Benim Durumumdaki Erkekler, Per Petterson’ın İskandinav edebiyatına özgü yalın ama sarsıcı anlatımıyla, boşanmanın ardından Norveç yollarında arabasıyla savrulan Arvid Jansen’in hikâyesini anlatırken aslında dramatik bir olay örgüsünden çok bir bilinç akışının kırık dökük parçalarını sunar; dışarıdan bakıldığında içki içen, dolaşan, geçmişi kurcalayan sıradan bir adam görürüz ama metnin asıl gücü, söylenmeyenlerde ve cümle aralarındaki boşluklarda saklıdır. Petterson minimalizmi bilinçli bir estetik tercih olarak kullanır; kısa, kesik ve duygudan arındırılmış gibi görünen cümleler, erkeklik mitinin dayattığı suskunluğu biçimsel olarak da yeniden üretir ve böylece içerik ile üslup birbirine yaslanır. Arvid’in babasıyla hesaplaşması, başarısızlık hissi ve kimlik çözülmesi, klasik bir dramatik doruk noktasına ulaşmaz; aksine anti-klimaktik bir yapı içinde, ağır ağır çöken bir iç dünya olarak ilerler. Bu yönüyle roman, modern erkekliğin kırılganlığını romantize etmeden, hatta yer yer rahatsız edici bir soğukkanlılıkla gözler önüne serer ve okuru şu soruyla baş başa bırakır: Hayatın dağıldığı yerde insan kendini yeniden kurabilir mi, yoksa susarak çözülmeye devam mı eder?