Gül yalçın

Gül yalçın
@gullyalcin
Okumadiginda vicdan azabı çekebilecek kadar kitap sevdalısı... Kitap yorumlarım için instagramdan takip edebilirsiniz
Ev hanimi
Ünv. mezunu
manisa
17 Haziran 1981
510 okur puanı
Mart 2015 tarihinde katıldı
Puan vermedi·240 syf.··
2026 18. kitabı
Hayat başladığı anda planlar yapar, geleceği belli bir strateji üzerine kurmaya çalışırız. Ancak zaman geçtikçe bu planlar, düşünceler ve hatta duygular bile geçerliliğini yitirebilir. Çünkü bazen
Düşlenemez Diyarların YolcularıDasha Kiper · Domingo Yayınları · 202510 okunma
Puan vermedi·464 syf.··
2026 11. kitabı
Uzun süredir gerilim okumayan ben, Deli Bal ile keskin bir dönüş yaptım. İtiraf ediyorum, kitap çok iyi… İlk 100 sayfa biraz yavaş ilerlese de sonrasında kendinizi sayfaları neredeyse deli bal yer gibi tüketirken buluyorsunuz. Jodi Picoult yine bildiğimiz gibi; olay örgüsü, toplumsal tabular, aile, adalet ve polisiye gizem öylesine ustaca işlenmiş ki Deli Bal’ın etkisine girmemek neredeyse imkânsız. Hikâye Lily ve Asher üzerinden ilerlese de aslında bizi tatmaya doyamadığımız o kişisel zehirlerimizle yüz yüze bırakıyor. Lily’nin hikâyesi ortaya çıktıkça içimde garip bir çatışma yaşadığımı inkâr edemem. Büyüdüğüm coğrafyanın alışkanlıklarıyla bir yanım bu hikâyeye mesafeli durdu; ama diğer yanım sevginin bazen bütün tanımlardan daha güçlü olabileceğini görüp alkış tuttu. Bir anne olarak beni en çok etkileyen ise güçlü anne karakterler Olivia ve Ava oldu. İkisi de evlatları için savaşan, onları korumaya çalışan annelerdi ve ikisi de hayatın en çetin sınavlarından birini vermek zorunda kaldı. Kitap boyunca “deli bal”ın hayatımızın neresinde olduğunu düşünmeden edemedim. Belki de deli bal tam olarak budur: Fazla sevgi, fazla koruma ve bazen de fazla inanmanın insanın içinde bıraktığı o görünmez zehir. Dışarıdan bakınca her şey bal kadar tatlı görünse de gerçeği anlamak için bazen o tadın ardındaki zehri fark etmek gerekir. Belki de romanın en sarsıcı tarafı buydu: Hikâye boyunca yalnız karakterler değil, okur da kendi önyargılarıyla yüzleşiyor. Ve kitabı kapattığımda aklımda tek bir soru kaldı: Gerçek gerçekten kanıta ihtiyaç duyar mı?
Deli BalJodi Picoult · April Yayıncılık · 2024109 okunma
Puan vermedi·424 syf.··
2026 10. kitabı
1930’lar İtalya’sı… Kadının adının yüksek sesle anılmadığı, hayatın ataerkil bir düzen içinde akıp gittiği yıllar. Ve tam o düzene karşı, “Burada biz de varız. Bizi de dinleyin. Kadınla erkek eşittir.” deme cesaretini gösteren zamanının marjinali: Anna. Onu sindirmeye çalışan bir Carlo… Ve daha da önemlisi, onu anlamaya hiç niyeti olmayan bir kasaba. “Kadın gülmez. Kadın içki içmez. Kadına pantolon yakışmaz. Kadın okumaz. Kadın evlenir ve evinin kadını olur.” Bu cümleler birer kural gibi havada asılıyken Anna, o küçük kasabada varoluşuyla çığır açıyor. Sadece kendi hayatının iniş çıkışlarına değil; elini uzattığı, dokunduğu insanların hayatlarına da tanıklık ediyoruz. Ve sayfalar ilerledikçe şunu fark ediyoruz: Avrupa sandığımız kadar “Avrupa” değilmiş o yıllarda. Anna’nın içsel gücüne hayran kaldım. Ama en çok da kimsenin önyargılarına kulak asmadan kendi yolunda yürüyüşüne… Bu romanı güçlü yapan yalnızca Anna değil. Lizzanello kasabasının gündelik hayatı, insanlarının bakış açıları, korkuları, alışkanlıkları… Yan karakterler o kadar ustalıkla işlenmiş ki, bazen “Şimdi kime kızıyoruz, kime üzülüyoruz?” diye durup düşünmeden edemiyorsunuz. Anna benim için bireysel mücadelenin, kişisel cesaretin ve eğilmeme hâlinin simgesi oldu. Ve bu yolculuğa ortak olmaktan çooookkk keyif aldım. Herkese keyifli okumalar
Postacı KadınFrancesca Giannone · Gutenberg Yayınları · 202531 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 9. kitabı
Benim Durumumdaki Erkekler, Per Petterson’ın İskandinav edebiyatına özgü yalın ama sarsıcı anlatımıyla, boşanmanın ardından Norveç yollarında arabasıyla savrulan Arvid Jansen’in hikâyesini anlatırken aslında dramatik bir olay örgüsünden çok bir bilinç akışının kırık dökük parçalarını sunar; dışarıdan bakıldığında içki içen, dolaşan, geçmişi kurcalayan sıradan bir adam görürüz ama metnin asıl gücü, söylenmeyenlerde ve cümle aralarındaki boşluklarda saklıdır. Petterson minimalizmi bilinçli bir estetik tercih olarak kullanır; kısa, kesik ve duygudan arındırılmış gibi görünen cümleler, erkeklik mitinin dayattığı suskunluğu biçimsel olarak da yeniden üretir ve böylece içerik ile üslup birbirine yaslanır. Arvid’in babasıyla hesaplaşması, başarısızlık hissi ve kimlik çözülmesi, klasik bir dramatik doruk noktasına ulaşmaz; aksine anti-klimaktik bir yapı içinde, ağır ağır çöken bir iç dünya olarak ilerler. Bu yönüyle roman, modern erkekliğin kırılganlığını romantize etmeden, hatta yer yer rahatsız edici bir soğukkanlılıkla gözler önüne serer ve okuru şu soruyla baş başa bırakır: Hayatın dağıldığı yerde insan kendini yeniden kurabilir mi, yoksa susarak çözülmeye devam mı eder?
Benim Durumumdaki ErkeklerPer Petterson · Metis Yayınları · 2020132 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 8. kitabı
Her gün fark etmeden ve çok sıradan gibi gelen bir eylemdir yürümek ama aslında insan hayatının ilk devrimi yürümekle başlar. Erling Kagge bu kitapta yürümeyi bir hedefe varma çabası olarak değil, insanın kendisiyle baş başa kalabildiği en yalın hâl olarak ele alır. Adımlar arttıkça dünya susar, iç ses belirginleşir; yol uzadıkça insan hızdan değil, yüklerinden vazgeçer. Yürümek burada bir kaçış değil, hayatla kurulan daha dürüst bir temas, düşüncenin yavaşlayarak derinleştiği bir varoluş biçimidir. Bu yüzden yürüyüş, modern hayatın gürültüsüne karşı sessiz bir başkaldırı, insanın kendine doğru attığı en kadim ve en dönüştürücü adımdır.
Yürümek, Adım AdımErling Kagge · Kolektif Kitap · 2023192 okunma