ama biz artık ona varamayacak kadar telaşın içine sıkışıyoruz.
Bazen insan, yolun bütün kıvrımlarını dolaşıp yine kendi başlangıç çizgisine varır. Ne tam anlamıyla karanlığa gömülür, ne de ışığın en yüksek yerine erişir. Sadece durup, “Neydim, neye dönüştüm?” demek bile derin bir soluk olur insana. Çünkü hayat; acısıyla da tatlısıyla da tadılmış, iz bırakmış ve bırakmaya da devam edecektir. İşte bu yüzden bir başlangıç noktasına ihtiyaç duyar insan. Yüklerini sessizce bir kenara bırakıp dinlenmek, kendini yeniden görmek için… Hayallerin hayatla yüzleştiği o kırılgan anı izlemek, ruhun nasıl değiştiğini anlamak için insan bazen geri dönmelidir. Başladığı yere… Orada, hem eski benliğinin gölgesi hem de yeni benliğinin ışığı aynı anda görünür çünkü.