Her insanın hayatı su gibidir. Berrak, içmeye doyulamayan... Hayatları farklı kılan içine damlatılacak bir damla mürekkeptir. Kimisi bir damla hüzün damlatır. Tüm hayatını hüzne boğar. Kimisi minik umutlarını damlatır. Hayatının en karanlık anlarında bile parlayan bir ışığı olur. Siz hayatınızın suyuna ne damlattınız?
Sevilsin, şu karanlık dünyada kendisine bir ışık dehlizi açılsın, bu dünyada sevilmeye değer olduğunu birisi kendisine söylesin istiyor. Yücelmek için yüceltiyor, sevilmek için seviyor. Izdıraba tahammülü yok, yanmaya gelemiyor. Varlığını alevde eriten bir pervane yerine, kandile sitem okları yağdıran bir pervane olmayı yeğliyor. Gürültü yapıyor. "Ne olur beni sev!" diye uluorta bağırıyor. Sessiz bir ağlayışla yapılmadığı için bu çağrı, masum bir yakarı olmadığı için, ötelerden yankı bulmuyor.
Aşk artık sessizliğe katlanamıyor.
Âşık sanıyor ki, ne kadar ses olursa o kadar iyi anlaşacak. Çıkardığı sese karşılık bir ses istiyor. Îniltisine bir iniltiyle cevap verilsin istiyor. Oysa o cep telefonu her çaldığında sesler daha bir anlamsızlaşıyor. Hiçbir şey iletmeyen; bir çağrı, bir duygu taşımayan her konuşma, insanı kendi zindanına daha da çok gömüyor.